Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

ÂŞIK MISINIZ HAYRAN MI?

“Teknolojinin gelişmesi, medeniyetin zirveye ulaşması ve Amerika’dan entegre ettiğimiz ‘Happy

“Teknolojinin gelişmesi, medeniyetin zirveye ulaşması ve Amerika’dan entegre ettiğimiz ‘Happy Meal’, yani mutluluk satın alma oyununun bir parçası olarak; günümüzde insanlar birtakım kelimelerin kavram karşılığını ve tanımını güncelleyerek gündeme uygun hale getirdiler. Ne yazık ne kadar acı bir durumdur bu!

                                                              Kavramların İçini mi Boşalttık? 

Oysaki bazı kavramlar var ki milattan önceki dönemde neyse, günümüzde de aynı şekilde, hatta daha yoğun anlamlarla tarif edilmesi gerekir ama insanlarımız birbirlerini ve zamanı çok çabuk tükettikleri için kavramların da karşılığını basite indirgeyip işlerine geldikleri gibi yorumlayabiliyorlar. İşin garip tarafı; tıpkı bir histeri vakası ya da psikolojik rahatsızlığı olanlar gibi, inandıkları ve yaptıkları o anlamsız, basit tariflerin doğruluğunu böğürerek karşısındaki insanları da buna inandırmaya çalışıyorlar.

Ruhunuz mu İstiyor, Şartlarınız mı?

Söz gelimi; sevgi sonradan oluşan bir şey değildir. Sevgi bir kazanım ya da başarı da değildir. Sevgi, birlikte mutlu olabilmektir. Bu kelimenin tanımı tamamen bir karmaşaya neden oluyor. Bazı insanlar; ‘Tanışalım, görüşelim; sonradan belli şartlar yerine geldiğinde birbirimizi sevmeye başlarız.’ gibi saçma sapan bir cümle kuruyor. Sevgi sonradan oluşan bir şey değildir; sevgi, ilk gördüğün anda ruhunun onu istemesidir. Onunla etkileşime girme, onun hayatına girme ve onu da kendi hayatına çekme isteğidir. Sevgi, ‘ilk görüşte aşk’ dediğiniz şeydir aslında. Kafandaki soru işaretlerinin cevabı karşındadır; sen onu ilgiyle izlersin ve istersin.

                                                              Sizinki Sevgi mi, Pazarlık mı?

Sonradan oluşmasını beklediğimiz, yani belli şartlar gerçekleştiğinde ve ortam uygun hale geldiğinde oluşacak olan şey sevgi değil, hayranlıktır. Aksi takdirde, birtakım şartlar ve olaylar gerçekleştikten sonra oluşması beklenen ‘sevgi’ çıkar üzerine dayalıdır. Örnek veriyorum: ‘Sen benim ev kiramı ödeyebilirsen seninle sevgili olabiliriz’, ‘Aylık kuaför masrafımı karşılarsan…’, ‘İnternet ve cep telefonu faturamı ödersen…’ ya da ‘Psikolojim çok bozuk, şu an depresyondayım, iyileştikten sonra…’ veya ‘Fiziki bir rahatsızlığım var, o iyileştikten sonra…’ gibi sözler, süreci sürekli ileri tarihe atan ve sonunda bir şeylerin oluşmasını beklemekten can sıkan bir durum oluşturur. Şartlara şurtlara bağlı sevgimi olur.

                                                                  Mutluluk Satın Alınabilir mi?

Zamana yayılan sevgiyi bulma faaliyeti, bir bakıma şu anlama gelir: ‘Bir bakalım, sen ihtiyaçlarımın ne kadarını karşılayabilecek kapasitedesin? Maddi gücün ne kadar? Benim konfor alanımı ne kadar genişletebilirsin? Benim yaşam standartlarımı ne kadar iyiye ve güzele doğru değiştirebilirsin? Ben bunu bir gözlemlemek istiyorum.’

Eskilerin bir sözü vardır; iyi insanları uzaktan bakarak, yürüyüşünden anlayamazsın. Hayatımıza girecek iyi, güzel ve bilge insanları tanımak için fiziki görüşmenin ya da zaman ve süreç içinde tanımanın daha basit yöntemleri ve yolları vardır. Ama elbette ki benim dışımda herkes haklıdır; çünkü böyle öğretildi. Okullarda bu işin eğitimi verilmediği için arkadaşlarımızdan ya da bu işi bildiğine inandığımız büyüklerimizden öğrenebildiklerimiz bu kadardı.

                                                              

                                                        Sevgi Sonradan mı Oluşur?

Evet sevgi dediğimiz şey toprağın yedi kat altında, çok eski dönemlerde yaşamış dinazorların etinden oluşuyor. Önce dinazorlar ölüyor, ölmesi için önce olması gerekiyordu pardon. Bu arada her şey doğar ve ölür ve güzel ve mutluluk veren şeyler çok kısa sürer. O etler çürüyor toprakla karışıma giriyor ve milyonlarca yıl sonra sevgi denen pıtırcık bişey ortaya çıkıyor.  Sonra biz koklayarak onu buluyoruz ve sonra çıkarıp insanlığın hizmetine hazır hale getiriyoruz.  Dediğim gibi; sevgi, kafandaki soru işaretlerini karşında bulduğun an da saklıdır. Sürece dayalı olarak sonradan oluşan ilgi ve görsele duyulan özlem ise hayranlıktır. Öyle ya; bir sanatçıyı, bir kuşu veya bir şarkıyı beğeniyorsun. Aslında onlar hep vardır ama sen bir süreç sonrası onlarla karşılaştın ve ilgi duymaya başladın. Sana ilgi çekici geldi ve sen ona hayran oldun. Onunla birlikte yaşamayı, onunla vakit geçirmeyi, onun bir parçası olmayı düşünmezsin bile. Sadece onun varlığı, onu biliyor olmak ve onun hakkında bilgilere sahip olmak seni mutlu eder; hayranlığın ona karşı çoğalır.

Bununla ilgili bir örnek vermek gerekirse; bir şarkıcıyı veya bir sinema sanatçısını çok beğenirsin. O çok yakışıklıdır, çok güzel sesi vardır, çok iyi giyiniyordur. Ona ulaşamayacağını bilirsin; onunla birlikte olamayacağını, her gün ona sarılamayacağını, onunla yemek yiyemeyeceğini, dışarı çıkıp gezemeyeceğini, onunla sevişemeyeceğini bilirsin. Ona dokunamayacağını, onun gözlerine bakamayacağını, onun ağzından ‘Seni seviyorum, seni çok özledim’ cümlesini duyamayacağını bilirsin. O, gökyüzündeki yıldızlar gibi orada durur ama sen ondan hiçbir beklentin olmadan onu beğenip ilgi duyarsın; yani hayran olursun. Onu, kalbi bir sevgiyle, tüm ruhunla sevemezsin. Sevemezsin, çünkü buna karşılık bulamayacağını, onun sana karşılık vermeyeceğini bilirsin. O yüzden bu duygunun ismi hayranlıktır.

Dolayısıyla sevgi; belli ihtimaller üzerine kurulmuş, belli olasılıklar gerçekleştikten sonra oluşacak bir şey değildir. Sevgi dediğimiz şey, ilk görüşte kafamızdaki soru işaretlerinin cevabını karşımızda bulmaktır. Sevgi dediğimiz şey; ruhumuzdaki eksiklikleri yamalamak değil, o eksiklikleri karşındakiyle doldurmaktır. Onun için özel bir şeyler yapabilmektir ve onun için özel olup, size özel davranmasını beklemektir. Bundan öte yol yoktur.”

 

Sizlere Gelecekte Görüşmek Üzerine Meydan Okuyorum.

O Arada Görüşelim…