Mersin’de her olağanüstü sağanak aynı manzarayı üretiyor: taşan dereler, su altında kalan yollar, zarar gören evler ve araçlar. Bu tablo “kader” değil, açık bir yönetim sorumluluğu olarak nitelendiriliyor.
Mersin’i her yoğun yağmurda felakete sürükleyen tablo tesadüf değil. Yıllar boyunca kent merkezi ve ilçelerde doğal su yatakları parsel parsel imara açıldı, dereler betonla boğuldu, taşkın alanları yapılaşmaya teslim edildi. Sonuçta yoğun yağışın yükünü taşıyamayan birkaç dere, kenti her seferinde ağır bir bedelle karşı karşıya bırakıyor.
‘OLAĞANÜSTÜ YAĞIŞ’A SIĞINAMAZSINIZ!
Bu noktada sorumluluğun adresi tartışmasız. Parti ayrımı yapılmaksızın vurgulanıyor: Dereleri yok eden, taşkın alanlarını yapılaşmaya açan, bilimsel uyarıları görmezden gelenler görev yapan belediye başkanlarıdır. İmar kararlarıyla afete davetiye çıkaranların bugün “olağanüstü yağış” gerekçesine sığınamayacağı ifade ediliyor. Olağanüstü olanın yağmur değil, yıllardır sürdürülen rant düzeni olduğu belirtiliyor.
Uzmanların uyarıları ise yıllardır aynı: Dere yatakları doğal haline kavuşturulmadan, taşkın alanları korunmadan ve yağmur suyu altyapısı bütüncül biçimde yenilenmeden kentin nefes alması mümkün değil. Ancak bu uyarıların raporlarda kaldığı, projelerin rafa kaldırıldığı ve bedelin yine Mersin halkına ödettirildiği eleştirisi yapılıyor.
ARTIK HESAP VERME ZAMANI!
“Artık hesap zamanı” çağrısı da bu noktada yükseliyor. Hangi dere hangi imar kararıyla daraltıldı? Hangi taşkın alanı hangi projeye açıldı? Hangi denetimler yapılmadı? Bu soruların yanıtları kamuoyuna şeffaf biçimde verilmeden, her yağış sonrası kurulan “Bu kez ucuz atlattık” cümlesinin bir anlamı olmadığı vurgulanıyor.
Mersin’in derelerinin rantın değil, kentin can damarları olduğu hatırlatılırken; bu gerçeği yok sayanların yaşanan her sel felaketinde sorumluluktan kaçamayacağı ifade ediliyor.

