Üniversite bitirme sınavında Gazi Öğretmen yanlışlarla dolu yarım sayfalık okumayı yaptığı sırada Tefsir hocası sayın Mehmet Sofuoğlu onun TEZ’iyle ilgilenmişti ya…Yarım sayfa okuduğunu görünce “Tamam…” demiş… “Okuyuşun tamam…” “Şimdi de Tercümeye geçelim…”
Gazi Öğretmen okuduğu sayfayı heyecandan kapatmış…Hocası yeniden başka bir sayfa açmış. “Bu sayfayı hem okuyacak hem tercüme edeceksin…” demiş…
Aman Allah’ım !.. Şansa bakın ki Gazi Öğretmen bu sayfayı tanıyormuş…Bu sayfayı kendisine kurs veren sayın Sadreddin Yüksel hocası okuyup tercüme etmiş ve Gazi Öğretmen de teybe almış…
Yatakhanede tek başına kaldığı katta İslam Medeniyeti Mecmuasına gelen soruları hazırlarken teybi hep açarmış… Hem soru hazırlar hem teyp dinlermiş… Okuyuş ve tercüme olarak teypte bulunan yüzlerce sayfa adeta beynine işlemiş…Bu sayfa da onlardan biriymiş… Okumaya başlamış… Sanki ezberindeymiş…Yarım sayfa okutmuş…
Hocası bu defa pür dikkat kesilmiş… Hayret ki hiç hareke hatası da yokmuş…“Tercüme et…”demiş…Sayın Sadreddin Yüksel hocasının tercümesi gibi öyle bir güzel tercüme etmiş ki…
Sayın Sofuoğlu kalkmış… Tezini eline tutuşturmuş: “Bunu kitap olarak bastır…Hem de noktasını virgülünü değiştirmeden…” demiş…
Yüksek İslam Enstitüsü binası iki ayrı bölümden oluşuyormuş…Biri eğitim öğretim yapılan bölüm…Diğeri yatakhane ve yemekhane bölümü…
Sınav bitince hocası: “Haydi yemeğe gidiyoruz…” demesin mi?… Hocası önde, öğrencisi arkasında…Arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında yaklaşık 100 metre ilerdeki ikinci binaya geçiş…Eğer abartılı bulunmayacaksa gerçek şu ki; aynı masada yemek yemeleri…
…Ve İslam Medeniyeti ile Tez üzerine söyledikleri……Ve en zor ders olan Tefsir dersinden de geçmiş…
Nedendir bilemiyormuş ama bitirme sınavlarında hocaları Gazi Öğretmene bir başka gözle bakıyorlarmış…
Sayın Ali Özek hocası, Arapça derslerine giriyormuş…O yıl İmam Hatip Liselerinde okutulmak üzere iki tane Arapça kitap yayınlamış…
Gazi Öğretmen Arapça sınava girmiş…İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik yaparsa Arapça dersinden hangi kitabı tercih edeceğini sormuş…
O dönemde İmam Hatip Liselerinde okutulacak başka Arapça kitap yokmuş… “Sizin kitaplarınızı okutacağım…” demiş…Hocası önceki aylarda İslam Medeniyeti Mecmuasına birkaç yazı yazmış, onları konuşarak Arapça sohbet etmişler…
Gazi Öğretmenin “Sorunuz Söyleyelim” köşesini beğendiğini söylemiş ama Arapça olarak…Gazi Öğretmen de Arapça olarak teşekkür etmiş, moral bulmuş…Hocası 3 ayrı soru sormuş…
İlk iki soruyu biliyormuş ve çok güzel cevaplandırmış… 3’üncü soruyu sormamıştı bile…En zor derslerden biri olan Arapçayı da geçmiş…
Gazi Öğretmenin Yüksek İslam Enstitüsünü bitirme sınavları hep böyle geçmiş…Mezun olmuş…
Devlet Parasız yatılı sınavını kazandığı için de okulda parasız yatılı öğrenci olarak okumuş…
Mecburi hizmeti varmış…Mecburi hizmetli olanları öğretmen yapıyorlarmış…Gazi Öğretmenin hayalinde de öğretmen olmak varmış….
Ankara’da Din Eğitimi Genel müdürlüğünde Kur’a ile atama yapılıyormuş….
Mecmuanın 15 Temmuz’da yeni sayısı çıkacakmış…
Sınavlar bittikten sonra geceli gündüzlü çalışarak 15 Temmuz 1968 de yayımlanacak olan soru-cevapları da yetkililere teslim etmiş.
Bu sayıda da Amasya, Taşova kazasından sayın Ahmet Aydöner,İ stanbul’dan sayın Necmeddin Turinay, Adana’dan sayın İbrahim Akman, Ankara’dan sayın Süleyman Özsoy, Eskişehir’den sayın Osman Sayarsoy, Ortaköy’den sayın Erdem Tuğral, Ankara’dan sayın Necati Tufan, Ankara Hacettepe üniversitesinden sayın Alparslan Özyazıcı’nın sorularını cevaplandırmış…
15 Ağustos 1967 de başlayıp 15 Temmuz 1968’de bir yılını tamamlayan “İslam Medeniyeti” mecmuası serüveni acaba sona mı erecekti?
Çünkü okulu bitmiş yeni bir hayata, küçüklüğünden buyana özlemini çektiği öğretmenlik mesleğine atılacakmış…
Zor ve mutlu günler Gazi Öğretmeni bekliyormuş…
Elinde yurt içi ve yurt dışından bizzat adına gelen yüzlerce mektup ve o mektupların içinde de sorular varmış…Bu arada Mecmuanın neşir hayatına devam kararı alıp alamayacağı da belli değilmiş…
O dönemde bir mecmua 250 kuruşa satılıyormuş…Yıllık abonesi ise 30 TL imiş…Mecmua Türkiye İslam Enstitüleri talebe federasyonu tarafından çıkarılıyormuş…Abonelerden gelen para yetmiyormuş…Ayrıca satılmak üzere Anadolu’ya pek çok kırtasiyecilere de gönderiliyormuş…Onların bir kısmı da mecmuaları sattıkları halde parasını göndermiyorlarmış…
Mecmuanın kalitesini düşürmemek için de fazla reklam alınmıyormuş…Alınan reklamlar da ayrı renkli sayfalarda yayımlanıyormuş…Bu da maliyeti artırıyormuş…
Yetkililer bir araya gelmiş ve İslam Medeniyeti mecmuasının çıkarılmasına devam kararı alınmış…
Gazi Öğretmen de bu çarkın içindeymiş…Yapılan toplantıda nereye öğretmen olarak ataması yapılırsa yapılsın gelen soruları cevaplandırmaya da söz vermiş…Bu çark dönmeliymiş…Nitekim öyle de olmuş…Mecmua yayın hayatına devam ederken Gazi Öğretmen de öğretmenlik yaptığı okullarda gelen soruları cevaplandırmaya devam emiş…
Gazi Öğretmenin öğretmen olarak ataması Ankara Din Öğretimi Genel müdürlüğünde Kura çekimi ile gerçekleşmiş…
1967-1968 ders yılı yaz ve güz dönemlerinde İstanbul ve Konya Yüksek İslam Enstitülerinden mezun olan öğretmen atamaları 1968-1969 öğretim yılı başlamadan Ankara’da Din Eğitimi Genel müdürlüğünde yapılmış…
O dönemde 4 tane Yüksek İslam Enstitüsü varmış… İstanbul, Konya, Kayseri ve İzmir Yüksek İslam Enstitüleri…
I967-1968 öğretim yılında sadece İstanbul ve Konya Yüksek İslam Enstitüleri mezun vermiş… Kayseri ve İzmir henüz mezun vermemiş…
Ankara’da Din Eğitimi Genel Müdürlüğünde İstanbul ve Konya’dan mezun olan öğretmen adayları bir araya gelmiş kur’a çekeceklermiş…Görev yerleri belirlenecekmiş…
Gazi Öğretmenin İlçesi olan Anamur da kura çekilecek yerler arasındaymış…Kur’alar çekilmiş…Anamur’u Konya mezunu Mustafa Koyuncu isimli bir arkadaşı çekmiş…
Gazi Öğretmen ise Sivas İlk Öğretmen okulunu çekmiş… 15 dakikalık bir ara verilmiş… Dileyen dilediği arkadaşla değişiklik yapabilecekmiş…
Gazi Öğretmen Mustafa Koyuncu isimli arkadaşıyla Anamur ve Sivas’ı değiştirmek istemiş…Mustafa Koyuncu Maraşlı olduğunu o zamana kadar hiç deniz görmediğini, Anamur’a gitmek istediğini bu nedenle değiştiremeyeceğini söylemiş…
Gazi Öğretmenin yıllardır gönlünde yaşattığı Öğretmenlik yapacağı yer belirlenmiş: Sivas…Sivas İlk Öğretmen okulu…
Nitekim 1967-1968 eğitim öğretim yılında İstanbul ve Konya Yüksek İslam Enstitülerinden mezun olan arkadaşlarının adı soyadı, tayin olduğu okul ve tayin edildiği şehir İslam Medeniyeti Mecmuasının 15 Kasım 1968 yılında yıl 2 sayı 16’daki listede yayınlanmış…
Gazi Öğretmen iyi ki sayın Koyuncu ile becayiş yapmamış… İyi ki Sivas’a atanmış… İyi ki İlk Öğretmen okuluna atanmış…
Sivas…Danişmentleler, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde ülkelerin en önemli kenti…Şu anda yüzölçümü bakımından Türkiye’mizin ikinci, yerleşim birimi itibariyle birinci İl’imiz…
Burada görev yapmak Gazi Öğretmen için hayatının en önemli dönüm noktası olmuş…
Gerçek hayatı, insanlığı, dostluğu, mücadeleyi burada öğrenmiş…
Gazi Öğretmen Kur’anlarını çektikten sonra memleketine Anamur’a gelmiş…
Anamur’da kendisini bekleyenleri varmış…Annesi, babası, kardeşleri, öğretmen olmasını isteyen sevenleri ve en mühimi de sözlüsü olan amcasının kızı Habibe varmış…
Dersleri, İslam Medeniyetindeki görevi nedeniyle acaba sözlüsü Habibe’yi ihmal mi ediyormuş?
Öyle ya… Çocuklukları 7 yaş farka rağmen neredeyse birlikte geçmiş…Her tatil dönüşü Anamur’da günleri birlikte geçiyormuş…Bu birliktelikler ilerde kuracakları yuvanın temellerini oluşturuyormuş…
( devam edecek )
Gazi Öğretmen okuduğu sayfayı heyecandan kapatmış…Hocası yeniden başka bir sayfa açmış. “Bu sayfayı hem okuyacak hem tercüme edeceksin…” demiş…
Aman Allah’ım !.. Şansa bakın ki Gazi Öğretmen bu sayfayı tanıyormuş…Bu sayfayı kendisine kurs veren sayın Sadreddin Yüksel hocası okuyup tercüme etmiş ve Gazi Öğretmen de teybe almış…
Yatakhanede tek başına kaldığı katta İslam Medeniyeti Mecmuasına gelen soruları hazırlarken teybi hep açarmış… Hem soru hazırlar hem teyp dinlermiş… Okuyuş ve tercüme olarak teypte bulunan yüzlerce sayfa adeta beynine işlemiş…Bu sayfa da onlardan biriymiş… Okumaya başlamış… Sanki ezberindeymiş…Yarım sayfa okutmuş…
Hocası bu defa pür dikkat kesilmiş… Hayret ki hiç hareke hatası da yokmuş…“Tercüme et…”demiş…Sayın Sadreddin Yüksel hocasının tercümesi gibi öyle bir güzel tercüme etmiş ki…
Sayın Sofuoğlu kalkmış… Tezini eline tutuşturmuş: “Bunu kitap olarak bastır…Hem de noktasını virgülünü değiştirmeden…” demiş…
Yüksek İslam Enstitüsü binası iki ayrı bölümden oluşuyormuş…Biri eğitim öğretim yapılan bölüm…Diğeri yatakhane ve yemekhane bölümü…
Sınav bitince hocası: “Haydi yemeğe gidiyoruz…” demesin mi?… Hocası önde, öğrencisi arkasında…Arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında yaklaşık 100 metre ilerdeki ikinci binaya geçiş…Eğer abartılı bulunmayacaksa gerçek şu ki; aynı masada yemek yemeleri…
…Ve İslam Medeniyeti ile Tez üzerine söyledikleri……Ve en zor ders olan Tefsir dersinden de geçmiş…
Nedendir bilemiyormuş ama bitirme sınavlarında hocaları Gazi Öğretmene bir başka gözle bakıyorlarmış…
Sayın Ali Özek hocası, Arapça derslerine giriyormuş…O yıl İmam Hatip Liselerinde okutulmak üzere iki tane Arapça kitap yayınlamış…
Gazi Öğretmen Arapça sınava girmiş…İmam Hatip Lisesinde öğretmenlik yaparsa Arapça dersinden hangi kitabı tercih edeceğini sormuş…
O dönemde İmam Hatip Liselerinde okutulacak başka Arapça kitap yokmuş… “Sizin kitaplarınızı okutacağım…” demiş…Hocası önceki aylarda İslam Medeniyeti Mecmuasına birkaç yazı yazmış, onları konuşarak Arapça sohbet etmişler…
Gazi Öğretmenin “Sorunuz Söyleyelim” köşesini beğendiğini söylemiş ama Arapça olarak…Gazi Öğretmen de Arapça olarak teşekkür etmiş, moral bulmuş…Hocası 3 ayrı soru sormuş…
İlk iki soruyu biliyormuş ve çok güzel cevaplandırmış… 3’üncü soruyu sormamıştı bile…En zor derslerden biri olan Arapçayı da geçmiş…
Gazi Öğretmenin Yüksek İslam Enstitüsünü bitirme sınavları hep böyle geçmiş…Mezun olmuş…
Devlet Parasız yatılı sınavını kazandığı için de okulda parasız yatılı öğrenci olarak okumuş…
Mecburi hizmeti varmış…Mecburi hizmetli olanları öğretmen yapıyorlarmış…Gazi Öğretmenin hayalinde de öğretmen olmak varmış….
Ankara’da Din Eğitimi Genel müdürlüğünde Kur’a ile atama yapılıyormuş….
Mecmuanın 15 Temmuz’da yeni sayısı çıkacakmış…
Sınavlar bittikten sonra geceli gündüzlü çalışarak 15 Temmuz 1968 de yayımlanacak olan soru-cevapları da yetkililere teslim etmiş.
Bu sayıda da Amasya, Taşova kazasından sayın Ahmet Aydöner,İ stanbul’dan sayın Necmeddin Turinay, Adana’dan sayın İbrahim Akman, Ankara’dan sayın Süleyman Özsoy, Eskişehir’den sayın Osman Sayarsoy, Ortaköy’den sayın Erdem Tuğral, Ankara’dan sayın Necati Tufan, Ankara Hacettepe üniversitesinden sayın Alparslan Özyazıcı’nın sorularını cevaplandırmış…
15 Ağustos 1967 de başlayıp 15 Temmuz 1968’de bir yılını tamamlayan “İslam Medeniyeti” mecmuası serüveni acaba sona mı erecekti?
Çünkü okulu bitmiş yeni bir hayata, küçüklüğünden buyana özlemini çektiği öğretmenlik mesleğine atılacakmış…
Zor ve mutlu günler Gazi Öğretmeni bekliyormuş…
Elinde yurt içi ve yurt dışından bizzat adına gelen yüzlerce mektup ve o mektupların içinde de sorular varmış…Bu arada Mecmuanın neşir hayatına devam kararı alıp alamayacağı da belli değilmiş…
O dönemde bir mecmua 250 kuruşa satılıyormuş…Yıllık abonesi ise 30 TL imiş…Mecmua Türkiye İslam Enstitüleri talebe federasyonu tarafından çıkarılıyormuş…Abonelerden gelen para yetmiyormuş…Ayrıca satılmak üzere Anadolu’ya pek çok kırtasiyecilere de gönderiliyormuş…Onların bir kısmı da mecmuaları sattıkları halde parasını göndermiyorlarmış…
Mecmuanın kalitesini düşürmemek için de fazla reklam alınmıyormuş…Alınan reklamlar da ayrı renkli sayfalarda yayımlanıyormuş…Bu da maliyeti artırıyormuş…
Yetkililer bir araya gelmiş ve İslam Medeniyeti mecmuasının çıkarılmasına devam kararı alınmış…
Gazi Öğretmen de bu çarkın içindeymiş…Yapılan toplantıda nereye öğretmen olarak ataması yapılırsa yapılsın gelen soruları cevaplandırmaya da söz vermiş…Bu çark dönmeliymiş…Nitekim öyle de olmuş…Mecmua yayın hayatına devam ederken Gazi Öğretmen de öğretmenlik yaptığı okullarda gelen soruları cevaplandırmaya devam emiş…
Gazi Öğretmenin öğretmen olarak ataması Ankara Din Öğretimi Genel müdürlüğünde Kura çekimi ile gerçekleşmiş…
1967-1968 ders yılı yaz ve güz dönemlerinde İstanbul ve Konya Yüksek İslam Enstitülerinden mezun olan öğretmen atamaları 1968-1969 öğretim yılı başlamadan Ankara’da Din Eğitimi Genel müdürlüğünde yapılmış…
O dönemde 4 tane Yüksek İslam Enstitüsü varmış… İstanbul, Konya, Kayseri ve İzmir Yüksek İslam Enstitüleri…
I967-1968 öğretim yılında sadece İstanbul ve Konya Yüksek İslam Enstitüleri mezun vermiş… Kayseri ve İzmir henüz mezun vermemiş…
Ankara’da Din Eğitimi Genel Müdürlüğünde İstanbul ve Konya’dan mezun olan öğretmen adayları bir araya gelmiş kur’a çekeceklermiş…Görev yerleri belirlenecekmiş…
Gazi Öğretmenin İlçesi olan Anamur da kura çekilecek yerler arasındaymış…Kur’alar çekilmiş…Anamur’u Konya mezunu Mustafa Koyuncu isimli bir arkadaşı çekmiş…
Gazi Öğretmen ise Sivas İlk Öğretmen okulunu çekmiş… 15 dakikalık bir ara verilmiş… Dileyen dilediği arkadaşla değişiklik yapabilecekmiş…
Gazi Öğretmen Mustafa Koyuncu isimli arkadaşıyla Anamur ve Sivas’ı değiştirmek istemiş…Mustafa Koyuncu Maraşlı olduğunu o zamana kadar hiç deniz görmediğini, Anamur’a gitmek istediğini bu nedenle değiştiremeyeceğini söylemiş…
Gazi Öğretmenin yıllardır gönlünde yaşattığı Öğretmenlik yapacağı yer belirlenmiş: Sivas…Sivas İlk Öğretmen okulu…
Nitekim 1967-1968 eğitim öğretim yılında İstanbul ve Konya Yüksek İslam Enstitülerinden mezun olan arkadaşlarının adı soyadı, tayin olduğu okul ve tayin edildiği şehir İslam Medeniyeti Mecmuasının 15 Kasım 1968 yılında yıl 2 sayı 16’daki listede yayınlanmış…
Gazi Öğretmen iyi ki sayın Koyuncu ile becayiş yapmamış… İyi ki Sivas’a atanmış… İyi ki İlk Öğretmen okuluna atanmış…
Sivas…Danişmentleler, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde ülkelerin en önemli kenti…Şu anda yüzölçümü bakımından Türkiye’mizin ikinci, yerleşim birimi itibariyle birinci İl’imiz…
Burada görev yapmak Gazi Öğretmen için hayatının en önemli dönüm noktası olmuş…
Gerçek hayatı, insanlığı, dostluğu, mücadeleyi burada öğrenmiş…
Gazi Öğretmen Kur’anlarını çektikten sonra memleketine Anamur’a gelmiş…
Anamur’da kendisini bekleyenleri varmış…Annesi, babası, kardeşleri, öğretmen olmasını isteyen sevenleri ve en mühimi de sözlüsü olan amcasının kızı Habibe varmış…
Dersleri, İslam Medeniyetindeki görevi nedeniyle acaba sözlüsü Habibe’yi ihmal mi ediyormuş?
Öyle ya… Çocuklukları 7 yaş farka rağmen neredeyse birlikte geçmiş…Her tatil dönüşü Anamur’da günleri birlikte geçiyormuş…Bu birliktelikler ilerde kuracakları yuvanın temellerini oluşturuyormuş…
( devam edecek )

