Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

İklim Adaleti ve Sivil Toplumun Geleceği İstanbul Arel Üniversitesi’nde Tartışıldı

Türkiye’nin ev sahipliği yapmaya hazırlandığı ve kasım ayında Antalya’da dünya

Türkiye’nin ev sahipliği yapmaya hazırlandığı ve kasım ayında Antalya’da dünya liderlerini bir araya getirecek olan COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı), ülkemizin küresel iklim diplomasisindeki rolünü son derece stratejik bir noktaya taşıyor. Bu nedenle, ekolojik krizlere karşı üretilecek çözümlerin “adil” olması ve sivil toplumun bu süreçteki dönüştürücü gücü bizim için her zamankinden çok daha büyük bir önem arz ediyor. Buradan hareketle İstanbul Arel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü ve Arel USAM (Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi) işbirliğinde, hem bu hayati küresel süreci analiz etmek hem de ülkemizdeki iklim adaleti arayışını mercek altına almak adına kritik bir buluşmaya ev sahipliği yapıldı. 14 Mayıs 2026 tarihinde Dr. Öğr. Üyesi Canan Özcan Eliaçık’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen “COP31’e Giden Süreçte: Türkiye’de İklim Adaleti ve Sivil Toplum” başlıklı sempozyum; akademisyenlerden çevre aktivistlerine kadar geniş bir katılımcı profilini bir araya getirerek, enerji dönüşümünün sosyoekonomik boyutlarını ve sivil hak mücadelelerini tüm açıklığıyla gündeme taşıdı. 1Sera Gazı Emisyonları ve Sürdürülebilir Ekonomik Modeller Sempozyumun ilk sunumunu gerçekleştiren Yeşil Düşünce Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Özlem Teke, “Adil Dönüşüm için Yeşil Ekonomi” başlıklı konuşmasında iklim verilerine ve tarihsel gelişmelere odaklanmıştır. Atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun Nisan ayı itibarıyla 432 ppm seviyesine ulaştığını ve bu durumun son 800.000 yılın en yüksek değerlerine işaret ettiğini belirten Teke, sera gazı etkisinin tarihsel arka planına değinmiştir. Bu doğrultuda, karbon emisyonlarının ısıtma etkisini 1856 yılında ilk kez bilimsel bir düzenekle ortaya koyan ismin Eunice Newton Foote olduğunu ancak dönemin koşulları gereği çalışmanın farklı bir isim altında yayımlandığını ifade etmiştir. Türkiye’nin ulusal katkı beyanlarını (NDC) ve emisyon azaltım hedeflerini değerlendiren Teke, mevcut %32’lik azaltım projeksiyonunun artış trendi üzerinden planmanması nedeniyle daha somut ve kararlı politikalara ihtiyaç duyduğunu dile getirmiştir. Paris İklim Anlaşması’nın onaylanma sürecindeki uluslararası statü ve fon müzakerelerinin zaman aldığına değinen Teke, ekolojik sınırları temel alan döngüsel modeller ile Amsterdam’da uygulanan “Simit Ekonomisi” (Doughnut Economics) gibi yaklaşımların önemini vurgulamıştır. Teke, sunumunu Birleşik Arap Emirlikleri Enerji Bakanı’nın “Taş devri taşlar bittiği için bitmedi; fosil devri de fosil bittiği için bitmeyecek” sözüyle tamamlayarak kuşaklar arası adaletin gözetilmesi çağrısında bulunmuştur. 2Adil Geçiş ve Paydaş Katılımının Esasları Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) Araştırmacısı ve Proje Koordinatörü Onur Akgül, “Adil Geçiş Perspektifinde İklim Adaleti ve Paydaş Katılımı” başlıklı konuşmasında iklim krizinin coğrafi ve sektörel etkilerini aktarmıştır. Endonezya’da deniz seviyesinin yükselmesi sonucu 2020 yılında sular altında kalan Betebte ve Gundul adalarını örnek gösteren Akgül, sanayi devriminden bu yana küresel deniz seviyelerinde 23-24 santimetrelik bir artış kaydedildiğini belirtmiştir. Sektörel sorumluluklar kapsamında, küresel emisyon verilerinin önemli bir kısmının sınırlı sayıda büyük enerji şirketiyle doğrudan ilişkili olduğunu ifade etmiştir. Bölgesel bazda Afşin-Elbistan örneğini inceleyen Akgül, 1982 yılında faaliyete başlayan ve daha sonraki süreçte özelleştirilen santrallerin çevresel etkilerine ve kamu kayıtlarına yansıyan halk sağlığı göstergelerine dikkat çekmiştir. Kömür odaklı ekonomilerin yerel iş gücü, meslek hastalıkları riskleri ve genç nesillerin sosyoekonomik seçenekleri üzerindeki yapısal etkilerine değinen Akgül; iklim politikalarında “paydaş katılımı” süreçlerinin yalnızca bürokratik bir formaliteden ibaret kalmaması, yurttaşlık hukuku ve yerel karar alma mekanizmalarına etkin katılım zemininde inşa edilmesi gerektiğini vurgulamıştır.