Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

EFRENK’TEN ARSLANKÖY’E; BİR OLAY, BİR İNSAN, BİR KÖY…

İnsanların yaşamını üç şey değiştirirmiş.: Okuduğu kitaplar, karşılaştığı insanlar ve
İnsanların yaşamını üç şey değiştirirmiş.: Okuduğu kitaplar, karşılaştığı insanlar ve yaşadığı olaylar…
Okuyacağınız öyküyü Çanakkale gazisi Ali’nin yeğenlerinden, Köy Enstitüsünün ilk kız öğrencilerinden biri olan Hüsniye Özgür’den bizzat dinlemiştim; bir kişinin yaşadığı bir olayın, bir köyün geleceğini nasıl değiştirebileceğinin öyküsüdür bu, Efrenkli Ali’nin öyküsü…
Çanakkale’de siper savaşları yapılırken, bir gün sofralarına kadar yuvarlanıp gelen bir el bombasını düşman siperlerine geri atmaya çalışırken, eli bileğinden kopar Efrenkli Ali’nin. Hastanede ayıldığında, beyaz gömlekli genç tabip subayı fark eder ilkin. Ona çok imrenir. Hangi mektepte okuduğunu, nasıl tabip olduğunu sorar. O da, “Asker-i Tıbbiyeyi Şahane Mektebini” bitirdiğini söyler. Oysa Ali’nin tek bildiği okul Arapça Kuran okutulan mahalle mektepleridir. Ali, askeri tabipten dinlediklerini aklına yazar. Taburcu olur, uzun bir tren yolculuğundan sonra köyüne varır. Nazım’ın Kuvay-i Milliye Destanı’nda yazdığı gibi; “Savaştan önce köyünde çiftçi idi Ali, savaştan sonra da yine çiftçidir”. Ancak bir eli artık yoktur. Köyünde artık ona “Çolak Ali” derler.
Düşman işgali başlar. 5 Kasım 1918 günü Mustafa Kemal Paşa Mersin’e geldiğinde yaptığı toplantıya katılan Çolak Ali ve akrabası Hüseyin Yıldıran köylerine gidip eli silah tutanları işgalcilere karşı direnmeye çağırırlar.
Mersin’in işgali, 1918’nin 17 Aralık günü İngilizlerin Hintli Müslüman askerleriyle Mersin iskelesinden başlatılır. Aşağı köylerden başlayan işgal Toros eteklerindeki köylere doğru yayılır. Direnen kuvvacılar, Efrenk’e kaçırılan silahların bulunması için gönderilen işbirlikçi Osmanlı subayını, daha sonra da Fransız subayını Ciyaklı Obruk’a atarlar. Buna çok öfkelenen Fransız işgal komutanlığı, içinde yöreyi bilen Ermenilerin de olduğu 16 kişilik askeri birliği  Efrenk’e gönderir. Köye yaklaşamadan, Kurudere yakınlarında fark edilirler. Fark eden çobanın Efrenk’e haber etmesiyle köylü milisler baskın yaparak düşman askerlerinin çoğunu imha ederler. Çevre köylerde yayılır bu haber. Direnenler büyük moral kazanmıştır. Artık düşmanın “yenilmez olmadığı” anlaşılmıştır. Mersin ve Tarsus köylerinde çete savaşları başlar. Bu direniş sonunda Fransızlar Türk hükümetiyle “Ankara Anlaşması”nı imzalayıp, Mersin ve Adana’nın işgaline son verirler.
Günler geçer, düşman ülkeden kovulur ve Cumhuriyet ilan edilir.
Adana’ya bağlı Mersin Sancağı’nın Efrenk köyünden Çolak Ali Çanakkale’den sonra şimdi de İstiklâl Savaşı gazisidir ve ikinci madalyasını almıştır.
Artık cephe savaşı bitmiş, cehaletle savaş cephesi açılmıştır. Bilgiye dayalı yeni ilkokulların açılacağını duyar Çolak Ali. Ertesi gün hazırlanır, göğsüne madalyalarını takar, atına binerek üç günde Mersin’e iner. Beklemeden trene atlar, Adana’ya varır. Valiliğin kapısına dikilir. Ne istediğini sorar Vali. “Köyüme ilkokul açılmasını istiyorum” der Çolak Ali. “Tamam, sen git” der Vali başından savmak için. “Hayır!” der, “yazılı ferman almadan gitmem” der Çolak Ali, üç gün valiliğin önünde bekler. Çolak Ali’yi pencereden izleyen Vali sonunda, Çukurova’daki yüzlerce köyden önce Torosların zirvesindeki Efrenk’e ilkokul kurulması emrini verir.
Efrenk’teki Taş Mektep (1924)
Cumhuriyetin ilanından tam bir yıl sonra yapılan ilkokul (Taş Mektep) ve öğretmen lojmanı 1453 rakımlı Efrenk (Aslanköy)’de açılır. Köye atanan ilk öğretmeni de atının terkisine bindirerek köye getirir Çolak Ali.
Ne var ki, eski itibarları kaybolan hacı hoca takımının başlattığı “Gavur Mektebi” kampanyası nedeniyle kimse çocuklarını bu yeni okula vermek istemez. Erkek çocuklarını çobanlığa gönderirler, kız çocuklarınınsa hiç şansı yoktur zaten.
Öğretmen ilk günlerde öğrenci bulamaz. Çolak Ali, öğretmen köyden gider, okul kapanır diye çok korkar. Başlar köyün okuma çağındaki çocuklarının kimlerin evinde olduğunu öğretmene bildirmeye. Öğretmen de aileleri ve çocukları bulup, çıkan kanunla korkutarak onları okula kaydeder. Köye örnek olması için kız çocuklarını okula ilk kaydettiren gene Çolak Ali olur.
Daha sonra köyüne muhtar olan Çolak Ali, Halkevinin ve kent yolunun açılmasını, Arslanköy’ün okur-yazarı en fazla olan köylerden biri olmasını sağlar.
Babam Öğretmen Halil Erkan şöyle anlatmıştı:
“Çolak Ali’ye yıllar sonra yaşadığı zorlukları sormuşlar. O da, okul çağında olup da okula gönderilmeyen çocukların ailelerini öğretmene nasıl ihbar ettiğini anlatarak başlamış söze. Bunun için köy odasına çağrıldığını, orada kendisine “Gâvur mektebine giden çocukların günahını öbür dünyada nasıl vereceğini” sorduklarını falan…. O da, “Mersin’de hükümete hiç işiniz düşmeyecek mi?” demiş. “Hee, düşecek elbet” demişler. O da “İşte o zaman dilekçelerinizi gâvur dediğiniz arzuhalcilere yazdıracağınıza kendi horantalarınıza yazdırsanız daha iyi olmaz mı?” deyivermiş. Uzun bir sessizlik olmuş. Sonra da Çolak Ali “O vakit gelince hayır duanız yeter” demiş oradakilere, uzaklaşıp gitmiş.”
Aklı hep Çanakkale Savaşındaki tabip subayda kalmıştır Çolak Ali’nin. Çocuklarından hiç olmazsa birinin tabip olmasını çok istemektedir. Erkek ve kız çocuklarının hepsini kendi elleriyle yaptığı Taş Mektebe gönderir. Büyük oğlunu ortaokul için Mersin’e, daha sonra da liseyi okuması için Adana’ya … Ancak büyük oğlu doktor olup köye gelirken menenjite yakalanıp ölür. Çolak Ali acısını yüreğine basarak küçük oğlunu da İstanbul’daki Tıp Fakültesine gönderir. Yıllar sonra oğlunu, Tıp Fakültesini bitirip köye gelişinde kurban keserek karşılayacaktır. Bu karşılamada çekilmiş siyah beyaz fotoğrafta, kolunu oğlunun omzuna atarak, hafif de ona yaslanarak, içten gülümsemesini ve yüzündeki ‘başarmanın keyfini’ göstermesi izlemeye değer bir andır.
Çolak Ali köyde kız çocuklarını ilk okutan kişidir aynı zamanda. Kızları Köy Enstitüsü’ne giderler. Çolak Ali’nin cehaletle bitmeyen savaşta temelini attığı Halk Odasında, tiyatro kolunun başlattığı piyesleri izleyen küçük kızlardan bazılarının yıllar sonra “Arslanköylü Tiyatrocu Kadınlar” olarak dünyaca tanınmasıysa ayrı bir yazının konusudur.
Bu öyküyü, cehaletle savaşta Çolak Ali’nin  Arslanköylü çocukların yazgısını nasıl değiştirdiğinin unutulmaması için yazdım. Osman Şahin, Hüsnü Çelik, Behzat Ay, Hüsniye Özgür, Dudu Yedigöz ve babam Halil Erkan gibi adını burada sayamadığım onlarca Arslanköylü yoksul köy çocuğunun, Çolak Ali’nin çabası sonucu Köy Enstitülerine giderek öğretmen olduklarının bilinmesi için…
Bu öyküyle; Çanakkale şehit ve gazilerinin anısına saygı ve minnetlerimi sunarken, Köy Enstitülerine emek verenlere de selam olsun..!