24 Mayıs 2024

SOHBET KÖŞESİ: ÜÇÜNCÜ EK GÖREV YAPTIĞIM ANAMUR LİSESİNDE ASKERİ BASKIYA UĞRAMIŞTIM

0
1980 yılı 12 Eylül Darbesi döneminde Anamur İmam Hatip Lisesi Müdürlüğüne ikinci ek görev olarak İlçe Eğitim Müdür vekilliğim devam ederken 3’üncü ek görev olarak görevlendirildiğim Anamur Lisesinde birlik ve beraberliğin sağlandığı, öğrencilerin giriş zilinin çalmasıyla birlikte sınıflara girdiği bir sırada müdür odasının pencereden henüz ayrılmamıştım ki Anamur Hava Radar Mevzii komutanlığına ait 2 tane jeep bahçe içinde, okul giriş kapısının önünde durmuştu…
Giriş kapısıyla müdür odasının penceresi yan yanaydı… Jeep’leri onun için görmüştüm…
Şu anda bile adını vermeyi sakıncalı bulduğum esmer benizli Hava Radar Mevzii komutanı jeep’ten inmişti…
Onun inişiyle birlikte 2 silahlı havacı er bir tarafına, 2 silahlı havacı er diğer tarafına geçmiş, giriş kapısına doğru yönelmişlerdi…
Her şey olurdu ama bu olamazdı…
Ben okulda sükûneti temin etmeye çalışırken okul bahçesine giren askeri araç ta neyin nesiydi ?
Kendilerini biz çağırmamıştık…
Kapıya yönelmiştim… Ben kapıya varmadan komutan hızla kapıyı açıp misafir koltuğuna oturmuştu… Selam bile vermeden… İşte o dönemde 12 Eylül darbesinin getirdiği bunlardı…
Sorgusuz sualsiz insanlar götürülüp sorgulanıyordu… Ama ihtilal olalı neredeyse bir yılı aşkın zaman olmuştu…
Ben aynı zamanda İlçe eğitim müdürü idim…
Onun için komutanın yaptığı davranışlardan hiç korkmamıştım… Kapının kolunu tutmuş ve beklemeye başlamıştım… Komutan makamıma oturmamı istemişti…
Aynı zamanda son sınıftan bir öğrencinin adını vermişti…“Acele bu öğrenciyi çağırt…”demişti.
Kendisine bu şartlarda makamıma oturamayacağımı ve öğrenciyi de çağıramayacağımı söylemiştim…
Hışımla ayağa kalkmıştı… Neredeyse bana hücum edecek bir tavır takınmıştı… Kapı açıktı ve davranışları dışardan da görünüyordu… Kapıyı kapatmamı istemişti…
Kapatmayacağımı, bu şartlarda müdürlük yapmayacağımı ve bu durumu Valilik kanalıyla İçel Garnizon komutanlığına bildireceğimi söylemiştim…
Tekrar misafir koltuğuna oturmuştu…5 dakika kadar hafif eğilmiş vaziyette sadece potinlerinin ucuna bakmıştı… Ben de yerimde kalakalmıştım…
Salonda müdür odasının kapısına gelmek isteyenleri eli silahlı askerler kapıdan uzaklaştırıyorlardı…
Göz ucumla bunu görebiliyordum…
Komutan potinlerine bakarken elim kapı kolunda, yarı açık kapının önünde adeta donmuş vaziyette dışarıda eli silahlı askerleri görebiliyordum…
Yaklaşık 5 dakika sonra komutan başını kaldırmıştı… Zaten esmer benizliydi… Yüzü bu bekleyişte simsiyah geçmişti…
“Otur konuşalım…”demişti…
Nasıl söyleyebildiğimi hatırlayamıyorum ama: “Silahların gölgesinde mi?”demiştim…
Yine hiddetle potinlerine bakmaya başlamıştı… Yine başını kaldırmış ve “Mutlaka konuşmak zorundayız…’demişti.
Yine nasıl söyleyebildiğimi hatırlayamıyorum ama: “Askerler okul bahçesinde olduğu sürece konuşamayız” demiştim…
Aniden kalkmıştı… Kapıya yönelmişti… Ben hala kapı kolunu tutuyordum…
Askerlerden birini çağırmıştı… Ona anlayamadığım bir şeyler söylemişti… Yerine oturduktan sonra jeep sesleri duyulmuştu…
“Tamam gittiler… Konuşalım…”demişti…
Askerlere talimat vermiş, onlar da okul bahçesinden çıkarak normal anayolda komutanlarını beklemeye başlamışlardı… Kapıyı kapatmıştım… Beklemekten ve sitresten elim ayağım uyuşmuştu…
Ancak gerçeği söylemek gerekirse içimde hiçbir korku ve ürperti bile yoktu…
Komutana saygıda kusur etmemek için müdür masasına değil de yanındaki koltuğa oturmuştum…
Yaşlı olmasına rağmen çok uyanık bir hizmetlimiz vardı… Beni Lisedeki öğretmenlik yıllarımdan tanıyordu… Ben de onu çok iyi tanıyordum…
Haksızlığa hiç tahammül edemezdi… Hani bir tabir var ya…”Öl…”desen ölecek tipte bir hizmetli…
Hızla kapı vurulmuştu… Komutan ve ben bir an şaşırmıştık… “Gel…”demeye zaman kalmadan hızla kapı açılmıştı… Hizmetli çağırmadan içeriye girmişti… Komutanın önüne kadar gelmişti… Saniye içinde olan bitene anlam verememiştik… Komutanın önünde durmuştu…
Kendince bir asker selamı çakmış ve : “Efendim çay alır mısınız?”demişti…
Bu hareketi niçin yapmıştı hala anlayabilmiş değilim…
Çaylarımızı yudumlarken komutanın ses tonu da iyice yumuşamıştı…
O anda bunun sebebini de anlayabilmiş değildim…
“Bir komutan olarak değil, bir baba olarak konuşacağım…”diye söze başlamıştı…
Ben de: “Bir okul müdürü olarak değil, babasının bir kolunu cephede kaybeden askeri mâlulü bir babanın oğlu olarak dinleyeceğim…” demiş ve aramızda iyi bir diyalog kurulmuştu…
Aradan 40 yıla yakın bir süre geçtiği için komutanın anlattıklarını sizlerle paylaşmakta sakınca görmüyorum:
Komutanın Lise son sınıfta bir oğlu varmış… Oğlu sol gurubu destekliyormuş… Okul içindeki kavgalara da karışmış… Bu öğrenciler arasında okul içindeki kavgalar dışarıdaki ailelere de sirayet etmiş…
Okul idaresinin bilmediği okul dışı kavgalar sadece okul öğrencilerini değil sivilleri de içine alıyormuş… Sağ-sol kavgası yanında karı – kız davaları yüzünden mahkemelere kadar giden olaylar oluyormuş…
Oğlunun Çarıklar köyünden çok samimi bir sınıf arkadaşı varmış… Bu arkadaşının teşvikiyle oğlu, kavgalarda kullanılmak üzere Hava Radar Mevzii Komutanlığının deposundan bir Kaleşinkof silah almış ve Çarıklar köyünden olan sınıf arkadaşına saklamak üzere vermiş…
Askeriyenin deposunda sayım esnasında bir Kaleşinkof’un kayıp olduğu tespit edilmiş… Askerler sıkıştırılmış… Komutanın oğlunun depoya girip çıktığını gören bir er gizlice durumu komutana bildirmiş… Komutan oğlunu sıkıştırmış ve silahı aldığını itiraf ettirmiş…
Oğlu silahın Çarıklar köyünden bir sınıf arkadaşı tarafından saklandığını söylemiş… Komutan oğlundan silahı getirmesini istemiş… Oğlu istediği halde arkadaşı vermiyormuş… Komutan oğlundan arkadaşının ismini öğrenmiş… Okula gelişinin ve bana öğrenciyi istemesinin sebebi buymuş…
“Bugün olmaz… Lütfen yarın geliniz, ben sizi öğrenciyle görüştüreceğim.”demiştim… Israrcı olmuştu…
Kesinlikle öğrenciyi çağırmayacağımı söylemiştim… Onun için çocuğunun istikbali söz konusuydu… Benim de bu konuyu soracağım bir üst makamım vardı…
O makamın izin ve talimatı doğrultusunda bir gün sonra komutanla öğrenciyi müdür odasında gizlice görüştürmüştüm…
Bu görüşme sadece ikisi arasında olmuştu… Ben dışarıya çıkmıştım… İçeriye çağrıldığım zaman komutan öğrenci için 3 günlük izin istemişti…
Yine aldığım talimat doğrultusunda hiçbir şey sormadan öğrenciye üç gün izinli olduğunu söylemiş, dönüşte gelişini bana haber vermesini istemiştim…
Meğer öğrenci Kaleşinkofu aldıktan sonra ailesinin de bilgisi dâhilinde götürüp yaylada toprağa gömmüşler…
Üç günlük süre içerisinde öğrenci ailesinin bilgisi dâhilinde yayladan silahı getirmiş ve anlaştıkları yerde komutana silahı teslim etmiş…
Bu durum aldığım talimat doğrultusunda kapatılmış ve silah yerine konmuştu…
Anamur Lisesinde 3.ek göreve başladığımın ilk haftası böyle maceralı bir şekilde geçmişti… Artık bir gün’ü 3’e bölmüştüm:
Sabah saat 10’a kadar Anamur Lisesi Müdürlüğü… Öyleden sonras saat 14.00’e kadar İmam-Hatip Lisesi Müdürlüğü… Saat 14.00’den sonra mesai gözetmeksizin İlçe Eğitim müdürlüğü…
Anamur Lisesi bünyesinde kavgalar da bıçak gibi kesilmişti… Şu sözler bunun ifadesiydi;
Anamur’da, Anamur’un eşrafından Nasuhoğulları ailesi vardı…Diş Doktoru sayın Erhan Nasuhoğlu da bu ailedendi ve Anamur’un o dönemde tek diş doktoruydu…Eşi Öncel Nasuhoğlu Anamur Lisesinde öğretmendi…Lisede öğretmenlik yaptığım yıllarda birlikte çalışmıştık…
Şu sözler onundu: “Keşke şimdiye kadar müdürümüz olarak burada siz görev yapsaydınız…”
Bu sözler öğretmen kesiminin olaya bakış açısını en güzel şekilde ortaya koyuyordu…
Anamur Lisesinde ek göreve başladıktan sonra 3 aya yakın bir süre geçmişti… Müdür odasında otururken telefon çalmıştı…
Ahizenin ucundaki ses İl Milli Eğitim müdürümdü.
Kendisinin o anda Sayın Valimiz Ferruh Güven’in yanında olduğunu, Vali’nin kendisini benim için özel olarak çağırttığını, Milli Eğitim Bakanı Sayın Hasan Sağlam’a bana teşekkür göndermesi için yazı yazdıklarını, ancak bu teşekkürün her 3 görevi kapsamasına rağmen prosüdür gereği sadece asıl görevim için yazıldığını ve yakında Milli Eğitim Bakanından Teşekkür yazısı geleceğini söylemişti…
Şaşırmıştım… İl Milli Eğitim müdürüm beni bunun için niye aramıştı ki… Sözlerinin sonunda da şakayla karışık şu cümleyi kullanmıştı:
Sayın Valimiz soruyor; ‘’Ne oldu? Gazi Mert Anamur Lisesini kapattı mı yoksa. Artık hiç şikâyet gelmiyor da…”
Gerçekten bu şakayla karışık cümlenin altında bir şeyler, bir gerçek yatıyormuş…
Meğer o zamana kadar müdür vekili olarak görevlendirilen arkadaşlarımız her gün okulun durumunu rapor etmek için ya Vali’yi, ya İl Milli Eğitim Müdürünü arıyorlarmış… Bense onlar aramadıkça hiç onlarla Lise konusunu konuşmamıştım… İşte şakayla karışık cümlenin altında yatan gerçek buymuş…
Hoşça kalınız.

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir