Mersin, son dört yılda Türkiye ortalamasının üzerinde bir ekonomik büyüme performansı sergiledi. Ancak uzmanlara göre bu niceliksel artış, kenti uzun vadede taşıyacak güçlü bir yönetişim kapasitesi ve bilimsel temelli stratejilerle desteklenmiyor.
Prof. Dr. Erkan Aktaş’ın değerlendirmelerine göre, 2020 yılı baz alındığında Türkiye ekonomisi 2024’e kadar yaklaşık yüzde 23 büyürken, Mersin’de aynı dönemde kümülatif büyüme yüzde 40’a ulaştı. Bu tablo, Mersin’in pandemi sonrası dönemde Türkiye ortalamasının yaklaşık 1,7 katı hızla büyüdüğünü ortaya koyuyor. Aktaş, bu yükselişin bir algı değil, verilerle doğrulanabilir bir gerçeklik olduğunu vurguluyor.
Büyüme Var, Derinlik Yok
Büyümenin sektörel dağılımına bakıldığında tarım ve hizmetler sektörlerinin öne çıktığı görülüyor. Örtü altı üretim, ürün çeşitliliği ve ihracat bağlantıları sayesinde Mersin tarımı Türkiye ortalamasının üzerinde bir performans sergilese de, üretimin hâlen düşük ve orta katma değerli ürünlere dayandığına dikkat çekiliyor. Uzmanlar, tarımda nicelikten çok yüksek katma değerli üretime geçilmesi gerektiği görüşünde.
Sanayi sektöründe ise Mersin’in performansı Türkiye ortalamasına yakın seyrediyor. Yüksek teknoloji ve katma değerli imalat alanlarında belirgin bir sıçrama yaşanmadığına işaret eden Aktaş, sanayinin daha çok tarıma dayalı işleme, depolama ve dış ticaret bağlantılı faaliyetler üzerinden şekillendiğini belirtiyor. Bu yapının doğru yönlendirilmediği takdirde sınırlayıcı, doğru kurgulandığında ise stratejik bir avantaja dönüşebileceği ifade ediliyor.
İnşaat ve Altyapı Uyarısı
Son dönemde Mersin ekonomisini hızla büyüten alanlardan biri de inşaat sektörü oldu. Özellikle çevre illerde yaşanan depremler sonrası oluşan geçici talebin bu artışta etkili olduğu belirtiliyor. Ancak altyapı yatırımları tamamlanmadan sürdürülen yoğun yapılaşmanın, elektrik, su ve kanalizasyon başta olmak üzere kentsel altyapı üzerinde ciddi baskı yarattığına dikkat çekiliyor. Sahil kesimlerinde kontrollü büyümenin artık teknik bir zorunluluk olduğu vurgulanıyor.
Turizm Potansiyeli Kullanılamıyor
Hizmetler sektörü Mersin’in en güçlü alanlarından biri olarak öne çıkıyor. Ticaret, lojistik ve ulaştırma faaliyetleri kente Doğu Akdeniz ölçeğinde önemli bir avantaj sağlıyor. Buna karşın, sahip olduğu doğal, tarihsel ve iklimsel değerlere rağmen turizm sektörünün hâlen ikincil bir konumda kaldığına dikkat çekiliyor. Aktaş’a göre turizm, Mersin için tamamlayıcı değil, kurucu bir sektör olmalı; planlama ve teşvik eksikliği büyümenin derinleşmesini engelliyor.
Lojistikte Stratejik Risk
Mersin’in lojistikteki stratejik konumu tartışmasız olarak değerlendiriliyor. Liman altyapısı ve dış ticaret hacmi, kente küresel ölçekte bir rol yüklüyor. Ancak ana konteyner limanı gibi kritik yatırımların başka merkezlere yönlendirilmesinin, Mersin’in uzun vadeli ekonomik konumunu zayıflatabilecek yapısal riskler barındırdığı ifade ediliyor.
Zirveler Eleştiriliyor
Prof. Dr. Aktaş, Mersin’de düzenlenen ekonomi zirvelerini de eleştirerek, sorunun zirve yapılması değil, bu toplantıların içerik, uzmanlık ve hedef bakımından yetersizliği olduğunu söylüyor. Genel başlıklar altında tekrarlanan söylemler yerine, kentin somut sorunlarına ve karşılaştırmalı üstünlüklerine odaklanan tematik ve uzmanlık temelli zirvelere ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
Bu kapsamda; Doğu Akdeniz Lojistik Zirvesi’nin ana konteyner limanı odağında, tarım ve tarım ticareti zirvelerinin ise üretimden ihracata uzanan zinciri veri temelli biçimde ele alması gerektiği belirtiliyor. İnanç turizmi, tarih ve doğa, kentleşme, meyve-sebze, YHT ve tarıma dayalı sanayi gibi alanlarda da ayrı ayrı uzmanlık zirveleri öneriliyor.
“Asıl Sorun Yönetişim”
Tüm göstergelerin Mersin’de temel sorunun ekonomik performans eksikliği olmadığını ortaya koyduğunu belirten Aktaş, asıl sorunun bu performansı yönlendirecek güçlü bir yönetişim kapasitesinin ve kurumsal cesaretin ortaya konulamaması olduğunu ifade ediyor. Kentteki oda ve borsaların çoğu zaman edilgen kaldığını dile getiren Aktaş, küresel ölçekte iddiası olan bir kentin kurumlarının yönlendiren aktörler olması gerektiğini vurguluyor.
Bir yıl içinde ikinci kez ekonomi zirvesi düzenlenmesine rağmen, önceki toplantılardan hangi derslerin çıkarıldığı ve hangi somut adımların atıldığının hâlâ netleşmediğine dikkat çekiliyor. Yerel ve veriye dayalı çalışan iktisatçılar dururken, genel geçer söylemlerle bu platformların doldurulmasının ciddi bir yöntem sorunu yarattığı ifade ediliyor.
“Mersin Kendi Bilimine Güvenmeli”
Prof. Dr. Erkan Aktaş değerlendirmesini şu sözlerle tamamlıyor:
“Mersin küresel bir güç olacaksa, bunu başkalarının hazır reçeteleriyle değil, kendi akademik potansiyeline güvenerek yapmak zorundadır. Bu kentte Mersin ekonomisini, sektörlerini ve mekânsal yapısını uzun yıllardır çalışan güçlü bir akademik birikim vardır. Akademik yetkinliğin karar süreçlerine sistematik biçimde dâhil edilmediği bir kalkınma iddiası sürdürülebilir değildir.”

