Teşekkür etmek önemli midir? Ya da bir hata yaptığımızda içtenlikle “Kusura bakmayın” diyebilmek?…
Şüphesiz ki önemlidir. Çünkü küçük bir teşekkür, samimi bir nezaket belirtisidir ve kimi zaman bir insanın gününü, hatta hayata bakışını değiştirebilir.
Ancak günümüzde, toplumsal alanda nezaketin bir “zayıflık” gibi algılanmaya başlaması, bizi nazik bir toplum olmaktan günden güne uzaklaştırıyor.
Peki, nezaket gerçekten bir zayıflık mıdır?
Asansörde karşılaştığımız komşumuza içten bir, “Günaydın” demek ya da markette bize yardımcı olan bir çalışana, “Teşekkür ederim” demek insanı güçsüz mü kılar? Kesinlikle hayır.
Asıl zayıflık; teşekkür etmeyi bile kendine yedirememek, insanlara kibirle ve üstten bakmaktır.
Gün içerisinde kötü şeyler yaşamış, yorulmuş veya kırılmış biriyle karşılaştığınızda ona verdiğiniz samimi, sıcak bir tebessüm;
belki de o kişinin bütün gün yaşadığı olumsuzlukları kolayca atlatmasına yardımcı olacaktır.
Asansörde komşunuza dileyeceğiniz, “Gününüz güzel geçsin” temennisi onun tüm gününü pozitif geçirmesine vesile olabilir.
Nezaketi bir zayıflık olarak görmek yerine, ona güzel bir niyet ve incelik gözüyle bakalım.
Çoğu zaman zaten yeterince sıkıntılı ve tempolu olan hayatlarımızda birbirimize karşı olan nezaketimizi de kaybedersek, yaşamak ve ayakta kalmak daha da zorlaşır.
Herkesin fazlasıyla yorgun ve umutsuz hissettiği böyle dönemlerde, ufak ve içten bir gülümseme bile toplumda zincirleme bir etki bırakabilir. Birbirimizin hayatını zorlaştırmak yerine, küçük güzellikler katarak ilerlemeliyiz.
Unutmayalım ki mutluluk bulaşıcı olduğu gibi nezaket de bulaşıcıdır.
Bazen dikkat edeceğimiz küçücük bir ayrıntı, bir başkasının dünyasında çok büyük farklar yaratabilir. İyilik bulaşıcıdır, güzellikler paylaştıkça çoğalır.
Birbirimizin hayatına yük veya sorun katmak yerine güzellikler katmayı seçelim. Zaten zor olan hayatlarımızı bazen sıcacık bir tebessümle, bazen de ufak bir teşekkürle dönüştürelim.

