Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, göreve gelişinden sadece birkaç ay sonra rotayı Pekin’e çeviriyor. Bu, sembolik bir diplomatik ziyaret olmanın ötesinde, küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemde Berlin’in pozisyon arayışını temsil ediyor.
Merz’in Çin ziyareti, hem ekonomik hem de jeopolitik anlamda kritik bir eşikte gerçekleşiyor. Bir yanda Çin’in artan rekabet baskısı altında zorlanan Alman otomotiv sektörü, diğer yanda insan hakları ve küresel düzen konusundaki görüş ayrılıkları.
“Dünyanın tamamıyla ekonomik ilişkilere ihtiyacımız var”
Merz’in mesajı net: Almanya küresel bir ticaret gücü ve Çin’i dışarıda bırakma lüksü yok. Almanya Federal İstatistik Ofisi’nin verilerine göre Çin, 2025 itibarıyla 251,8 milyar euroluk ticaret hacmiyle yeniden Almanya’nın en büyük ticaret ortağı.
Bu tablo Berlin’i zor bir dengeye itiyor:
Çin ile ekonomik bağları korumak
Ancak aşırı bağımlılığı azaltmak
Rekabet baskısını yönetmek
Değerler politikasını tamamen terk etmemek
Merz’in “doğru iş birliği dengesi” vurgusu tam da bu çelişkinin ifadesi.
Otomotiv sektörü: Asıl sınav burada
Ziyaretin zamanlaması tesadüf değil. Çinli elektrikli araç üreticileri Avrupa pazarında agresif bir büyüme içinde. Alman üreticiler ise Çin pazarında hem fiyat hem teknoloji açısından daha sert bir rekabetle karşı karşıya.
Merz’in programında Mercedes-Benz
Bu tablo, Berlin’in Çin’le ilişkisini salt ticaret üzerinden değil, sanayi stratejisi üzerinden de yeniden düşünmesini gerektiriyor.
Pekin mesajı: Yeni küresel düzen
Merz’in sözleri, ziyaretin yalnızca ekonomik değil ideolojik bir boyutu olduğunu da gösteriyor. Çin’in yeni çok taraflı düzeni kendi kurallarına göre şekillendirme iddiasına dikkat çeken Merz, ifade özgürlüğü ve insan hakları konusundaki farklılıkların altını çiziyor.
Pekin’de Merz’i karşılayacak isimler arasında Çin Başbakanı Li Qiang ve Devlet Başkanı Xi Jinping yer alıyor. Bu temaslar, Berlin’in eleştirilerini doğrudan en üst düzeyde dile getirme fırsatı sunacak.
Ancak gerçek şu: Almanya değerler üzerinden eleştiri getirse de ekonomik bağlarını koparmayı göze alamaz.
Avrupa’nın daha geniş sınavı
Merz’in açıklamaları, aslında sadece Almanya’nın değil Avrupa’nın da içinde bulunduğu dönüşümü yansıtıyor. Geleneksel kurallara dayalı uluslararası sistemin zayıfladığı, büyük güç rekabetinin belirleyici olduğu yeni bir döneme girildiği kabul ediliyor.
Bu yeni düzende Avrupa için üç seçenek var:
ABD eksenine sıkı biçimde yaslanmak
Çin’le daha pragmatik bir yakınlaşma aramak
Kendi ekonomik ve askeri kapasitesini güçlendirerek stratejik özerklik inşa etmek
Merz’in söylemi üçüncü yolu işaret ediyor. Ancak bu yolun maliyeti yüksek, siyasi uyumu ise zor.
Sonuç: Denge arayışı kolay değil
Berlin’in Pekin ziyareti, bir diplomatik nezaket turu değil; bir sınav. Almanya, Çin’le hem rekabet edecek hem iş birliği yapacak bir model kurmak istiyor.
Sorun şu: Küresel sistem giderek sıfır toplamlı bir rekabete dönüşürken, “denge” kavramı ne kadar sürdürülebilir?
Merz’in Çin temasları, bu soruya verilecek yanıtın ilk ipuçlarını sunacak. Ancak görünen o ki, Almanya için asıl mücadele Pekin’de değil; Berlin’de, kendi sanayi stratejisini ve dış politika kimliğini yeniden tanımlama sürecinde yaşanacak.

