Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

TÜRK HUKUK SİSTEMİ VE OSMANLILARDA HUKUK SİSTEMİ…

Son günlerde Medya’da Osmanlı Hukuk Sistemi ve Türk Hukuk Sistemiyle
Son günlerde Medya’da Osmanlı Hukuk Sistemi ve Türk Hukuk Sistemiyle ilgili hükümet ve muhalefet partilerinden, sivil kitle örgütlerinden çok değişik yorumlar yapılıyor…
Sistemin içinden de birbiriyle uyuşmayan değişik görüşler ortaya konuyor…
Osmanlı İmparatorluğu, 1299 yılında kurulmuş ve 1922 yılında saltanatın kaldırılmasıyla sona ermiştir; toplamda 623 yıl boyunca ortaya koyduğu Hukuk sistemiyle varlığını sürdürmüştür.
1299 yılında Söğüt ve çevresinde küçük bir beylik olarak başladı.
Zamanla Avrupa, Asya ve Afrika olmak üzere üç kıtaya yayıldı.
1 Kasım 1922’de saltanatın sona ermesiyle 623 yıllık tarihi tamamlandı.
Osmanlı hukuk sistemi; Şer’î Hukuk ve Örfi Hukuk olmak üzere iki ana sütun üzerine kurulmuş, çok kültürlü yapıyı koruyan çoğulcu bir hukuk düzenidir.
Devlet, fethettiği bölgelerdeki toplulukların dini ve sosyal dinamiklerini gözeterek esnek ve pratik bir yargılama usulü geliştirmiştir.
Osmanlılarda Hukukun İki Temel Dayanağı vardır; Biri Şer’i hukuk, diğeri Örfi hukuk…
Şer’î Hukuk: İslam fıkhına dayanan, kaynağını Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas’tan alan ana hukuk dalıdır. Aile, miras, borçlar ve ceza hukukunun belirli alanlarını düzenler. Değişmez niteliktedir ve sistemin meşruiyet zeminini oluşturur.
Örfi Hukuk: Şer’i hukukun açıkça düzenlemediği kamusal, mali, idari ve askeri alanlardaki boşlukları doldurmak amacıyla padişah fermanları ve eski Türk törelerine dayanılarak oluşturulan hukuktur. Temel şartı, şer’i hukukun genel ilkelerine aykırı olmamasıdır. Kanunnameler bu gruptadır.
Osmanlı hukukunda Yargı Teşkilatı ve Kurumlar vardır:
A – Kadılar: Taşradaki en yetkili yargıçlardır. Hem şer’i hem örfi davalara bakarlar. Aynı zamanda görev yaptıkları bölgenin (kazanın) en üst mülki ve idari amiridirler.
B – Kazaskerler: Yargı teşkilatının başındaki en üst düzey görevlilerdir. Anadolu ve Rumeli Kazaskeri olmak üzere ikiye ayrılırlar. Kadıların atamalarını yapar ve askeri sınıfa ait davaları çözerler.
C – Şeyhülislam: Doğrudan dava kararı (hüküm) vermez ancak devlet işlerinin ve padişah kanunlarının dine uygun olup olmadığına dair bağlayıcı görüş (fetva) bildirir.
D – Divan-ı Hümayun: Devletin en yüksek yönetim organı olmasının yanı sıra, bugünkü anlamda bir yüksek mahkeme (temyiz) işlevi de görür. Sıradan vatandaşlar dahi haksızlığa uğradıklarında buraya başvurabilirdi.
Osmanlı, gayrimüslim tebaaya geniş bir hukuki özerklik tanımıştır. Millet Sistemi adı verilen bu yapıya göre:
Hristiyan ve Yahudi cemaatleri; aile, miras ve ticaret gibi kendi iç hukuk meselelerini kendi dini mahkemelerinde çözebilirdi.
Bir gayrimüslim ile bir Müslüman arasındaki uyuşmazlıklarda ise doğrudan İslam mahkemeleri (Kadı) yetkiliydi.
Geleneksel yapı, 19. yüzyılda Batılılaşma hareketleriyle köklü değişikliklere uğramıştır:
Kanun önünde eşitlik: Tanzimat (1839) ve Islahat (1856) fermanları ile tüm tebaanın din farkı gözetilmeksizin kanun önünde eşitliği kabul edildi.
Nizamiye Mahkemeleri: Batı tarzı laik ve seküler mahkemeler kurularak şeriyye mahkemelerinin yetki alanı daraltıldı.
Mecelle: Ahmet Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon, İslam borçlar ve eşya hukukunu ilk kez batı tarzında kodifiye ederek (maddeleştirerek) ünlü Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’yi hazırladı.
Anayasal Düzen: 1876 yılında ilan edilen Kanun-ı Esasi ile Osmanlı ilk anayasasına kavuştu ve meşruti yönetime geçildi.
Osmanlılarda bir padişahı yargılayacak kadar tarafsız olan hukuk sistemi sağlam temeller üzerine oturtulmuştur.
Türk Hukuk Sistemine gelince:
Türk Hukuk Sistemi bazılarının iddia ettiği şekilde hükümetlerin emrinde değil, bağımsız çalışan bir sistemdir.
Türkiye Hukuk Sisteminde tarafsız mahkemeler, tarafsız savcı ve hakimler, kolluk kuvvetleri tarafsız bir şekilde hizmet vermektedir.
Suçlular yakalanmakta ve kanun önünde hesap vermekteler…
Türk hukuk sistemi, Temel hukuki yapı, örf ve adetlerden ziyade yazılı kanunlara dayanır.
Sistemin işleyişi, kurumları ve temel özellikleri aşağıda özetlenmiştir:
Hukukun birincil kaynağı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından çıkarılan kanunlardır. Hakimler kararlarını yazılı mevzuata göre verir; içtihatlar bağlayıcı değil, yol göstericidir.
Hukuk kuralları dini referanslardan bağımsızdır. Ülke sınırları içindeki herkese köken veya inanç farkı gözetmeksizin aynı kurallar uygulanır.
Hukuk Sistemi, devlet ile birey arasındaki ilişkileri düzenleyen kamu hukuku (ceza, idare, anayasa) ve bireylerin kendi arasındaki ilişkileri düzenleyen özel hukuk (medeni, ticaret, borçlar) olarak ikiye ayrılır.
Türkiye’de yargı yetkisi, kuvvetler ayrılığı ilkesi gereğince bağımsız mahkemelerce yürütülür.
Hâkimler ve Savcılar Kurulu: Hâkim ve savcıların atama, nakil ve özlük işlerini yürüten bağımsız idari organdır.
Sayıştay: Kamunun mali denetimini yapan hesap mahkemesidir.
Yüksek Seçim Kurulu: Seçimlerin yönetimini ve seçim yargısını üstlenen üst kuruldur.
Adalet Bakanlığı: Yargı bağımsızlığına müdahale etmeksizin adalet hizmetlerinin idari ve lojistik yönetimini sağlar.
Türk Hukuk Sistemi 4 ana birimden oluşuyor.
Bunlardan birincisi; Anayasa dışındaki kanunların Anayasaya uygun olup olmadığına hükmeden ANAYASA MAHKEMESİ’dir.
İkincisi; Bireyler arasındaki anlaşmalara bakan ADLİ MAHKEMELER’dir. Bu mahkemeler YARGITAY , ASLİYE CEZA ve SULH HUKUK…gibi bölümlere ayrılır.
Üçüncüsü; Bireylerle idari makamlar arasındaki anlaşmazlıklara bakan İDARİ MAHKEMELER’dir. DANIŞTAY ve SAYIŞTAY başlıca bölümleridir.
Dördüncüsü; Kendi bünyesinde bölümlere ayrılan ASKERİ MAHKEMELER’dir.
Adli mahkemelerde görev yapan savcılara CUMHURİYET SAVCILARI denir.
İdari mahkemelerde görev yapanlara da SAVCI denilmektedir.
Bazı din düşmanları Roma Hukukunun İslam Hukukuna etkisinin olduğunu savunmuşlar ve hatta İslam Hukukunun Roma hukukunun aynen devamı olduğunu ortaya atmışlardır.
Bu fikir yanlış olduğu gibi Osmanlı devletinin kuruluşunda o dönemlerde güçlü devletlerden olan Bizans ve Roma’nın etkisinde kaldığı şeklinde ortaya konan fikirler de yanlıştır.
Avrupalı bazı tarihçiler hâlâ bu iddiada bulunmakta ve Osmanlı Hukuk sisteminin Bizans hukuk sisteminden etkilendiğini yazmaktadırlar.
Büyük bir ihtimalle bahsedilen tarih kitabı bu düşüncede olanlardan birinin ortaya koyduğu fikirleri içeren bir kitap olsa gerektir.
O dönemin Bizans’ı İslam Dinine karşı bir devlettir.
Osmanlı devleti Müslüman bir devlettir.
İslam dininin ortaya koyduğu fikirler Osmanlı devletinin hukuk ve idare sistemine etkili olmuştur.
Bizans’sın hukuk sistemi değil İslam dininin esasları bu hukuk sistemini ortaya koymuştur.
Osmanlı devletinin kuruluş yıllarını incelediğimiz zaman kendisinden önce var olan Müslüman devletlerden ve eski Türk devlet teşkilatlarının prensiplerinden istifade edildiği görülmektedir.
Ancak iddia edildiği şekliyle Rum ve Bizans Osmanlı hukuk sistemlerine hiç etki etmemiştir.
Osmanlılarda Divan teşkili eski Türk kurultaylarından örnek alınmıştır.
Divan-ı hümayun, Kazaskerlik, Eyalet Sisteminin Bizans’tan değil de başta Abbasiler olmak üzere Müslüman devletlerden örnek alındığı da söylenebilir.
Alınan bazı vergiler her ne kadar Bizans sistemini çağrıştırmakta ise de İslam hukuku incelendiği zaman bu hukuk sisteminde aynı vergi sistemlerinin varlığını görmek mümkündür.
Yabancı tarihçilerin yazdığının aksine Osmanlı Hukuk sistemi ve devletin diğer müesseseleri Bizans’tan değil, eski Türk devletlerinden, eski İslam devletlerinden etkilenmiştir.
Osmanlılarda 623 yıl tarafsız yargılama ile varlığını sürdürmüştü.
Türkiye’de tarafsız yargılama ile suçlular yargıç önüne çıkarılmakta ve hukuk sistemi sağlam temeller üzerine oturtulmuştur.
Hoşça kalınız