Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

OLDUĞUN GİBİ GÖRÜNMEK GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OLMAK…

Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün
Mevlâna Celaleddin-i Rumi’nin “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” sözü, insanın içi ile dışının, özüyle sözünün bir olması gerektiğini savunan; dürüstlük, samimiyet ve ihlası temel alan en güçlü felsefi ve ahlaki öğütlerden biridir.
Bu derin öğüt, iki temel yönüyle insanı dürüstlüğe davet eder:
a-Olduğun gibi görünmek yani iki yüzlülükten kaçınmak ne demek?
Bu, insanın iç dünyasında, düşüncelerinde ve karakterinde ne ise dışarıya da kendisini o şekilde yansıtması gerektiğini söyler.
Riyakarlığı reddeder: Çıkarlar, beğenilme arzusu veya toplumsal baskılar nedeniyle maske takmayı, olmadığın birisi gibi davranmayı (münafıklık/ikiyüzlülük) eleştirir.
Netliği savunur: Olduğundan daha dindar, daha bilgili, daha zengin ya da daha iyi kalpli görünmeye çalışmak insanları aldatmaktır. Mevlâna, zayıflıklarınla, eksiklerinle ve gerçek benliğinle dürüst bir şekilde var olmanı öğütler.]
b-Göründüğün gibi olmak yani Ahlaki olgunluğa ulaşmak ne demek?
Bu ise eğer dışarıya belirli bir imaj, erdem ya da iyilik yansıtıyorsan, iç dünyanı ve karakterini de o iyilik seviyesine yükseltmen gerektiğini belirtir.
Sorumluluk yükler: Çevrene hoşgörülü, dürüst ve bilge bir insan imajı veriyorsan, yalnız kaldığında veya iç dünyanda da gerçekten bu değerleri benimsemelisin.
Gelişimi tetikler: Dışarıdaki asil ve ahlaki duruşunun için boş bir kabuktan ibaret kalmaması için kalbini, niyetini ve nefsini de o güzelliğe uydurmanı ister.
İçi dışı bir olmak, bir insanın düşündüğünü olduğu gibi söylemesi, iki yüzlü davranmaması ve özü ile sözünün bir olması anlamına gelen olumlu bir deyimdir.
Bu deyime sahip kişiler şu özelliklerle öne çıkar:
• Dürüst ve Şeffaftır: İçinde gizli bir niyet, hesap veya entrika barındırmaz. Arkadan başka, önden başka konuşmaz.
• Göründüğü Gibidir: Ne hissediyorsa veya ne düşünüyorsa tavırlarına da aynen yansır. Yapmacık hareketlerden uzaktır.
• Güvenilirdir: Toplumda samimiyetin en önemli göstergelerinden biri kabul edilir; bu insanlardan kimseye zarar gelmeyeceğine inanılır
Evet…
Göründüğü gibi olmak, bir insanın içi ile dışının bir olması, yani dürüst, içi dışı bir ve samimi olması anlamına gelir. Bu kavrama sahip kişiler, yapmacık davranmazlar ve kendilerini olduklarından farklı ya da üstün göstermeye çalışmazlar.
Bu söz genellikle Mevlâna’nın ünlü “Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol” nasihatiyle birlikte anılır.
Bu felsefeye göre bir insanın davranışları, karakterinin ve gerçek niyetinin aynası olmalıdır.
‘’Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol’’ sözü Mevlânâ’nın 7. öğüdüdür.
Mevlâna’nın halk arasında bilinen ve benimsenen yedi öğüdü şunlardır:
1-Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol: Karşılıksız vermeyi ve hayat sunmayı öğütler.
2-Şefkat ve merhamette güneş gibi ol: Ayrım yapmadan herkese sıcaklık ve sevgi vermeyi ifade eder.
3-Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol: Hataları yaymamayı, gizlemeyi ve affedici olmayı simgeler.
4-Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol: Öfkeye kapılmamayı, sakinliği ve nefse hakim olmayı anlatır.
5-Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol: Kibirden uzak durmayı ve mütevazı bir yaşamı temsil eder.
6-Hoşgörülükte deniz gibi ol: Her şeyi kabullenen geniş bir hoşgörü ve anlayışı vurgular.
7-Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol: Dürüstlüğü, samimiyeti ve içtenliği öğütler
Mevlana’nın ünlü Yedi Öğüdü’nün sonuncusu ve tamamlayıcısı olan bu söz, aslında bir “hiçlik” ve hakikat arayışıdır.
Tasavvufta insanın dış görünüşü (halk ile olan bağı) ile iç dünyası (Hak ile olan bağı) arasında bir denge olması şarttır.
İçi başka dışı başka olan insan hem kendi özüne yabancılaşır hem de toplumsal güveni zedeler.
Özetle bu söz; maskelerden kurtulup kendinle barışmanın, kalbin ile davranışların arasında kusursuz bir uyum yakalamanın formülüdür.
Muhteşem sırlarla dolu bir dünyada yaşıyoruz.
Dünyadaki esrarı çözme ve anlayabilme kabiliyeti taşlara, ağaçlara, dağlara değil, insanlara verilmiştir.
Dünyadaki canlılar içinde sadece insanlara düşünebilme kabiliyeti verilmiştir.
Okyanusların derinliklerinde yaşayan balıkları düşününüz; Ömürleri boyunca karanlık bir alemde dolanıp dururlar.
Bunlar için gece, gündüz, mevsim, güneş, ay ve yıldızlar yoktur. Dünyada sadece 2 şey vardır. Yenilecek ve yenilmeyecek şeyler..
Güneşin doğup batması, günlerin, mevsimlerin ve bir ömrün geçmesi onlar için bir mana ifade etmez.
Yeryüzünde 5 milyarın üstünde insan yaşamaktadır.
…Ve kendimizi de ihmal etmemek kaydıyla çevremizi bir laborant dikkatiyle incelediğimizde pek çok insanımızın denizin karanlıklarında yaşayan balıklardan farksız bir hayat sürdüğümüz gerçeği ortaya çıkar.
Görememekte, düşünememekte ve hissedememektedirler.
Bütün gün güneşin altında dolaşıp güneşten haberdar olmayan milyonlarca insan vardır.
“Güneş niçin doğar-batar? Günler niçin gelir-geçer?.. O güneş asırlardır nasıl yanar?..
Biraz yaklaşsa bizi yakacak, biraz uzaklaşsa her şey donacak… Kimdir onu orada tutan?..” sorusunu hayatında bir defa olsun kendi kendine sormamış veya cevap bulamamış milyonlarca insan…
İnsan yaratılmışların en mükemmelidir.
Haber kanalları durumunda olan duyu organları tekniğin başarılarıyla kıyaslanamayacak kadar mükemmeldir.
Gözün hassasiyetine sahip bir optik cihaz yoktur.
Hiçbir ses kontrol cihazı kulağa erişememiştir.
İnsan her bakımdan en harika cihazlarla donatılmıştır.
Fakat buna rağmen günübirlik his, heyecan ve düşüncelerin itişiyle “gözleri olduğu halde göremeyen”, “kulakları olduğu halde işitemeyenler” ve “derinlemesine düşünemeyen”lerin sayısı hesap edilemeyecek kadar büyüktür.
Fakat insan görmek ve düşünmek zorundadır.
Dünyada yaratılan varlıklar içerisinde en mükemmeli olan insanlar; Doğruyu bulmak, gerçek hak din olan Müslümanlığa inanmak zorundadır.
Bugün % 98’i Müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz…
Türk milleti olarak Müslümanlığı ve onun inanç esaslarını benimsediğimiz için de şanslı bir milletiz.
Bu şansımızı iyi kullanmak ve Müslümanlığın gerektirdiği şekilde yaşamak durumundayız.
Mevlana’nın dediği gibi olduğumuz gibi görünmek ya da göründüğümüz gibi olmak zorundayız.
Müslüman örnek insandır. Özü sözüne, sözü özüne uygun olandır.
Söylediğini yapan, yaptığını söyleyendir.
“İnsanlardan iyilik yapmalarını istersiniz de, kendinizi nasıl unutursunuz?..” ilahi ikazını bilendir.
Sözü ve işi birbirine uymayanlar, ayet ve hadislerle şiddetle ikaz edilmişlerdir.
“Ey iman edenler; Yapmadığınız şeyi niçin söylersiniz. Yapmadığınız bir şeyi yapar görünmeniz, Allah katında büyük öfke ve gazaba sebep olur” ayeti bunun içindir.
Hz. Peygamber:
“Başkalarına iyilik emreden, fakat kendisi yapmayan, başkasını kötülükten nehyeden, fakat kendisi yapan” insanın kıyamet gününde azap göreceğini buyurmuştur.
Bu konuda başka hadisler de vardır:
“Geçmiş ümmetlerin helak olmalarının sebebi, kötülük yapanları bir yandan o kötülükten yasaklarken, diğer yandan onlara arka çıkmalarıdır.”
Devlet adamlarının, devleti idari eden yöneticilerin, yargı adamlarının, adalet dağıtması gereken hâkimlerin, savcıların, ilim adamlarının, din adamlarının, devlet yöneticilerinin, yerel yönetimde görev yapan kişilerin halka söylediklerini yapmamaları uzak ve yakın tarihte acı olaylara sebep olmuştur.
Devleti idare edenler, devlet adamları vadettiğini yapmazsa, ilim adamı, bilim adamı, yazar ve çizer takımı yazdıklarına uymazlarsa, hukuk adamı, hâkim ve adalet dağıtma durumunda olan kişiler başkalarına dağıttıkları adaleti kendileri için bağlayıcı saymazlarsa; amir, memuruna söylediklerinin aksini yaparsa: din adamı cemaatine yaptığı vaazı kendi nefsinde duymazsa, yerel yönetimler yapmayı vadettiklerini yapmazsa, cemiyette kıymet hükümleri, insanların birbirine güven hisleri ortadan kalkar.
Tarih; bilim adamlarının, devlet adamlarının, bildiklerini söylemedikleri, başkalarına söylediklerini yapmamalarından doğan acı dramları sergiler…
İleri milletler, medeni milletler, yükselen cemiyetler, büyüklerinin tutarlılıklarıyla yükselmişler, kendilerini idare edenlerin tutarsızlıklarıyla da yok olup gitmişlerdir.
Toplum sözle değil, işle ayakta durur.
İmam-ı Safî Hz. lerinin; “Bir iş bin lafa bedeldir” sözü bunu vurgullar.
Ünlü bir bilgin bu konuda şöyle söylüyor;
“Sen başkalarına iyilik yapmalarını tavsiye ettiğin halde, kendin o kötülüğü yapıp duruyorsun. Bilsen bu senin için ne büyük kusurdur,”
“İlmî ile amil olmak” ibadette ihlasın şartıdır.
İlmi ile amil olmayanlar Kur’ân-ı Kerim’de üzerinde değerli kitaplar yüklü hayvana benzetilmişlerdir.
Söylediğini yapmak ve yapabileceklerini söylemek eğitimin ilk şartıdır.
Olduğun gibi görünmek ya da göründüğün gibi olmak insanlığın ilk şartıdır.
Anne-babalar, Öğretmenler, eğiticiler, çocuklarına ve öğrencilerine söylediklerini kendileri yapmıyorlarsa, eğittikleri üzerinde sözleri geçerli olmaz.
Eğittikleri karşısında gülünç duruma düşerler… Onların ruh ve karakter yapılarında zıtlıklıklar oluştururlar…
Söylediklerini yapmayan politikacı ve yerel yönetime talip olanlar halktan kopar…
Seçmenin seçtiklerine, tabanın tavana itimadı sarsılır…
Yakın tarihte bunun acılarını da çektik…
Müslüman’ın özü sözüne, sözü özüne uygun olmalıdır.
Müslümanım diyen idarecinin, politikacının, yöneticinin ve bizlere hizmet verme vadinde bulunanların da özü sözüne-sözü özüne uygun olması gerekir.
Dili ile söylediğine kalbini inandırmayanlar, ibadet ve davranışlarında riyada olanlardır, gösterişte olanlardır.
Gösteriş yapmak Allah yanında da kulu yanında da kötü ahlâk örneğidir.
Müslüman yaptığını söylemeli, söylediğini yapmalıdır.
Müslüman ya olduğu gibi görünmeli yada göründüğü gibi olmalıdır.
Hoşça kalınız.