Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Amman’da Buluşma: Avrupa’nın Orta Doğu Arayışı

Avrupa Birliği’nin Ürdün’le Amman’da gerçekleştireceği zirve, ilk bakışta diplomatik bir

Avrupa Birliği’nin Ürdün’le Amman’da gerçekleştireceği zirve, ilk bakışta diplomatik bir nezaket ziyareti gibi görünebilir. Oysa masanın üzerindeki dosyalar, Avrupa’nın Orta Doğu’daki rol arayışının ne kadar karmaşık ve kırılgan bir zeminde ilerlediğini bir kez daha gösteriyor.

Ursula von der Leyen ve Antonio Costa’nın Kral Abdullah ile yapacağı görüşme; ticaret, güvenlik ve göç başlıklarının ötesinde, Avrupa’nın bölgedeki “denge kurucu” iddiasının da bir sınavı niteliğinde. Çünkü AB, uzun süredir Orta Doğu’da güçlü bir aktör olmaktan çok, krizlere tepki veren bir yapı görüntüsü çiziyor.

Bu noktada Ürdün’ün konumu özel bir anlam taşıyor. Siyasi istikrarını büyük ölçüde koruyan, mülteci krizlerine rağmen devlet yapısını ayakta tutabilen ve iki devletli çözüme verdiği destekle Batı dünyasıyla uyumlu bir çizgide duran Amman, Avrupa için güvenli bir muhatap. Ancak bu “güvenli ortaklık”, bölgedeki gerçeklerin ağırlığını hafifletmeye yetmiyor.

Filistin meselesi zirvenin merkezinde yer alırken, Avrupa’nın en büyük açmazı da burada ortaya çıkıyor: Söylem ile etki arasındaki mesafe. AB, uluslararası hukuka ve barışçıl çözümlere güçlü vurgu yapıyor; fakat sahada bu söylemi destekleyecek somut bir siyasi ağırlık ortaya koymakta zorlanıyor. Ürdün’ün olası bir barış planında askerî ya da lojistik rol üstlenme ihtimali konuşulsa da, bu tür senaryoların hâlâ belirsizliklerle dolu olduğu açık.

Öte yandan, Ürdün nüfusunun büyük bölümünün Filistin kökenli olması, ülkeyi sadece bir “komşu” değil, meselenin doğrudan parçası hâline getiriyor. Bu durum, Ürdün’ü Avrupa için hem vazgeçilmez hem de dikkatle yaklaşılması gereken bir ortak yapıyor.

Amman’daki zirve, büyük ihtimalle güçlü mesajlar ve temkinli ifadelerle sona erecek. Ancak asıl soru şu: Avrupa Birliği, Orta Doğu’da sadece ilkeleri hatırlatan bir aktör mü olacak, yoksa bu ilkeleri sahada etkili politikalara dönüştürebilecek mi?

Ürdün’le kurulan bu temas, eğer doğru değerlendirilirse, AB’nin bölgedeki rolünü yeniden tanımlaması için bir fırsat olabilir. Aksi hâlde, diplomatik takvimde yer alan bir zirveden öteye geçmesi zor görünüyor.