Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Lüks Sürgün, Büyük Pazarlık!

Dünya siyasetinde bazı kelimeler vardır; söylendiği anda gerçeği değil, niyeti

Dünya siyasetinde bazı kelimeler vardır; söylendiği anda gerçeği değil, niyeti ele verir. “Lüks sürgün” de onlardan biri. Ne sürgündür tam anlamıyla ne de masum bir misafirliktir. Daha çok, büyük güçlerin masasında sunulan pahalı bir çıkış kapısıdır.

ABD medyasına yansıyan iddialara göre Nicolas Maduro’ya böyle bir kapı aralandı. Görevden çekilmesi karşılığında Türkiye’de “lüks bir sürgün”… Üstelik bu teklifin arkasında bizzat Donald Trump’ın olduğu söyleniyor. Maduro’nun bunu reddettiği, sonrasında ise Karakas’ta hava saldırıları ve ardından “yakalanma” açıklamalarının geldiği anlatılıyor.

Hikâye tanıdık.

Bir ülke lideri, tartışmalı seçimler, tanınmayan bir iktidar, yaptırımlar, suçlamalar…

Ve sonunda şu soru: Gitmek mi kalmak mı? Gitmenin bedeli güvenlik, kalmanın bedeli belirsizlik.

Bu noktada Türkiye’nin adı devreye giriyor. Amerikan basınına göre Maduro için “mükemmel bir yer.”

Neden?

Çünkü Türkiye, Batı ile köprüleri tamamen atmadan, Batı’nın istemediği aktörlerle de konuşabilen nadir ülkelerden biri.

Ne Rusya kadar izole, ne Küba kadar sembolik, ne İran kadar hedefte. Tam anlamıyla gri alan.

Erdoğan–Maduro ilişkisinin geçmişi de bu iddiaları besliyor.

Tartışmalı seçimler sonrası edilen tebrik telefonları, “kardeşim” söylemleri, karşılıklı ziyaretler, altın ticareti iddiaları…

Hepsi bir araya geldiğinde Türkiye, sadece bir ülke değil; bir sigorta poliçesi gibi gösteriliyor.

Ancak asıl mesele şu:

Bir liderin geleceği, halkının oyundan çok büyük güçlerin sunduğu “fırsatlara” mı bağlı artık?

ABD Dışişleri Bakanı’nın “Maduro’nun önüne birçok fırsat kondu” sözleri, demokrasi söyleminin nasıl bir pazarlık diline dönüştüğünü açıkça gösteriyor. Sandık değil, teklif; halk iradesi değil, kabul edilebilirlik belirleyici oluyor.

Maduro reddetti. Sonrası malum.

New York’ta açılacak davalar, “uyuşturucu terörizmi” suçlamaları, kelepçelenmiş bir iktidar hikâyesi.

Türkiye cephesinde ise resmî bir sessizlik var. “Yorum yok.” Belki de bu sessizlik, modern diplomasinin en yüksek sesidir.

Çünkü bazen bir ülke, dahil olduğu iddiaları yalanlayarak değil, sessiz kalarak yönetir.

Sonuçta bu hikâye bize şunu söylüyor:

Günümüz dünyasında iktidar, sadece ülke içinde korunmuyor. Güvenli çıkış rotaları, dost başkentler ve “iade edilmezlik” garantileriyle birlikte düşünülüyor.

Ve biz, “lüks sürgün” gibi kavramları normalleştirdikçe, demokrasinin ne kadar ucuz, sürgünün ne kadar pahalı olduğunu bir kez daha görüyoruz..!