Fikir ve inanç hürriyeti diğer tabirle ifade özgürlüğü, insanların hiçbir baskı altında kalmadan istedikleri düşünceyi benimseyebilmesi, bir dine inanabilmesi veya inanmaması ve bunları serbestçe yaşayabilmesi hakkıdır.
İnsan haklarının en temel çekirdeğini oluşturan bu özgürlük, demokratik ve hukuki sistemlerin ana dayanağıdır.
Bu özgürlük: Kişinin kendi zihninde her türlü fikri üretme, geliştirme ve seçme serbestliğidir.
Hiç kimse düşünceleri, kanaatleri ve ideolojileri yüzünden kınanamaz ve suçlanamaz.
Kişinin sahip olduğu fikirleri söz, yazı, sanat veya diğer yollarla başkalarına aktarabilmesidir.
Kişinin istediği dini veya felsefi inancı özgürce seçmesi, değiştirmesi ya da hiçbir inanca sahip olmamasıdır.
İnandığı dinin gereklerini, ayin ve törenlerini tek başına veya toplu olarak, açıkça ya da gizlice yerine getirebilmesidir.
Kişinin kendi inancını çocuklarına öğretebilmesi, başkalarına anlatabilmesi ve bu doğrultuda sivil örgütlenmeler kurabilmesidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24. maddesi din ve vicdan hürriyetini, 25. maddesi ise düşünce ve kanaat hürriyetini koruma altına alır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 9. maddesi ile düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü küresel standartlarda güvenceye bağlar.
İslam hukukunda da “Dinde zorlama yoktur” (Bakara, 256) ilkesi gereği, bireylerin kılıç zoruyla veya baskıyla inanca zorlanması kesinlikle yasaklanmıştır.
Fikir ve inanç hürriyetinin tek sınırı, başkalarının hak ve özgürlüklerine zarar vermemek ve toplumsal kamu düzenini bozmamaktır.
Bugün üzerinde en çok tartışılan konulardan biri ifade özgürlüğü ,fikir ve inanç hürriyetidir.
İfade özgürlüğü devlet aleyhine işlenen suçlar şeklinde olmamalıdır…
Fikir ve inanç hürriyeti; Hayat hakkı gibi, mülkiyet hakkı gibi, insanın insan olarak sahip bulunduğu temel hak ve hürriyetlerdendir.
Bazı kimseler İslam’ın insan hak ve hukukuna saygı göstermediğini, İslamda fikir ve inanç hürriyeti olmadığını iddia ederler.
İslam akıl ve hürriyete değer veren bir dindir.
İslamiyet fikir ve İnanç hürriyetini teminat altına almıştır.
İnanç hürriyeti; İnsanın inancında, dininde hür olması demektir.
Bu konudaki ayetlerden bazıları şunlardır:
“- Dinde zorlama yoktur”
“- Ya Muhammed Sana düşen sadece duyurmaktır. Hesap görmek bize düşer”
“- Eğer Rabbin dileseydi, Yeryüzündeki insanların hepsi iman ederlerdi. Böyle iken sen, hepsi mü’min olsunlar diye insanları zorlayıp duracak mısınız?
“- Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim ibadet ettiğime kulluk etmezsiniz. O halde sizin dininiz size, benim dinim bana”
Şu Hadis-i Şerif İslâmiyet’te Müslüman olmayanlara ve onların inançlarına gösterilen müsamahanın bir örneğidir:
“- Sizden herhangi biriniz gayr-ı Müslim tebaadan birine zulüm
ederseniz, biliniz ki ben zulmedilen o kimse tarafında olacağım”.
Hz. Peygamber bütün tatbikatında, ayrı dinden insanların inanç ve ibadetlerine müsamaha göstermiştir.
Hudeybiye Muahedesinde müşriklerin ileri sürdükleri şartları anlayışla karşılamış, Hayber’in fethinde ganimet olarak ele geçirilen “Tevrat” nüshalarını sahiplerine iade etmiş, ibadet edenlere, rahip ve zahitlere dokunulmamasını emretmiş, fethedilen topraklarda yaşayan gayri Müslimleri inanç ve ibadetlerinde serbest bırakmıştır
Kudüs’ün fethinden sonra yerli halk ayin ve ibadetlerinde tamamen serbest bırakılmışlardır.
İstanbul’un fethinden sonra ise yerli Hıristiyan halka pek çok imtiyazlar tanınmıştır.
Bu imtiyazlara göre; Başta patrik olmak üzere, bütün piskopos, papaz ve sinod meclisi azaları, her türlü taarruzdan korunmuştu.
Patrik, düşmanlarına karşı devletin himayesine girmişti.
Bütün ruhaniler her türlü vergiden muaf tutulmuştu.
Ortodoks kilisesi, kendi nizam ve kanunlarına göre idare edilmişti.
Patrikhanenin Sinod Meclisi; Kilise ve Cemaat bütçelerini tanzim ve idare etmişti.
Nikah, defin, vasiyet ve miras muameleleri, kilise kanunlarına göre Patrikhane tarafından ifa edilmişti.
Kilise, Hristiyan cemaat arasında ortaya çıkacak hırsızlık, gasp, dolandırıcılık gibi suçları da yargılamış bu gibi suçlara ancak kilisenin tayin ettiği yaptırımlar uygulanmıştı.
Hiç bir Kiliseye dokunulmamıştı.
Hristiyan halk normal bir vergi dışında: hiçbir mükellefiyetle yükümlü olmamışlardır.
Bu örneklere Hristiyan dünyasında bugün bile ulaşılabilmiş değildir..
Engizisyon işkenceleri, kanlı mezhep kavgaları, on dokuzuncu yüzyılda Avrupa’nın ufkunu karartmıştı..
Bunu batılı yazarlar itiraf etmişlerdir.
Buna dair bazı örnekler şunlardır;
“ Hz. Muhammed, Rahipleri öldürmekten menetti. Zira onlar dua; eden insanlardı. Halife Ömer Kudüs’ü aldığı zaman Hıristiyanlara hiçbir fenalık yapmadı. Haçlılar Kudüs’e hakim oldukları zaman ise, bütün Müslümanları katlettiler. Yahudileri ateşte yaktılar” (George Reaire)
Hıristiyan milletler, dinî hoşgörüyü Müslümanlardan öğrenmişlerdir.” (Michoud)
” Kur’an’ın yayılmasında kuvvetin hiçbir tesiri olmamıştır. Zira Müslümanlar mağlup milletleri dinlerinde serbest bırakmışlardır. Eğer Hıristiyan milletler İslamiyet’i kabul etmişlerse, bunun sebebi, Müslümanların, kendilerine karşı, eski hükümdarlarından daha adil ve müsamahalı davranmalarıdır” (Gustave Le Bon)
Batılı yazarların ifade özgürlüğü, fikir ve inanç hürriyeti ile ilgili daha pek çok sözleri vardır.
Bu sözlerin ağırlık noktası İslamiyet’in ortaya koyduğu fikir ve inanç hürriyetinin, ifade özgürlüğünün varlığı ile ilgili…
Hoşça kalınız.

