Avrupa uzun zamandır kendini şöyle teselli ediyor: Terörün etkisi azaldı. Rakamlar da bunu söylüyor. Daha az saldırı, daha az ölüm. Ama bazen asıl tehlike, azalmak değil; şekil değiştirmektir.
Bugün Avrupa’da yaşanan tam olarak bu.
Evet, sokakta patlayan bombalar, kitlesel saldırılar eskiye kıyasla daha az. Ama yeni tablo çok daha sinsi: Terör artık kalabalıkları değil, zihinleri hedef alıyor. Üstelik en kırılgan olanları-gençleri.
Ekonomi ve Barış Enstitüsü’nün 2026 Küresel Terörizm Endeksi, aslında bu dönüşümün en net fotoğrafını çekiyor. Rapora göre artık mesele saldırı sayısı değil, radikalleşmenin hızı. Eskiden yıllar süren süreçler şimdi günler içinde tamamlanabiliyor.
Bu ne demek?
Artık bir gencin radikal bir ideolojiye sürüklenmesi için uzun temaslara, kapalı hücrelere ya da fiziksel ağlara ihtiyaç yok. Bir ekran, birkaç video, doğru çalışan bir algoritma… Ve sonuç: hızlandırılmış radikalleşme.
Daha çarpıcı olan ise yaş aralığı. Hedef kitle 15-25 arası gençler olarak biliniyordu. Ama artık bu sınır bile aşağı çekilmiş durumda. Sekiz yaşındaki çocukların bile bu sürecin içine çekildiği vakalar var.
Bu noktada terör, klasik anlamını kaybediyor.
Çünkü bu artık sadece güvenlik güçlerinin çözebileceği bir mesele değil. Bu, aynı zamanda bir sosyal medya, eğitim ve hatta psikoloji meselesi. Yani görünmeyen bir cephede yürüyen bir savaş.
Veriler de alarm veriyor. 2025’te Avrupa ve Kuzey Amerika’da terör bağlantılı soruşturmaların yüzde 42’si gençler ve çocuklardan oluşuyor. Bu oran birkaç yıl öncesine göre üç kat artmış durumda. Daha da dikkat çekici olan, IŞİD bağlantılı göz altılarda ergenlerin ağırlığının giderek artması.
Yani sorun küçülmüyor-gençleşiyor.
Peki neden?
Cevap biraz rahatsız edici: Çünkü bu yeni model daha etkili. Kısa videolar, duygusal manipülasyon, kimlik arayışı içindeki gençler… Hepsi aynı denklemde buluşuyor. Algoritmalar sadece içerik önermiyor; yön de veriyor.
Bir başka boyut ise Avrupa’nın kendi iç dinamikleri. Artan siyasi kutuplaşma, yükselen antisemitizm ve toplumsal gerilimler, bu radikalleşme için verimli bir zemin oluşturuyor. Yani mesele sadece dış kaynaklı bir tehdit değil; içeriden beslenen bir kırılma.
Elbette hâlâ saldırılar var. Almanya, Fransa ve
Belki de en kritik soru şu: Avrupa gerçekten daha güvenli mi, yoksa sadece tehdidi yanlış yerden mi ölçüyor?
Çünkü eğer sekiz yaşındaki bir çocuk bile bir ideolojinin hedefi haline gelmişse, o zaman mesele artık “kaç saldırı oldu” sorusundan çok daha büyük.
Terör azalmış olabilir. Ama etkisi, geleceğe doğru yayılıyor.
Ve bu, en tehlikeli biçimi olabilir.

