Geleneklerimiz gereği, ölenlerin arkasından kötü konuşmak ve eleştirmek hoş karşılanmıyor.
Ancak, Einstein’ın dediği gibi, “gerçekleri konuşacaksak nezaketi kapının dışındaki askıya takıp”, gerçekleri de görmemezlikten gelmememiz gerekiyor.
İlber hoca tartışmasız çok değerli ve birikimli, seçkin bir akademisyen, çok iyi bir Osmanlı Tarihçisi ve entelektüel bilgi küpüydü. Osmanlı İmparatorluğu’nun gizemli birçok olayını, ardındaki gerçekleri ondan öğrendik. Bu yönlerini kimse tartışamaz.
Ancak böylesine toplumda öne çıkan şahsiyetlerin, toplumsal gelişmeler yaşanırken, durdukları yer ve ilişkileri çok önemlidir.
Hele hele bir tarihçi ise, tarihin akışı içinde doğru tarafta durmaları gerekir.
Örneğin, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökerken ülkemizde çok değerli hoca profesör, aydınlar, yazarlar ve ulemalar yok muydu?
Vardı, ancak kurtuluş savaşı süresince, bunların bir kısmı(Halide Edip Adıvar gibi) büyük Sultanahmet Mitingi’ni düzenleyerek işgale karşı toplumsal farkındalığı artırdılar.
Sonra, Anadolu’ya geçip Mustafa Kemal’e destek verdiler. Ankara’da, Rifat Börekçi gibi din adamları kefen paralarını verip destek olurken, birçok aydın, medrese alimi, din adamları, ulema ve hacı hoca takımı, gazeteciler sarayın talimatına uydular, düşmanla işbirliği yaptılar. Birçoğu da konforlarını bozmayıp, İstanbul’da duyarsız kaldılar. Kurtuluş savaşı ve boğaz boğaza mücadele sürerken boğazda rakı içmeyi tercih ettiler. Hatta bazıları sarayın yardakçısı olup, halkı kurtuluş savaşına kışkırtan yazılar yazdılar ve Mustafa Kemal ve arkadaşlarına karşı isyanlara teşvik ettiler.
İlber hocanın vefatını duyunca, gerçekten üzüldüm.
Ancak onun FETÖ ile ilişkisini ortaya koyan kendi ağzından çeşitli kanallarda ve Samanyolu TV’de program ve video ifadelerini görünce, itiraf etmeliyim ki çok şaşırdım ve üzüldüm.
Çünkü, kendisi herhangi biri değildi. Mustafa Kemal’in, Anayasaya laiklik ilkesini koymasının nedenini çok iyi bilen kişiydi. Yüzyıllardır yoksul ve çaresiz Anadolu insanını din tüccarlığı ile sofrasına çöken, sömüren tarikatları, dinimizde tanrı ile kul arasında ruhban sınıfının olmadığını, tekke ve zaviyeleri, kapatmasının nedenlerini en iyi o biliyordu.
Bura rağmen, 15 Temmuz 2016 da darbe yaparak 250 asker/sivil şehit vermemize, ekonomimizin çökmesine, halkımızın yoksullaşmasına neden olan ilkokul mezunu müezzin, kaçak terörist başı Fethullah Gülen’le periyodik olarak görüştüğünü, onu ABD de ziyaret etmiş olması, yurtdışı okullarında dersler, seminer ve konferanslar vermiş olması gerçekten bana göre inanılır ve şehitlerimiz anısına kabul edilir gibi değil.
Kanaatimce, sadece akademik tarih çalışmaları ve Osmanlı tarihine yaptığı katkıları, kitapları ve yetiştirdiği öğrencileri dikkate alarak onun hakkında toplam bir yargıya varılacaksa bu yanlış olur.
Her fani insan gibi hatalarının da var olduğunu kabul etmemiz ve söyleyebilmemiz gerekir. Unutmayalım ki, 15 Temmuz 2016 darbesinden sonra, sadece Bank Asya’da para yatırmaktan başka suçu olmayan saf ve temiz yurttaşlarımız cezalandırıldı. Devlette görevli birçoğu, Bylock uygulaması kullandığı için işten atıldı, aileleri dağıtıldı. Askeri liseler kapatıldı. İltisaklı oldukları gerekçesiyle atıldı, askeri liseli savcı ve memurlara hapis cezaları da verildi.
Bu nedenle, Adalet, hukuk ve vicdan muhasebesi karşısında, adil olmayan farklı bir yaklaşıma, toplumsal vicdanımız razı olacak mı?
Ancak, yine de toplumsal geleneklerimiz, dini ritüellerimiz ve geleneklerimiz gereği vefat etmiş kişiler arkasından kötü konuşmak, eleştirmek hoş olmuyor.
Hayatımız -doğru ve yanlışlarımızla- bir bilançodur. Geleneklerimiz gereği, musalla taşına yatırılan her yurttaşımız gibi cenaze namazı öncesi, imamın “nasıl bilirdiniz?” sorusuna, tabi ki bizler de, değerli akademisyen İlber hocamız için de -yanlışlarını da unutmadan-, olumlu yanlarını düşünerek “iyi bilirdik” diyeceğiz.
Bilim Dünyamıza yaptığı katkılar, yetiştirdiği öğrenciler ve emekleri için teşekkür ve dua ederken, her fani gibi Tanrı günahlarını da affetsin diyerek yazımı noktalıyorum.

