Antalya, yaklaşık 540 kilometrelik Likya Yolu ile dünya çapında bir doğa ve kültür turizmi markası oluşturmayı başardı. 1999 yılında doğaseverlerin girişimiyle hayata geçirilen rota, bugün binlerce turisti bölgeye çekerken güzergâh üzerindeki köylere, pansiyonlara, restoranlara ve yerel işletmelere de ekonomik katkı sağlıyor.
Peki, Antalya başardı da Mersin neden başarmasın?
Anamur’dan Tarsus’a, Silifke’den Toroslar’a uzanan geniş coğrafyasıyla Mersin; antik kentleri, kaleleri, tarihî yolları, kanyonları, yaylaları ve eşsiz sahilleriyle büyük bir turizm potansiyeline sahip.
Üstelik Mersin bu konuda önemli bir adım da attı. Yaklaşık 550 kilometrelik Tarihi Kilikya Yolu, 4 ana etap ve 38 parkuruyla yürüyüş tutkunlarının hizmetine sunuldu.
Ancak asıl mesele, bu güzergâhı oluşturmakla sınırlı değil. Kilikya Yolu’nun uluslararası ölçekte tanıtılması, yeni bağlantılarla geliştirilmesi ve güçlü bir turizm markasına dönüştürülmesi gerekiyor.
Antik kentler, tarihî yapılar, köyler, yaylalar ve sahiller tek bir turizm ağı içerisinde buluşturulabilirse Mersin; yürüyüş, bisiklet, kamp ve kültür turizminde önemli bir merkez hâline gelebilir. Böylece turizm gelirleri yalnızca kıyı şeridinde değil, kırsal bölgelerde de ekonomik canlılık yaratabilir.
Mersin’in turizm geleceği yalnızca denizinde, kumunda ve güneşinde değil; binlerce yıllık tarihinde ve eşsiz doğasında da saklı.
Antalya, Likya Yolu ile dünya turizminde kendine güçlü bir yer edindi. Mersin’in de 550 kilometrelik Kilikya Yolu ile aynı başarıyı yakalaması neden mümkün olmasın?
MERSİN’İN ÖNÜNDE BÜYÜK BİR FIRSAT VAR. ÖNEMLİ OLAN BU POTANSİYELİ GÖRMEK, TANITMAK VE HAYATA GEÇİRMEK!

