Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Avrupa’nın Rusya Enerji Hesabı: Yaptırımlar Derinleşirken Riskler de Artıyor

Avrupa Birliği, Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılına yaklaşırken yaptırım politikasını yeniden

Avrupa Birliği, Rusya-Ukrayna savaşının dördüncü yılına yaklaşırken yaptırım politikasını yeniden sertleştirme arayışında. Özellikle Rus petrolüne yönelik fiyat tavanı uygulaması ve denizcilik hizmetlerine ilişkin olası yeni kısıtlamalar, sadece Moskova’yı değil küresel enerji dengelerini de yakından ilgilendiriyor. Brüksel’in hazırladığı yeni yaptırım paketi, Avrupa’nın hem siyasi kararlılığını hem de ekonomik sınırlarını test edecek gibi görünüyor.

Son dönemde AB içinde öne çıkan önerilerden biri, Rus petrolü taşıyan gemilere sigorta, liman erişimi ve taşımacılık gibi hizmetlerin tamamen yasaklanması. Bu adımın savunucuları, özellikle Kuzey Avrupa ülkeleri, böyle bir yasağın Rusya’nın enerji gelirlerini ciddi biçimde zorlayacağını düşünüyor. Teorik olarak bu doğru olabilir; çünkü petrol ticaretinin lojistik ayağı olmadan enerji ihracatı sürdürülebilir olmaktan çıkabilir. Ancak pratikte işler her zaman bu kadar net ilerlemiyor.

Bugüne kadar uygulanan fiyat tavanı sistemi, Rus petrolünün tamamen piyasadan çıkmasını değil daha düşük gelirle satılmasını hedefliyordu. Bu model, enerji piyasasında ani şokları önlerken Moskova’nın gelirlerini kısmen sınırlamayı amaçlıyordu. Şimdi gündeme gelen daha sert önlemler ise bu dengeyi değiştirebilir. Eğer AB tek başına çok sert bir adım atarsa ve G7 ortakları aynı ölçüde destek vermezse, yaptırımların etkinliği kadar Avrupa ekonomisine yansıması da tartışma konusu olacaktır.

Burada asıl mesele sadece Rusya’yı ekonomik olarak sıkıştırmak değil. Avrupa aynı zamanda kendi enerji güvenliğini, sanayi rekabetçiliğini ve küresel ticaretteki konumunu korumaya çalışıyor. Enerji fiyatlarının yeniden dalgalanması, özellikle sanayi üretimi ve enflasyon üzerinde ciddi etkiler yaratabilir. Bu yüzden Brüksel’in Washington ile koordinasyon arayışı aslında siyasi olduğu kadar ekonomik bir zorunluluk.

ABD tarafının daha temkinli duruşu da dikkat çekici. Washington bir yandan Rusya’ya baskıyı sürdürmek isterken diğer yandan enerji piyasalarında aşırı dalgalanma yaratacak hamlelerden kaçınmaya çalışıyor. Ayrıca Ukrayna savaşında olası diplomatik gelişmeler de yaptırım kararlarını doğrudan etkileyebiliyor. Barış görüşmeleri ihtimali güçlendikçe yaptırımların tonu genelde daha kontrollü oluyor.

Öte yandan Avrupa’nın yaptırım politikası artık sadece enerjiyle sınırlı değil. “Gölge filo” olarak adlandırılan yaptırımları delmeye yönelik tanker ağları, yasaklı teknoloji transferleri ve değerli maden ticareti gibi alanlar da giderek daha fazla mercek altında. Bu durum, ekonomik yaptırımların modern savaşın önemli araçlarından biri haline geldiğini gösteriyor.

Ancak burada Avrupa için kritik bir soru var:

Yaptırımlar gerçekten hedeflenen siyasi sonucu üretiyor mu, yoksa uzun vadede Avrupa ekonomisini de zorluyor mu?

Açıkçası bu sorunun net bir cevabı yok.

Yaptırımlar Rus ekonomisine ciddi baskı kurdu ama savaşın seyrini tek başına değiştirmedi. Buna karşılık Avrupa da enerji dönüşümü ve tedarik çeşitlendirmesi için büyük maliyetler üstlendi.

Sonuç olarak AB’nin yeni yaptırım paketi, sadece Rusya’ya yönelik bir ekonomik hamle değil; aynı zamanda Avrupa’nın küresel güç dengelerindeki yerini yeniden tanımlama çabasının parçası. Önümüzdeki haftalarda G7 içindeki uyumun ne ölçüde sağlanacağı ve Brüksel’in ne kadar sert adım atacağı, hem savaşın ekonomik cephesini hem de dünya enerji piyasalarını belirleyecek gibi görünüyor. Avrupa için zor ama kaçınılmaz bir denge arayışı sürüyor.