TBMM’nin 23 Nisan 1920’de açılmasından sonra, birinci öncelik Anadolu’yu işgalden kurtarmaktır.
TBMM’de çok yoğun bir tartışma ve askeri hazırlık vardır ve Ankara’da sıkıntılı günler yaşanmaktadır. Bir yıl sonra 1 Mart 1921’de Meclisin 2. yasama yılında , Mustafa Kemal açış konuşmasında “Milli Eğitim, genel sağlık, nüfus ve kalkınma yönlerinde pek göze görünür iyi sonuçlar henüz alınamadı”.(1) der.
Cumhuriyet daha ilan edilmemişken, Milli Eğitim konusu ile beraber, o savaş koşullarının yokluk ve yoksunluk günlerinde, verem, sıtma ve vebanın kol gezdiği topraklarda, kurtuluştan sonra en önemli konular,(Milli Eğitim ve Genel Sağlık, Nüfus ve Kalkınma) bu konuşmada sıralanmıştır. Daha sonra her yasama yılı başlangıcında Milli Eğitim ve Genel Sağlık konuları Cumhuriyeti kuranların hep baş sorunları olmuştur. Yıllar içinde, özellikle Mustafa Necati’nin kısa bakanlığı döneminde, hem öğretmen sayısı, hem de okullaşma oranı katlanarak artar. Ancak, yüzyılların ihmalini bir anda tamamen halletmek mümkün değildir. Ancak, Cumhuriyetin acelesi vardı. Köylere ve köy çocuklarına bir an evvel ulaşılmalıydı. Ülkeyi yönetenler, Osmanlı’nın yüzyıllarca ihmal ettiği Anadolu’da bu durumu değiştirmek, o tarihlerde nüfusun yüzde 90’nının yaşadığı köyleri her yönden canlandırmak için arayış içindeydiler.
KÖY ENSTİTÜLERİ BİR GEREKSİNMEDEN DOĞDU
Nitekim, 1935 yılına gelindiğinde, CHP kurultayının açış konuşmasında parti sekreteri Recep Peker “İki milyon çocuk okuma gereksinimi duyuyor, ancak bunun dörtte birini okutabilecek,çözüm ve araçlarımız bulunuyor… Bunun için parti başkanlık divanı pratik bir formül öneriyor: ”Köy çocuklarını kısa zamanda okutacak okul tipi” demişti.
Çünkü o yıllarda Anadolu’da 40 bin köy bakımsız, ilkel, eğitimsiz ve bulaşıcı hastalıklarla boğuşuyordu.
Toplam, 16 milyon nüfusun yaklaşık 14 Milyonu köylerde yaşıyordu. Okur yazar oranı erkeklerde yüzde 17, kadınlarda yüzde 4.2 ortalama yüzde10.5’i okur yazardı. Bazı bölgelerde bu oran yüzde 1’e düşüyordu.
İlköğretim çağındaki 1 milyon 680 bin köy çocuğundan 276 bin 688‘i okula kavuşmuştu. Anadolu’daki 40 bin köyden 32 binin nüfusu 400’ün altındaydı. Köyler sadece eğitim yönünden değil, ekonomik ve toplumsal yönden de geriydi. 35 bin köyde hiç okul yoktu. Köy okullarını bitirebilen bu çocuklardan ancak binde biri, bir üst okula gidebiliyordu. Diğerleri, köylerinde kalıp aileleri ile birlikte ilkel bir üretime katılan bu çocuklar 3-5 yıl içinde bildiklerini de unutuyorlardı.
Aynı tarihlerde kent ve kasabalarda okullaşma oranı yüzde 85 sağlanmıştı(2). Kentlerde yetişip öğretmen olanlar köylere gitmiyordu. Gitsede başarılı olamıyordu.(Bugün bile böyle değil mi?) Bunun için önce, Atatürk’ün önerisiyle, 1936 yılında askerlik yapan onbaşı ve çavuşların içinden seçilenler, 6 aylık eğitmen kursundan geçirilip, 3 sınıflı küçük köylere gönderilir. Sonuçlar başarılı olunca “Köy Eğitmenleri Yasası”çıkarılır. 1948 yılına kadar 8675 eğitmen yetiştirilir. Bunların yüzde 30’u kadındır. Daha sonra 1937-39 yılları arasında 5 tane Köy Öğretmen Okulu açılır. Bu okulların başarıları görülünce, Bakanlık koltuğuna oturan Hasan Ali Yücelin döneminde 1939 yılında toplanan Maarif Şurasında konu gündeme gelir ve çok önemli kararlar alınır.
Bu kararlardan biri, İ. Hakkı Tonguç ve arkadaşları tarafından hazırlanan, 3803 sayılı“Köy Enstitüleri ve Köye Luzumlu Sanat Erbabı Yetiştirme Kanunu” yasa teklifidir.Cumhurbaşkanı İnönü‘ün desteği, Hasan Ali Yücel’in savunması ile TBMM’de 17 Nisan 1940 tarihinde yasalaşır. TBMM’de yasa geçerken muhalefet eden ve oylama katılmayan milletvekillerinin çoğunluğunun büyük toprak sahipleri olduğu dikkat çekicidir!
ANADOLU’DA CUMHURİYETİN EN BÜYÜK AYDINLANMA KURUMLARININ TEMELİ ATILIYOR
II. Dünya Savaşının tüm zorlukları içinde Avrupa’da faşizm kol gezerken, Anadolu’da eğitimde ve sağlıkta sessiz bir devrim yaşanıyordu. İlk etapta 14 Enstitü açılır, kısa sürede Van Erciş’te kurulan Enstitüyle 21 ‘e çıkartılarak, bütün Anadolu’ya yayılmış coğrafi eşitlikçi bir şekilde kapsaması sağlanır. 1942 yılında Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açılarak sistemin öğretmenlerinin burada yetişmesi planlanır.
Anadolu’da laik, bilimsel ve karma eğitim başlamıştır.
Eğitimin ilkesi, yaparak, yaşayarak üreterek eğitimdir. Köy çocukları, hem beyinlerini, hem ellerini kullanmaya başlamış, yüzyıllardır, uyuyan dev uyanmaya başlamıştır. Cumhuriyetin ilanından beri köylerimizin en önemli sorunlarından biri de sağlık ve tarım üretiminin “fenni usullerle” canlandırılmasıdır. Yasada belirtilen “Köye Lüzumlu Sanat Erbabı” yetiştirilmesi temelinde uygulamaya geçilir. İlk olarak, kapatıldığı 1947 yılına kadar Hasan oğlan Yüksek Köy Enstitülerinden yetişen 53’ü kadın(ebe), toplam 1599 sağlık memuru tüm yurda dağılırlar. Anadolu’da verem, çiçek, sıtma, kolera ,trahom ve şark çıbanı vb. yaygın hastalıklarla amansız bir mücadele yapılarak bir çoğunun kökü kurutulur.1. Dünya savaşı sonunda çok azalan nüfusumuz, sağlıklı nesillerle hızla atarken ülkemiz için çok önemli başarılar ve deneyimler elde edilir. Bugün bu hastalıkların, bir çoğunun artık hiç görülmemesinin temelinde, Köy Enstitüleri Sisteminin Anadolu aydınlanmasına eğitim yoluyla sağladığı çok önemli katkı kadar, “başarılı halk sağlığı” uygulamalarıyla sağladığı katkıda çok önemlidir.
NEDEN KAPATILDI?
Çok partili rejime geçip, Demokrat Parti iktidara gelince, Laik, bilimsel ve karma eğitim veren, Köy Enstitüleri sahipsiz kalınca, 27 Ocak 1954 tarihinde, Cumhuriyet Aydınlanmasından çıkarlarına aykırı görüp rahatsız olan, toprak ağaları ve tarikatların oyunu alarak iktidara gelen Demokrat Parti iktidarı tarafından ABD’nin telkinleri ile kapatılarak, İlköğretmen Okullarına dönüştürüldü.
Ancak Köy Enstitülerinin ruhu İlköğretmen Okullarında 1980 darbesine kadar devam etmişti. Bu tarihten sonra, öğretmen yetiştirme görevi YÖK’ e devredilmiştir.
Bu adımla birlikte NATO’nun “yeşil kuşak” projesinin, Türk-İslam sentezi anlayışıyla, anayasal laiklik ilkesi yok sayılarak, din eğitimi zorunlu hale getirilmiştir.
Ülkemiz bundan sonra adım, adım, eğitimde gerilemiş, Özal’lı yıllarda tarikatlar eğitime dolaylı müdahil olmaya başlamışlardır. 2002‘den sonra, emperyalizmin uşağı FETÖ gibi tarikatların doğrudan müdahaleleriyle eğitimin tamamen dinselleştirilmesi projesi uygulamaya konulmuştur. Laik, bilimsel ve karma eğitim her fırsatta bir plan dahilinde kaldırılmıştır. Her bakan değişiminde, sık sık yapılan sistem değişimleriyle, yap -boz tahtasına dönen ülkemiz eğitimi, giderek Dünya ülkeleri içinde aşağılara doğru hızla gerilemiş(bakınız uluslararası pisa sınavları sonuçları). Siyaseten oy devşirmek için açılan 2 aylık formasyon kurslarıyla, “ataması yapılmayan ve ücretli öğretmen” gibi uygulamalarla öğretmenlerin saygınlığı düşürülmüştür.Daha kötüsü, ihtiyaçtan fazla açılan İmam Hatip Liseleri, 4+4+4 sistemi ve tarikatların okullara girmesi, ortaokul ve lise düzeyindeki eğitim müfredatları değiştirilerek eğitim dinselleşmiştir.
Çalınan sorularla hiçbir eğitim kurumuna güven kalmamış, yatılı bölge okulları zayıflatılmış, fırsat eşitliği yok edilmiş, eğitim için köyden kente gelemeyen fakir köy çocukları tarikat yuvalarına mahkum edilmiş, laik, çağdaş ve bilimsel eğitim hakkı ellerinden alınmıştır.
80 yılda Nobel Ödüllü Aziz Sancar’ları yetiştiren Köy Enstitüsü Eğitim Sistemi yerine, bugün artık, emperyalizmin istediği gibi, ezbere dayanan, üretimden kopuk düşünce ve mantık yetileri zayıf, hiçbir sosyal becerisi olmayan sınav odaklı sistem içinde yaratıcılıkları yok edilen kuşakların yetiştirildiği eğitim sistemimiz var.
Köy Enstitülerini siyasete kurban etmeyip, geliştirmiş olsaydık, bugün Koronavirüs (COVID-19) küresel salgınında , yüzlerce kayıp verdiğimiz, köyden kente göç ile betona gömülüp yaşanmaz hale gelen megakentler yerine, köyünde daha refah içinde, bilinç düzeyi yüksek kitlelerle, panik görüntülerini yaşamayacak, sağlıkta ve artık hayatiyeti anlaşılan stratejik tarımsal gıda üretiminde dışa bağımlı olmayacak, ithalata milyarlarca dolar ödeyen ülke olmayacaktık.
Kuruluşunun 80. Yılında, ülkemizin Dünya Eğitim tarihine olan Köy Enstitülerini kuruluşuna destek veren başta II. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Hasan Ali Yücel ve katkı veren İsmail Hakkı Tonguç ile kurucu müdürleri, öğretmenleri ve hizmetlilerine kadar, tüm emeği geçenleri ve saygı ve minnetle anıyorum.
Dip Not:
(1)Cumhuriyetin Eğitim Devrimi, Mustafa GAZALCI; Ulusal Eğitim Derneği, İktisadi İşletmesi Yayınları,Ankara Temmuz 2014
(2) Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz? , Server TANİLLİ; Amaç Yayıncılık, İstanbul, Kasım 1988
