Halkların İklim Zirvesi Meclisi tarafından yürütülen hazırlık süreci kapsamında, Mersin’de “Gezegen için, Yaşam için, Adalet için Halkların İklim Zirvesi (HİZ)” başlıklı yerel buluşmada yapıldı. Halkların İklim Zirvesi, Antalya’da yapılacak olan COP31’le eş zamanlı olarak 14-18 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek.
Eğitim-Sen Mersin Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinlikte, yaklaşan iklim zirvesi süreci ve ekolojik yıkıma karşı toplumsal mücadele başlıkları ele alındı. Etkinliğe Perihan Koca da katıldı. Programda konuşmacı olarak, Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan, İklim Adaleti Koalisyonu BELEM Delegesi Çiğdem Özbaş, Halkların İklim Zirvesi Türk Tabipleri Birliği temsilcisi Demet Parlar yer aldı. Moderatörlüğü ise Mersin Çevre Platformu aktivisti Veyis Yiğit üstlendi. Etkinlikte basın açıklamasını Sabahat Aslan okudu.
Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sabahat Aslan, yaptığı açıklamada Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen COP (Taraflar Konferansı) süreçlerinin çoğu zaman küresel iklim krizine gerçek çözümler üretmek yerine devletler ve şirketler arasında pazarlık alanına dönüştüğünü belirtti. Fosil yakıtlardan çıkış konusunda bağlayıcı kararların alınamamasının iklim krizinin yükünü halkların omzuna bıraktığını vurguladı. Aslan, yangınlar, seller ve kuraklık gibi afetlerin artık gündelik hayatın parçası haline geldiğini ifade ederek gıda fiyatlarının arttığını, su kaynaklarının azaldığını ve kentlerin betonlaşma baskısı altında kaldığını söyledi. Ormanların ve biyolojik çeşitliliğin hızla yok olduğuna dikkat çeken Aslan, geleceğin giderek daha güvensiz ve eşitsiz bir hal aldığını dile getirdi.
“Sıcaklık artışı zor eşiklere dayandı”
Açıklamada, küresel sıcaklık artışının geri dönüşü zor eşiklere dayandığı, aşırı hava olaylarının olağanlaştığı ve ekosistemlerin kırılganlaştığı belirtildi. Bu durumun fosil yakıt temelli üretim modeli, endüstriyel tarımın yayılması ve sınırsız büyüme anlayışıyla doğrudan bağlantılı olduğu vurgulandı. Bilimsel uyarılara rağmen emisyonların artmaya devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, yaşanan ekolojik yıkımın doğal bir kader değil siyasal tercihlerin sonucu olduğu ifade edildi.
Açıklamada iklim krizinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığı, aynı zamanda derin bir eşitsizlik sorunu yarattığı belirtildi. Tarihsel olarak en fazla kirleten ülkelerin yarattığı ekolojik tahribatın bedelini emekçiler, köylüler, kent yoksulları ve kırılgan toplumsal grupların ödediği ifade edildi.
Kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar, engelliler ve yerinden edilen halkların iklim krizinden orantısız biçimde etkilendiği vurgulanırken artan gıda fiyatları, temiz suya erişim sorunları ve sağlık risklerinin büyüdüğüne dikkat çekildi.
Zirve hazırlıklarına katılım çağrısı
Açıklamada, resmi iklim zirvelerinde sesi bastırılan toplumsal kesimlerin kendi sözünü kurabilmesi amacıyla alternatif bir platform olarak Halkların İklim Zirvesi’nin düzenleneceği belirtildi. Zirvenin, piyasa odaklı çözümlere karşı kamusal sorumluluğu, demokratik katılımı ve toplumsal denetimi savunduğu ifade edildi.
Halkların İklim Zirvesi için hazırlıkların sürdüğü belirtilirken Türkiye’nin farklı bölgelerinden ekoloji hareketleri, sendikalar, meslek örgütleri, kadın ve gençlik hareketleri ile bilim insanlarının sürece dahil olduğu aktarıldı.
Açıklamada, ekolojik yıkıma karşı mücadele etmek isteyen herkesin zirve hazırlıklarına katılması çağrısı yapıldı.

