Bu Ülke’de asgari ücretlinin yüzü gülmüyor!
Emeklinin yüzü gülmüyor! Esnafın yüzü gülmüyor!
Çiftçinin yüzü gülmüyor! Gündelikçinin yüzü gülmüyor!
Dar gelirlinin yüzü gülmüyor!
Öğrencinin yüzü gülmüyor!
Ve dahi iş insanının yüzü gülmüyor!
Kısacası, Ülke’nin kaymağını yiyen ve daha ziyade ranttan geçinen on dört, on beş milyonluk mutlu bir azınlık dışında kimsenin yüzü gülmüyor!
Bir eli yağda, bir eli balda olan bu on dört, on beş milyonluk kesimin cömertçe para harcadığını gören Ülke Yönetimi de sırf bunlara bakıp, Ülke’de işlerin tıkırında gittiğini sanıyor.
Oysa ki, bu Ülke’de çöpten geçinen yığınla insan var.
Açlık ve sefalet çeken yığınla insan var bu Ülke’de. Enflasyonun, hayat pahalılığının ve adaletsizliğin herkesi perişan ettiği bir Ülke’de insanların yüzü nasıl gülsün ki?
Yargının siyasallaştırma ve araçsallaştırma üzerinden tartışıldığı ve adaletin de dibe vurduğu bir Ülke’de nasıl gülsün insanların yüzü? Yargının adalet üretmediği, ürettiğinde de insanların ömrünü tükettiği bir Ülke’de nasıl gülsün?
İnsanların yüzünün gülmesi için hayat pahalılığının sona ermesi, geçim sıkıntısının ortadan kalkması ve en önemlisi de, insanların kendilerini her bakımdan güvende hissedip, mutlu ve huzurlu olması gerekir.
Sert eleştirilerin dahi hakaret kabul edilip, insanların şafak operasyonlarıyla yaka paça gözaltına alındığı ve işlerini hakkıyla ya da layıkıyla yapmaya çalışan basın ve medya mensuplarının da çeşitli ithamlarla mahkeme kapılarında süründürüldüğü bir Ülke’de hukuk güvenliğinden söz etmek mümkün mü? Halkın haber alma hakkının peşinde koşan televizyon kanallarının çeşitli isnatlarla para cezalarına çarptırıldığı ya da karartıldığı bir Ülke’de hukuk güvenliğinden söz edilebilir mi?!
Ülke’nin birinci partisi konumundaki Ana Muhalefet Partisi’nin Lideri’nin, seksen altı milyonun gözü önünde alenen tehdit edildiği bir Ülke’de hukuk güvenliği olur mu?
Bütün bunların olup bittiği bir Ülke’ye dış sermaye gelir mi? Dış sermaye gelip de yatırım yapar mı?
Ekonominin düze çıkması, vatandaşın da feraha ermesi için (bugünkü gibi vur kaççı olmayan) yatırımcı dış sermaye şart!
Bunun da yolu, kapı kapı dolaşıp, bize yatırım yapın demekten değil, hukuk güvenliğinden geçer.
Yapmamız gereken şey belli! Hukuk güvenliği ile temel hak ve özgürlükleri esas alan ve liyakati öne çıkaran adaletli bir yönetim tarzını hayata geçirmek.
Bunu gerçekleştirdiğimizde, Ülkemiz rahatlar ve insanımız da feraha çıkıp huzura erer.
Emeklinin yüzü gülmüyor! Esnafın yüzü gülmüyor!
Çiftçinin yüzü gülmüyor! Gündelikçinin yüzü gülmüyor!
Dar gelirlinin yüzü gülmüyor!
Öğrencinin yüzü gülmüyor!
Ve dahi iş insanının yüzü gülmüyor!
Kısacası, Ülke’nin kaymağını yiyen ve daha ziyade ranttan geçinen on dört, on beş milyonluk mutlu bir azınlık dışında kimsenin yüzü gülmüyor!
Bir eli yağda, bir eli balda olan bu on dört, on beş milyonluk kesimin cömertçe para harcadığını gören Ülke Yönetimi de sırf bunlara bakıp, Ülke’de işlerin tıkırında gittiğini sanıyor.
Oysa ki, bu Ülke’de çöpten geçinen yığınla insan var.
Açlık ve sefalet çeken yığınla insan var bu Ülke’de. Enflasyonun, hayat pahalılığının ve adaletsizliğin herkesi perişan ettiği bir Ülke’de insanların yüzü nasıl gülsün ki?
Yargının siyasallaştırma ve araçsallaştırma üzerinden tartışıldığı ve adaletin de dibe vurduğu bir Ülke’de nasıl gülsün insanların yüzü? Yargının adalet üretmediği, ürettiğinde de insanların ömrünü tükettiği bir Ülke’de nasıl gülsün?
İnsanların yüzünün gülmesi için hayat pahalılığının sona ermesi, geçim sıkıntısının ortadan kalkması ve en önemlisi de, insanların kendilerini her bakımdan güvende hissedip, mutlu ve huzurlu olması gerekir.
Sert eleştirilerin dahi hakaret kabul edilip, insanların şafak operasyonlarıyla yaka paça gözaltına alındığı ve işlerini hakkıyla ya da layıkıyla yapmaya çalışan basın ve medya mensuplarının da çeşitli ithamlarla mahkeme kapılarında süründürüldüğü bir Ülke’de hukuk güvenliğinden söz etmek mümkün mü? Halkın haber alma hakkının peşinde koşan televizyon kanallarının çeşitli isnatlarla para cezalarına çarptırıldığı ya da karartıldığı bir Ülke’de hukuk güvenliğinden söz edilebilir mi?!
Ülke’nin birinci partisi konumundaki Ana Muhalefet Partisi’nin Lideri’nin, seksen altı milyonun gözü önünde alenen tehdit edildiği bir Ülke’de hukuk güvenliği olur mu?
Bütün bunların olup bittiği bir Ülke’ye dış sermaye gelir mi? Dış sermaye gelip de yatırım yapar mı?
Ekonominin düze çıkması, vatandaşın da feraha ermesi için (bugünkü gibi vur kaççı olmayan) yatırımcı dış sermaye şart!
Bunun da yolu, kapı kapı dolaşıp, bize yatırım yapın demekten değil, hukuk güvenliğinden geçer.
Yapmamız gereken şey belli! Hukuk güvenliği ile temel hak ve özgürlükleri esas alan ve liyakati öne çıkaran adaletli bir yönetim tarzını hayata geçirmek.
Bunu gerçekleştirdiğimizde, Ülkemiz rahatlar ve insanımız da feraha çıkıp huzura erer.
ÖZLÜ SÖZLERİM
– “En kıymetli para, iyi ve güzel işler için harcanan paradır.”
“Düşüncelerimiz hayata saçtığımız tohumlardır! Hayata öyle tohumlar saçalım ki, dönüşü de iyi olsun ve bizi mutlu, huzurlu kılsın.!”
– “Cahilin ağzında ağı (zehir) olan dil, kamilin ağzında Anzer Balı olur!”
Anzer Balı: Rize’nin İkizdere İlçesi’nde yer alan Anzer Yaylası’ndaki nadide çiçeklerden elde edilen ve balın hası denilen çok özel bir baldır.