Türkiye’de ikinci nükleer santral için görüşmeler sürerken, nükleer enerjinin en önemli sorunlarından biri olan radyoaktif atıkların bertaraf edilmesi yeniden gündeme geldi.
Araştırmacı yazar Abdullah Ayan, Almanya’nın nükleer santrallerden geriye kalan atıklarla ilgili yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, Deutsche Welle’nin (DW) yayımladığı analizden önemli bilgiler paylaştı.
Ayan’ın aktardığı analize göre Almanya, 2011 yılında Japonya’da yaşanan Fukuşima nükleer felaketinin ardından ticari amaçlı nükleer enerji kullanımından çıkma kararı aldı. Ülkedeki son nükleer santraller de 2023 yılında kapatıldı.
Ancak santrallerin kapatılması, nükleer atık sorununu ortadan kaldırmadı. Aksine, geride kalan radyoaktif atıkların güvenli biçimde depolanması Almanya’nın önündeki en büyük sorunlardan biri olmaya devam ediyor.
14 MİLYAR EURO’LUK DEPOLAMA MALİYETİ!
Analizde yer alan değerlendirmelere göre Almanya, yaklaşık 28 bin metreküp radyoaktif atığı bir milyon yıl boyunca güvenli biçimde muhafaza edebilecek uygun bir depolama alanı arıyor.
Uzmanların hesaplamalarına göre uygun yerin belirlenmesi ve kalıcı depolama tesisinin tamamlanmasının maliyeti yaklaşık 14 milyar euroyu bulabilecek.
Bu tablo, nükleer enerjinin yalnızca santral kurmak ve elektrik üretmekten ibaret olmadığını bir kez daha ortaya koyuyor. Santraller kapatılsa bile geride kalan atıkların güvenli şekilde depolanması, gelecek kuşaklara devredilen uzun vadeli ve son derece pahalı bir sorumluluk olarak karşımıza çıkıyor.
Türkiye’de yeni nükleer santral yatırımları konuşulurken, Almanya örneği önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor:
Nükleer enerjinin üretim maliyetini hesaplıyoruz; peki atıkların binlerce, hatta milyonlarca yıl güvenli biçimde saklanmasının bedelini kim ödeyecek?

