TMMOB Mersin İl Koordinasyon Kurulu, Mersin Körfezi Mikroplastik Kirliliği Durum Raporunu paylaştı. Bölgede geçen yıllara nispeten aradan geçen süreçte nehir ve deniz kirliliği sorununun giderek arttığı belirtilen raporda, ”Doğu Akdeniz artık yalnızca Türkiye’nin değil, Akdeniz Havzası’nın en fazla baskı altında bulunan deniz alanlarından biridir. Mersin, İskenderun Körfezi, Adana kıyıları ve Antalya Körfezi; yoğun sanayi faaliyetleri, limanlar, tarımsal üretim, turizm ve hızla artan nüfus nedeniyle ciddi bir mikroplastik yüküyle karşı karşıyadır. Bugün mikroplastikleri yalnızca deniz suyunda değil; dip sedimentlerinde, balıklarda, midyelerde ve diğer deniz canlılarında da görmek mümkündür. Bu durum artık sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda halk sağlığını ilgilendiren önemli bir risk haline gelmiştir. Bu nedenle bölgede sürekli, bilimsel ve standart yöntemlerle yürütülen bir mikroplastik izleme programının oluşturulması zorunlu hale gelmiştir. Diğer yandan, deniz kirliliğini önleme çalışmaları kapsamında deniz kirliliği izleme programıyla birlikte atıksu arıtma tesislerinin etkin çalıştırılması, sanayi deşarjlarının sürekli denetlenmesi, tarımsal kimyasalların bilinçli kullanılması ve katı atık yönetiminin güçlendirilmesi birlikte yürütülmelidir.” denildi.

”İthal edilen plastik atıkların önemli bir bölümü Mersin ve Adana’daki tesislerde işleniyor!”
Raporda şu ifadeler yer aldı;
”Türkiye, son beş yıldır Avrupa’dan en fazla plastik atık ithal eden ülke konumundadır. 2018 yılında Çin’in, “National Sword” politikası kapsamında plastik atık ithalatını büyük ölçüde yasaklamasının ardından, özellikle Avrupa ülkeleri plastik atıklarını ihraç edebilecek yeni pazarlar aramaya başlamıştır. Bu süreçte Türkiye, gerek mevcut geri dönüşüm altyapısı gerekse ticari düzenlemeleri nedeniyle Avrupa kaynaklı plastik atıkların başlıca varış noktası hâline gelmiştir. Özellikle 2020 yılı itibarıyla Avrupa Birliği’nin ihraç ettiği plastik atıkların yaklaşık yarısı Türkiye’ye gönderilmiş, böylece Türkiye Avrupa’nın en büyük plastik atık ithalatçısı olmuştur. Sonraki yıllarda da bu konumunu büyük ölçüde koruyan Türkiye, Avrupa plastik atık ticaretinin en önemli merkezlerinden biri olmaya devam etmektedir. 2025 yılında AB’den Türkiye’ye yapılan plastik atık ithalatında ciddi artış yaşanmış ve bazı aylarda önceki yılların ciddi üzerine çıkılmıştır. Plastik üretim artıkları, ön işleme tabi tutulmuş plastikler, geri kazanıma uygun plastik kırpıntıları ve benzeri malzemeler farklı gümrük tarife kodlarıyla ithal edilebildiğinden, Türkiye’ye fiilen giren plastik esaslı atık miktarının resmi “plastik atık” istatistiklerinde görülen miktarın üzerinde olduğu gerçeği hatırlanmalıdır. Dolayısıyla Türkiye’nin maruz kaldığı gerçek plastik atık yükünün yalnızca tek bir atık koduna bakılarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki ithal edilen plastik atıkların yüksek kalitede geri dönüştürülebilir malzemelerden oluşmadığı, kirli, karışık ve ekonomik olarak geri dönüştürülmesi zor plastikler de bulunduğu yönünde saha araştırmaları ve gözlemleri de bilinmektedir. Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye ithal edilen plastik atıkların önemli bir bölümü Mersin ve özellikle Adana’daki tesislerde işlenmektedir. Çeşitli araştırmalar ve ithalat verileri, yalnızca Avrupa kaynaklı olarak Adana’ya ulaşan plastik atık miktarının bazı dönemlerde aylık yaklaşık 40 bin tona ulaştığını ortaya koymaktadır.”
”Türkiye’ye yapılan plastik atık ihracatı 500 bin tonun üstüne ulaştı”
”İngiltere’den Türkiye’ye yapılan plastik atık ihracatı da uzun yıllardır yüksek seviyelerde seyretmekte olup, önceki yıllarda yıllık ortalama yaklaşık 160 bin ton düzeyinde gerçekleşmiştir. 2025 yılında ise Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye yapılan plastik atık ihracatı 500 bin tonun üstüne ulaşarak bugüne kadarki en yüksek seviyelerden birini görmüştür. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi bu rakam yalnızca belirli plastik atık gümrük tarife kodları kapsamında kayıt altına alınan sevkiyatları içermektedir. Adana, Türkiye’nin plastik geri dönüşüm merkezleri arasında en önemli yerlerin başında gelmektedir. Mersin limanına yakınlığı, lojistik maliyetlerin düşüklüğü, uzun yıllardır plastik işleme sektöründe bulunması ve plastik üzerine organize sanayinin gelişmiş olması Adana’yı önemli bir atık işleme noktası haline getirmiştir. Bu yoğun ithalat, ekonomik açıdan geri dönüşüm sektörüne hammadde sağlarken; çevresel açıdan ise atık yönetimi, hava, toprak ve su kirliliği, mikroplastik oluşumu ve halk sağlığı açısından önemli riskleri de beraberinde getirmektedir. Özellikle uygun şekilde yönetilemeyen veya çevreye kontrolsüz bırakılan plastik atıklar ile geri dönüşüm süreçlerinden kaynaklanan mikroplastikler ve endüstriyel atık sular, Seyhan Nehri aracılığıyla Akdeniz’e taşınabilmekte ve başta Mersin Körfezi olmak üzere bölgesel deniz ekosistemleri üzerinde ciddi baskı oluşturmaktadır. Plastik geri dönüşüm sürecinde atıklar; ayrıştırma, kırma, öğütme, yıkama, kurutma ve granülleme gibi çok sayıda mekanik işleme tabi tutulmaktadır. Bu işlemler sırasında plastik malzemelerin fiziksel olarak parçalanması sonucu farklı boyutlarda mikroplastik ve daha küçük plastik parçacıkları oluşabilmektedir. Oluşan mikroplastikler, yıkama proseslerinde kullanılan sulara karışabilmekte; mevcut atık su arıtma sistemleri ve filtreleme üniteleri ise bu parçacıkların tamamını tutmakta her zaman yeterli olamamaktadır. Bu nedenle geri dönüşüm tesislerinden kaynaklanan atık sular, uygun arıtma ve denetim sağlanmadığında mikroplastiklerin çevreye taşınmasında önemli bir yol oluşturabilmektedir.”
”TD0 kanalında çok yoğun miktarda mikroplastik taşınımı mevcut!”
”Adana’da yoğunlaşan plastik geri dönüşüm faaliyetlerinden kaynaklanan mikroplastiklerin ve plastik parçacıklarının bir bölümünün, endüstriyel atık sular ve drenaj sistemleri aracılığıyla Seyhan ve Ceyhan Nehri’ne, buradan da Akdeniz’e taşınabildiğine ilişkin bulgular bulunmaktadır. Adana da plastik geri dönüşüm tesislerinin ve çok sayıda sanayi tesisinin ASKİ Seyhan arıtma tesisi ve geri dönüşüm tesislerinin de atık suyunu bıraktığı TD8 kanalı Adana ili sınırları içerisinde TD0 kanalı ile birleşmektedir. TD0 kanalı Adana ili sınırından Mersin ili üzerinden Tarsus ilçesi Baharlı köyünden geçerek daha sonra Seyhan nehrine bağlanmaktadır. TD0 kanalında çok yoğun miktarda mikroplastik taşınımı mevcuttur. Mersin’de yaşanan mikroplastik kirliliğinin en önemli sebebi plastik geri dönüşüm tesislerinin sulama ve drenaj kanalları, tarımsal drenaj sistemleri ve bunların bağlandığı Seyhan nehri ile Mersin-Adana il sınırından denize ulaşıyor olmasıdır. Mersin körfezinin akıntı sistemi, hidrodinamik yapısı ile mevcut atıkların uzun süre körfezde kaldığını gösteren bilimsel çalışmalar mevcuttur. Tabi ki Mersin körfezinde görülen mikroplastik kirliliğinin tamamının buradan kaynaklandığını söylemek doğru değildir. Liman faaliyetleri, tarımsal faaliyetler, balıkçılık faaliyetleri gibi çok sayıda farklı unsurlar da mevcuttur. Körfezde ki mikroplastik kirliliğini önlenmesi için kamu kurum ve kuruluşlarının yoğun denetimi çok önem arz etmektedir. Mersin körfezinin mevcut durumunun düzeltilmesi için öncelikli olarak mikroplastiklerin karasal kaynaklardan çıkarak drenaj kanallarına üzerinden Akdeniz’e ulaşmasının önlenmesi tüm geri dönüşüm ve arıtma tesislerinin filtre sorununun çözülmesi bir seçenek değil zorunluluk arz etmektedir . Bahse konu sorun düzeltilmeden Mersin Körfezinde yaşanan plastik kirliliğinin ve mikroplastik sorununun çözülmesi mümkün değildir.”
”Güvenilir günlük alınabilir limiti belirlemek için bilgiler yeterli olmadı!”
”Ayrıca yurt dışından ithal edilen atık miktarına bir sınırlama getirilmesi hatta yasaklanması gerektiği gerçeği de gözden kaçmamalıdır. Üstelik atık ithalatı ülkemizin uygulamakta olduğu ve bizzat Cumhurbaşkanlığı tarafından yürütülen SIFIR ATIK projesi içinde bir tehdit oluşturmaktadır. Ülkemizde hedeflediğimiz SIFIR ATIK projesi için geri dönüşüm çok önem teşkil ederken ithal yollarla plastik atıklara kolaylıkla ulaşılması ülkemiz de oluşan ve geri dönüşüme kazandırılması gereken atığı değersizleştirmekte ve atıkların toplanmasını önemsiz kılmaktadır. Denizlerimizde oluşan Mikroplastik sorunu ve Gıda Güvenliği Mevcut bilimsel kanıtlar, mikroplastiklerin deniz ürünlerine geçtiğini ve insanların bu parçacıklara maruz kaldığını göstermektedir. Bazı deniz canlıları yutma yoluyla, bazıları filtrasyon yoluyla, bazıları ise tüketim zinciri boyunca birikim ile aldığı görülmektedir. İnsanlarda yapılan çalışmalar göstermiştir ki mikroplastiklere; kanda, dışkıda, akciğer dokusunda, plasentada ve anne sütünde rastlanmıştır. Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan değerlendirmelere göre tüm canlıların olduğu gibi insanların da mikroplastiklere maruz kaldığı açıktır. Ancak şu anki toksikolojik verilere bakıldığında, güvenilir günlük alınabilir limiti belirlemek için bu bilgilerin yeterli olmadığı görülmektedir. Mikroplastiğe insanların maruziyeti büyük bir sorun olarak kabul edilmektedir. Ancak belirsizlik, değişkenlik ve yaşam boyu birikim ile ilgili hala sağlıklı veriler oluşturulamamıştır. Şu anda mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerine ilişkin mevcut bilgiler yetersiz, dağınık ve kesin sonuçlar ortaya koyabilecek düzeyde değildir.”
”Sucul ekosistemler ve su kalitesi ciddi biçimde zarar görmektedir!”
”Avrupa Birliği’nde ve ülkemizde, mikroplastiklerin gıda kontaminantı olarak değerlendirilmesine yönelik herhangi bir yasal düzenleme de bulunmamaktadır. Bu nedenle, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın gıda güvenliği kapsamında mikroplastiklerin analiz yöntemlerinin geliştirilmesi, gıdalardaki düzeylerinin belirlenmesi ve risk değerlendirmelerine dayalı limit değerlerin oluşturulmasına yönelik çalışmaları ivedilikle yürütmesi büyük önem taşımaktadır. Sonuç Olarak; Doğu Akdeniz’de her yıl yeniden gündeme gelen Seyhan ve Ceyhan nehirleri kaynaklı su kirliliği, deniz kirliliği ve balık ölümleri, su sıkıntısı yaşamaya başlayan bölgemiz için artık tahammül edilemeyecek boyutlara ulaşmıştır. Çukurova’yı besleyen yaşam damarları olan Seyhan ve Ceyhan nehirleri, doğdukları illerden Akdeniz’e kadar çeşitli noktalarda yapılan müdahaleler nedeniyle doğal dengesini yitirmekte; sucul ekosistemler ve su kalitesi ciddi biçimde zarar görmektedir.”
”Gübre ve organik atıkların nehir kıyılarına bırakıldığı gözlemlendi!”
Öncelikli tespitler:
• Sanayi kaynaklı endüsrtiyel ve kentsel yerleşkelerden kaynaklı yapılan deşarjların bir kısmının çevresel standartları nehirlerin kaldırabileceğinin üstünde olduğu ve yetersiz kaldığı görülmektedir.
• Nehir yakınlarındaki tarım ve hayvancılık işletmelerinden kaynaklanan gübre ve organik atıkların nehir kıyılarına bırakıldığı gözlemlenmiştir. Bu atıkların nehir sularının azot ve fosfor taşınmasına yol açarak ötrofikasyon ve su yaşamı üzerinde olumsuz kirletici etkiye sahip olabilmektedir.
• Atık geri dönüşüm ve plastik işleme faaliyetlerinin yoğun olduğu bölgelerde altyapı ve ileri arıtma sistemleri yetersizliği mikroplastik dahil kirletici yükün artmasına ve bu durumun Adana ve Mersin deniz kıyılarında önemli mikroplastik kirliliğinin sebebi olduğu görülmektedir.”
Talep ve alınması gereken acil önlemler
1. Deşarj standartlarının sıkılaştırılması ve uygulanması: Seyhan ve Ceyhan nehirlerine yapılacak tüm endüstriyel ve kentsel deşarjlar için daha sıkı sınırlar getirilmelidir; gerekli mevzuat çalışması yapılarak önlemler alınmalıdır.
2. Havza Koruma Planları’nın güncellenmesi ve hayata geçirilmesi: Doğu Akdeniz’de yer alan havzalarımızın havza ölçeğinde güncel, bilimsel temelli koruma ve yönetim planları hazırlanıp tüm ilgili kurum ve kuruluşlarca uygulanması sağlanmalıdır.
3. Sürekli izleme ve erken uyarı sistemi: Nehirlerin kritik noktalarına online su kalite izleme istasyonları kurulmalı; anormal değerlerde otomatik alarm ve hızlı müdahale ekipleri devreye sokulmalıdır.
4. Mikroplastik ve ileri analiz zorunluluğu: Atıksu deşarj analizlerine mikroplastik parametreleri eklenmeli; plastik atık geri dönüşüm tesislerinin bulunduğu bölgelere ileri arıtma ve filtrasyon teknolojileri zorunlu tutulmalıdır.
5. Tarım ve hayvancılık kaynaklı kirliliğin kontrolü: Hayvansal gübrelerin yönetimi için çiftçilere eğitim ve teknik destek verilmeli; gübre depolama, taşınma ve uygulanma standartları denetlenmeli; doğal tampon bölgeler ve atık yönetimi uygulamaları (ör. kontrollü gübre depolama, kompostlaştırma) yaygınlaştırılmalıdır.
6. Sanayi altyapısının güçlendirilmesi ve OSB arıtmaları: Sanayi sitelerinin ortak/merkezi arıtma tesisi kurmaları teşvik edilmeli veya zorunlu hale getirilmelidir; küçük işletmeler için kademeli uyum destekleri sağlanmalıdır. Sanayicilere atıklarını minimize etme yönünde yeşil dönüşüm çalışmaları kapsamında desteklerin sunulması arttırılmalıdır.
7. Dönemsel risk değerlendirmesi ve denetim yoğunluğu: Nehirler üzerinde kirlilik baskısının ve balık ölümlerinin yoğun olduğu dönemler (örneğin zeytinyağı üretim sezonu) için önceden planlanmış denetim programları uygulanmalıdır. Balık ölümleri ve kirlilik olaylarında hızlı müdahale için sahada mobil ekipler bulunmalıdır.
