Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Avrupa, Konut Krizinin Duvarına Daha Ne Kadar Çarpacak?

Avrupa Birliği uzun süredir ekonomik, iklimsel ve jeopolitik krizlerle sınanıyor;

Avrupa Birliği uzun süredir ekonomik, iklimsel ve jeopolitik krizlerle sınanıyor; fakat belki de en sessiz ama en yakıcı kriz evlerin içinde yaşanıyor. Kiralar uçmuş, ev fiyatları hayal gücünü zorlayacak seviyelere çıkmış durumda. Birçok Avrupa kentinde gençler artık “geçinemiyorum” demiyor; “ev bulamıyorum” diyor. Bu tablo karşısında Brüksel’in sonunda konut sorununu bir “acil durum” olarak ele almaya başlaması aslında gecikmiş bir kabul.

AB’nin ilk Konut Komiseri Dan Jorgensen’in yaptığı son açıklamalar, bu gecikmiş farkındalığın somut adımlara dönüşeceğini gösteriyor. Jorgensen, yıllardır tartışılan ama bir türlü dokunulamayan o tartışmalı başlığa, devlet yardımı kurallarına el atmaya hazırlanıyor. Çünkü kabul etmek gerekiyor: AB’nin iç pazar mantığıyla tasarlanmış mevcut kurallar, sosyal konut gibi kamu yararı taşıyan projeler söz konusu olduğunda artık ihtiyaçlara cevap veremiyor.

Brüksel’in çizdiği çerçeve uzun süre şöyleydi: Devlet, özel sektörle rekabeti bozmasın. Fakat bugün özel sektörün rekabet etmediği, aksine yüksek fiyatlarla piyasanın tamamen dışına ittiği geniş bir kesim var. Öğrenciler, aileler, emekliler, düşük gelirli çalışanlar…

Bu insanlara “bekleyin, piyasa çözer” demek artık politik olarak da ekonomik olarak da inandırıcı değil.

Jorgensen’in sahada yerel yönetimlerle yaptığı görüşmelerden aktardığı şey de tam olarak bu: Avrupa’nın hemen her köşesinde yöneticiler yardım kurallarının aşırı kısıtlayıcı olmasından şikâyet ediyor. Brüksel’in niyeti kötü değil, evet; iç pazarın bozulmaması için ortak prensipler gerekli. Ancak bu prensiplerin yıllar içinde betonlaşması, bugün binlerce konut projesinin hayata geçmesini engelleyen bir duvara dönüşmüş durumda.

Aralık ayında açıklanacak Uygun Fiyatlı Konut Planı, Brüksel’in bu duvarda ilk kez büyük bir gedik açma girişimi olacak. Plan bir mucize sunmayacak; hatta pek çok öneri bağlayıcı bile değil. Ama önemli olan şu: AB artık konutu sadece sosyal politika değil, aynı zamanda ekonomik istikrar, enerji dönüşümü ve genç nüfusun Avrupa’da kalmasını sağlayacak stratejik bir mesele olarak görüyor.

Rakamlar zaten her şeyi anlatıyor. Son 15 yılda kiralar neredeyse üçte bir, konut fiyatları ise yüzde 60’tan fazla arttı. Aynı dönemde inşaat maliyetleri yükselmiş, arz daralmış, yatırım döngüleri kırılmış. Sonra da herkes şaşırmış gibi yapıyor: “Neden insanlar sokaklara dökülüyor?”

Avrupa’nın konut krizi artık bir orta sınıf krizidir. Yani sadece kırılgan gruplarla sınırlı değildir; öğretmenleri, hemşireleri, genç profesyonelleri, hatta kimi ülkelerde doktorları bile kapsamaktadır. Bu yüzden mesele, teknik bir düzenleme meselesi değil; siyasi bir öncelik testidir.

Devlet yardımı kurallarının esnetilmesi tek başına çözüm olmayacak. Ama en azından Brüksel’in artık sorunun farkında olduğunu ve gerçek bir politika değişikliğine hazırlandığını gösteriyor. Konut hakkı, Avrupa’nın sosyal modelinin temel taşlarından biri olacaksa, bunun bir yerden başlaması gerekiyordu. Belki de o başlangıç şimdi yapılıyor.

Gerisi, üye devletlerin bu yeni yaklaşımı ne kadar içselleştireceğine bağlı.