Mersin’de vicdanları sarsan ağır bir iddia yeniden gündemde. Araştırmacı yazar Abdullah Ayan, yıllardır konuşulan ancak bir türlü açıklığa kavuşmayan vakıf mallarıyla ilgili çarpıcı soruları bir kez daha kamuoyunun önüne taşıdı.
Ayan’ın işaret ettiği adres net:
Mersin Yardım ve İyilik Vakfı’na ait olduğu belirtilen, denize sıfır 300 dönümlük devasa araziler…
Peki bu araziler nerede?
Kimlerin eline geçti?
Hangi süreçlerle vakıf bünyesinden çıkarıldı?
Daha da çarpıcı olan ise iddiaların yalnızca arsalarla sınırlı olmaması. Vakfa ait olduğu öne sürülen dükkanların kimlerin himayesinde olduğu sorusu da yanıtsız bırakılıyor.
Bu sorular sadece bir mülkiyet tartışması değil…
Bu sorular, kimsesiz yaşlıların geleceği ile ilgili.
İddialara göre; hayır amacıyla kurulan, yaşlılara hizmet etmesi gereken bir yapının en değerli varlıkları, “arka kapı” diye tabir edilen yöntemlerle el değiştirdi. Eğer doğruysa bu sadece hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir çöküşün göstergesi.
Bir diğer dikkat çekici nokta ise geçmişte vakıf yönetiminde yer alan bazı isimler…
İddiaya göre bu kişiler, yaşananlara sessiz kalamayarak görevlerinden ayrıldı. Ancak bugüne kadar kamuoyuna açık bir açıklama yapmadılar.
Şimdi Mersin kamuoyu şu sorulara yanıt bekliyor:
- Vakfa ait olduğu söylenen taşınmazlar nasıl el değiştirdi?
- Bu süreçte kimler sorumluluk aldı?
- Denetim mekanizmaları neden işlemedi?
- Ve en önemlisi: Bu iddialar karşısında yetkililer neden suskun?
Bu mesele yalnızca bir vakıf tartışması değil.
Bu mesele, bir hayırseverin emaneti ve kimsesiz insanların geleceğiyle ilgili.
“Emanete ihanet edilir mi?” sorusu artık retorik değil, doğrudan muhataplarına yöneltilmiş bir hesap çağrısıdır.
Mersin’de gözler şimdi hem ilgili kurumlarda hem de bugüne kadar suskun kalan “kentin ileri gelenlerinde”…
Çünkü bu hikâyede kaybolan sadece arsalar değil; adalet duygusu ve toplumsal vicdandır.

