Artık şunu inkâr etmeyelim:
Türkiye sinirli, tahammülsüz ve öfkeli bir ülke hâline geldi. Bu öfkenin kaynağı sadece ekonomi, siyaset ya da gündelik stres değil. Asıl sorun, duygularını yönetemeyen bir toplum olmamızdır.
En küçük eleştiride sesler yükseliyor, en basit tartışma kavgaya dönüşüyor. Trafikte, okulda, iş yerinde, ekranda… Her yerde bağıran, susturan, aşağılayan bir dil hâkim. Çünkü biz yıllardır duygusal zekâyı değil, duygusal baskıyı öğrettik.
Okullarda çocuklara problem çözmeyi anlattık ama öfkeyi yönetmeyi öğretmedik. Evlerde “konuşma”, “sus”, “ayıp” dedik ama ne hissettiklerini sormadık. Sonra da bu bastırılmış duyguların yetişkin hâlini sokakta suç, kurumlarda mobbing, ekranlarda nefret olarak izliyoruz.
Türkiye’de sertlik hâlâ otorite zannediliyor. Bağıran yönetici güçlü, korkutan baba saygın, susturan öğretmen disiplinli sanılıyor. Oysa bu bir güç değil, duygusal acizliktir. Kendini yönetemeyen, başkasını yönetemez.
İş dünyası da farklı değil. Duygusal zekâsı düşük yöneticiler yüzünden kurumlar kan kaybediyor. İnsanlar işlerinden değil, yöneticilerinden istifa ediyor. Mobbing sıradanlaştı, tükenmişlik normalleştirildi. Verimlilikten söz ediliyor ama insan yok sayılıyor.
Gençlere gelince… Onları rekabetin ortasına atıp yalnız bıraktık. “Başarılı ol” dedik ama nasıl ayakta kalacaklarını öğretmedik. Diploma verdik, duygusal donanım vermedik. Sonra da “gençler sabırsız, saygısız” diye şikâyet ediyoruz. Oysa bu tablo bizim eserimiz.
Toplum olarak empatiyi zayıflık, sakinliği pasiflik, nezaketi eziklik sandık. Sonuç ortada: Sert dil, sert insan; sert insan, sert toplum üretiyor. Ve bu kısır döngüyü hâlâ alkışlayan bir anlayış var.
Bu böyle gitmez.
Duygusal zekâ artık bir “kişisel gelişim” başlığı değil, toplumsal bir zorunluluktur. Eğitim sistemi değişmeden, aile dili dönüşmeden, kurumlar insanı merkeze almadan bu öfke dinmez.
Gerçeği söyleyelim:
Sorunumuz dış güçler değil, iç denetimsizliğimizdir.
Sorunumuz bilgi eksikliği değil, duygu körlüğüdür.
Ve duygularını yönetemeyen bir toplum, geleceğini de yönetemez.

