Bir çocuk suç işlemeden önce, aslında toplum o çocuğa karşı suç işlemiştir.
Biz hep sonuca bakıyoruz. Manşete bakıyoruz:
“14 yaşında gasp yaptı”,
“16 yaşında yasaklı maddeden yakalandı.”
Kızıyoruz, lanetliyoruz, “Nerede bu devlet, nerede bu aile?” diyoruz.
Peki hiç başa dönüp bakıyor muyuz?
O çocuk o suça nasıl sürüklendi?
Sevgi ve güven ortamında büyümeyen bir çocuk, dünyayı düşman olarak görür. Çünkü ilk öğrendiği şey sevilmemektir.
Evde sarılmayan bir çocuk, sokakta yumrukla sarılmayı öğrenir.
Dinlenmeyen bir çocuk, sesini bağırmak zorunda olduğunu zanneder.
Değer görmeyen bir çocuk, değeri çalmada, gasp etmede, korkutmakta arar.
“Bana kimse sahip çıkmadı” diyen bir çocuk, gidip yanlış insanlara sahip olur.
Bir çocuğa “Seni seviyorum” demediğinizde, o sevgiyi başka yerde arar.
Ve sokak, sevgiyi asla bedava vermez.
Bir paket tütün ürünü karşılığında, yasaklı madde karşılığında, bir çeteye sadakat karşılığında verir.
Güven ortamında büyümeyen çocuk, kimseye güvenmez. Kurallara güvenmez, polise güvenmez, öğretmene güvenmez.
Çünkü ona ilk güvenmesi gerekenler, anne ve babası bile güven vermemiştir. Söz verip tutmamışlardır. Yanında olmamışlardır.
Ve güvenmeyen çocuk, korkar. Korkan çocuk da saldırganlaşır.
Suça sürüklenen çocukların dosyasına bakın, yüzde 90’ında aynı cümleler vardır: Parçalanmış aile, ilgisiz anne, şiddet gösteren baba, sevgisiz ev.
Biz zannediyoruz ki çocuğa en büyük kötülük aç bırakmaktır. Hayır.
En büyük kötülük, onu kalben aç bırakmaktır.
Karnı aç olan çocuk ekmek çalar, doyar ve biter.
Ama sevgisi aç olan çocuk, ömrü boyunca çalmaya devam eder.
Kendinde olmayan huzuru, başkalarının huzurunu bozarak almaya çalışır.
O yüzden bir çocuk suça bulaştığında sadece o çocuğu değil, o çocuğu sevgisiz bırakan herkesi yargılamalıyız.
Unutmayın, bir çocuğa vereceğiniz bir sarılma, belki bir ömür hapisten daha caydırıcıdır.

