Avrupa Parlamentosu 2025’i geride bırakırken geriye kalan tablo pek iç açıcı değil. Bu yıl Brüksel’de konuşulanlar yeni vizyonlar, büyük reformlar ya da ortak bir gelecekten çok; güvensizlik, ittifak arayışları ve bitmeyen yolsuzluk iddiaları oldu. Avrupa siyasetinin vitrini olması gereken Parlamento, bir kez daha kendi meşruiyetini tartışır hâle geldi.
Yılın en dikkat çeken başlığı hiç kuşkusuz Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’e yönelik art arda gelen görevden alma girişimleriydi. Sonuçsuz kaldılar, evet. Ancak asıl mesele sonuç değil, bu girişimlerin sayısı ve arkasındaki siyasi ruh hâliydi. Parlamento, Komisyon’a karşı açıkça “sabırsız” ve “rahatsız” bir görüntü verdi. Bu, Brüksel koridorlarında alışıldık bir durum değil.
Bu huzursuzluğun arka planında ise daha derin bir dönüşüm yatıyor. Muhafazakârlarla aşırı sağ arasında, özellikle Fransa, İtalya ve İspanya’daki seçim hesaplarıyla şekillenen yeni ve resmî olmayan bir yakınlaşma var. Bu ittifak henüz açıkça ilan edilmiyor ama kritik oylamalarda kendini hissettiriyor. Avrupa siyaseti, merkezden yavaş yavaş kayıyor; üstelik bu kayış artık gizlenmiyor.
Göç politikalarında sertleşme, sanayiyi koruma adına çevresel ve bürokratik hedeflerin geri plana itilmesi ve bir zamanların “kutsal projesi” Yeşil Mutabakat’ın sorgulanması, bu değişimin somut işaretleri. Avrupa Parlamentosu, iklimden ziyade sandığı, ilkelerden ziyade seçmeni düşünmeye başlamış görünüyor.
Ve tabii ki Brüksel’de artık neredeyse gelenekselleşen bir başlık daha: yolsuzluk. Bu yıl patlak veren ve Çinli teknoloji devi Huawei ile bağlantılı olduğu iddia edilen soruşturma, Avrupa Parlamentosu’nun hafızasında hâlâ taze olan eski skandalları yeniden hatırlattı. Hediyeler, seyahatler, ayrıcalıklar… Hikâye tanıdık. Değişen sadece aktörler.
Henüz yargı süreci tamamlanmış değil, suçlamalar reddediliyor. Ancak asıl zarar çoktan verildi: Avrupa Parlamentosu’nun “ahlaki üstünlük” iddiası bir kez daha zedelendi. Üstelik bu, Avrupa’nın dünyaya demokrasi, şeffaflık ve hukukun üstünlüğü dersi verdiği bir dönemde yaşanıyor.
Kısacası 2025, Avrupa Parlamentosu için ilerleme yılı değil, bir ayna yılı oldu. Kurum, kendisine bakmak zorunda kaldı. Güç mü kaybediyor, yoksa sadece yön mü değiştiriyor? Merkez mi çözülüyor, yoksa yeni bir denge mi kuruluyor?
Bu soruların yanıtı henüz net değil. Ama bir gerçek var: Brüksel’de artık eski Avrupa yok. Ve yeni Avrupa, henüz ne olmak istediğine karar vermiş değil.

