Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Karbon Vergisi Tarlaya Takıldı

Avrupa Birliği’nin karbon sınır vergisi, kâğıt üzerinde iklim kriziyle mücadelede

Avrupa Birliği’nin karbon sınır vergisi, kâğıt üzerinde iklim kriziyle mücadelede güçlü bir araç gibi duruyor. Ancak uygulama sahaya indiğinde, Brüksel’in büyük hedefleri ile tarladaki gerçekler arasındaki mesafe bir kez daha ortaya çıkıyor. Fransa ve İtalya’nın gübre ithalatı için muafiyet talebi, bu çelişkinin en güncel örneği.

Gübre, tarımın görünmeyen ama vazgeçilmez girdisi. Toprağın verimini artıran bu ürünler olmadan ne rekolteden ne de gıda güvenliğinden söz etmek mümkün. Ne var ki gübrenin üretimi enerji yoğun; dolayısıyla karbon salımı yüksek. AB’nin karbon sınır vergisi de tam olarak bu noktaya temas ediyor. Sorun şu ki, bedeli ödeyen çoğu zaman üretici değil, zaten zor durumda olan çiftçi oluyor.

Fransa ve İtalya’nın itirazı, iklim hedeflerine karşı bir başkaldırıdan çok, ekonomik gerçekliğin sesi olarak okunmalı. Çiftçiler, bir yandan düşük ürün fiyatlarıyla mücadele ederken, diğer yandan artan girdi maliyetleriyle ayakta kalmaya çalışıyor. Gübre fiyatlarındaki sert artış, çevre politikalarının çiftçi üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi riskini doğuruyor.

Burada Avrupa’nın klasik açmazı kendini gösteriyor: Ortak kurallar, ama eşit koşullar yok. Bazı ülkeler yüksek enerji maliyetleriyle boğuşurken, bazıları kamu destekleriyle bu yükü hafifletebiliyor. Karbon vergisi, teoride adil rekabeti amaçlasa da, pratikte tarım gibi kırılgan sektörlerde dengesizlikleri derinleştirebiliyor.

Üstelik gübre piyasası Avrupa’nın zayıf karnı. Kullanılan gübrenin yarısının dışarıdan geldiği bir yapıda, maliyetlerin hızla yükselmesi yalnızca çiftçiyi değil, gıda fiyatlarını da etkiliyor. Bu da meselenin çevre politikası olmaktan çıkıp, sosyal ve siyasi bir krize dönüşme potansiyelini artırıyor.

Fransa ve İtalya’nın talebi, Brüksel’e net bir soru yöneltiyor: Yeşil dönüşüm, sahadaki aktörleri korumadan ne kadar sürdürülebilir olabilir? İklim hedefleri ile tarımsal üretim arasında kurulacak denge, yalnızca karbon hesaplarıyla değil, toplumsal gerçeklerle de şekillenmek zorunda.

Aksi hâlde karbon vergisi, çevreyi kurtarmaya çalışırken Avrupa tarımını daha da zora sokan bir araca dönüşebilir. Ve bu, Yeşil Mutabakat’ın en çok eleştirilen yönünü bir kez daha doğrular: iyi niyetli, ama sahadan kopuk.