Donald Trump, Grönland’ı yeniden gündemine aldı. Gerekçe tanıdık: ulusal güvenlik. Yöntem de öyle. Haritaya bak, stratejik gör, “bize lazım” de…
Ve dünyanın en büyük adası bir kez daha jeopolitik iştahın nesnesi hâline gelsin.
Trump’ın Grönland’ı ABD topraklarına katma fikri aslında yeni değil. Ama bu niyetin tekrar ve daha yüksek sesle dillendirilmesi, üstelik bir “özel temsilci” atanarak kurumsal zemine oturtulması, meseleyi ciddiye alınması gereken bir noktaya taşıyor. Louisiana Valisi’nin Grönland’dan sorumlu temsilci ilan edilmesi, Washington’un bu işi şaka olarak görmediğini gösteriyor.
Avrupa’nın tepkisi de bu yüzden sert ve net.
AB başkentlerinden Danimarka’ya art arda destek mesajları geldi. Verilen mesaj ortak: Grönland bir emlak ilanı değil, bir halkın yaşadığı özerk bir bölge. Ve bu bölgenin garantörü Danimarka’dır. Nokta.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Grönland kendi halkına aittir” vurgusu, aslında modern uluslararası düzenin temel ilkesini hatırlatıyor: Topraklar pazarlıkla el değiştirmez. Hele ki 21. yüzyılda, “güvenliğim için sana ihtiyacım var” diyerek.
Trump’ın yaklaşımı ise başka bir çağdan kalma. Soğuk Savaş refleksiyle, hatta daha da geriye giderek, büyük güçlerin küçük coğrafyaları stratejik ham madde gibi gördüğü bir anlayış. Bugün Grönland, yarın başka bir özerk bölge… Mantık bu.
Ancak Avrupa bu kez sessiz değil. “Amerikan yayılmacı emelleri” ifadesinin açıkça dile getirilmesi, AB’nin meseleyi yalnızca Danimarka’nın sorunu olarak görmediğini gösteriyor. Bu, Avrupa’nın sınırları ve egemenlik ilkeleriyle ilgili bir test olarak okunuyor.
Grönland meselesi aynı zamanda şunu da ortaya koyuyor: Küresel güç dengeleri sertleştikçe, haritalar yeniden tartışmaya açılıyor. Enerji yolları, askeri üsler, Arktik rekabeti… Hepsi masada. Ama masada olmayan tek şey, o topraklarda yaşayan insanların iradesi.
Trump için Grönland bir güvenlik meselesi olabilir. Avrupa içinse bir ilke meselesi. Bu ikisi çarpıştığında ortaya çıkan gerilim, sadece Danimarka’yı değil, transatlantik ilişkilerin geleceğini de ilgilendiriyor.
Bir gerçek net: Eğer “güçlü olan alır” anlayışı yeniden normalleşirse, hiçbir ülkenin haritası tamamen güvende değildir.
Ve belki de bu yüzden Avrupa bu kez yüksek sesle konuşuyor. Çünkü mesele Grönland değil, sıradaki haritanın neresi olacağı.

