Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

BU DUVARLAR TANIDIK Bİ YERDEN GENE

Hayat bazen en olmadık yerlerde sınar insanı… Velad, günün ilk

Hayat bazen en olmadık yerlerde sınar insanı…
Velad, günün ilk ışıklarıyla birlikte gözlerini tavandaki çatlaklara dikti. Çatlak sayısı aynıydı. Şurdaki çaprazlamasına geliyor, şuradaki bak şununla kavuşmuş. Çatlaklar kıraç bir coğrafyada ki çağlayan nehirler gibi tavandan zemine su taşıyordu.
Her sabah aynı rutini yaşıyordu: Tavana bakmak, derin bir nefes almak ve o dört duvarın arasında ne kadar süredir olduğunu düşünmek.
“Bu duvar tanıdık bir yerden gene…” diye mırıldandı kendi kendine. Gerçekten de öyleydi. Çocukluğunda oyun oynadığı sokakların hemen yakınında, mahallenin dışına doğru uzanan taş yapılar gibi bir his uyandırıyordu bu hapishane. Ama işte, insan bazen hiç ait olmadığı yerlerde bulurdu kendini.
Velad suçsuzdu; bunu kendisi biliyordu ama geriye kalan herkesin gözünde o, bir suçluydu. Karısı Elif’in o duruşma salonundaki gözyaşları hâlâ zihninde yankılanıyordu. Küçük kızı Ayşe’nin “Baba, eve ne zaman geleceksin?” diye sorması… O anlarda kelimeler boğazına düğümlenmişti. Şimdi ise bu dört duvar arasında onları düşünmekten başka yapacak bir şeyi yoktu.
Bir Baba ve Hasret Kelimesinin Anlamı
Her gün öğleden sonra Velad kendisine tahsis edilen küçük masanın başına oturur, mektuplar yazardı. Mektupları kimseye göndermezdi; çünkü yazdığı her kelimeyi zihninde onlara çoktan söylemiş gibi hissederdi.
Bir keresinde şöyle yazmıştı:
“Elif’im, burada zaman öyle yavaş ki… Bazen sanki saatler durmuş gibi geliyor. Ama sonra seni ve çocukları düşündüğümde içimde başka bir saat işliyor; özlemin saati… Onun tik takları hep kulaklarımda. Her bir tik tren garı her bir tak kara tren, birikiyorlar, bekliyorlar evimizin önündeki tren garında”
O mektupları yazarken yan koğuşta biri şarkı söylerdi genelde. Hafif hüzünlü ama kulağa hoş gelen bir ezgi olurdu bu. Şarkının sözleri pek anlaşılmazdı ama melodisi Velad’ın içindeki boşluğu daha da derinleştirirdi.
“Bir baba olarak onları koruyamadım,” diye düşünürdü sık sık. “Belki şimdi dışarıda daha zordur hayat onlar için… Ya Ayşe okula gidemiyorsa? Ya Elif yalnız kalmaktan korkuyorsa?” Bu düşünceler gece uyumasına izin vermezdi çoğu zaman.
Mahkeme Günü
Velad’ın aklından duruşma günü hiç çıkmazdı. O gün yağmur yağıyordu; gökyüzü griydi ve insanlar telaşla sağa sola koşuşturuyorlardı mahkeme binasının önünde. İçeri girerken Elif’in elleri buz gibiydi ama yüzünde onu destekleyen sıcak bir gülümseme vardı.
Savcı sert bakışlarla onu süzdü, tanıklar ise sessizliğe gömülmüştü. Suçsuz olduğunu anlatmaya çalıştı Velad; “Ben yapmadım!” dedi defalarca ama kimse dinlemek istemedi gibi görünüyordu.

Hâkimin tokmağı masaya vurduğu anda bütün dünya sessizleşmişti onun için: “10 yıl hapis cezası.” İşte o an her şey kararmıştı…
Koğuş Arkadaşları
Hapishanedeki günleri yalnız geçmiyordu elbette; koğuş arkadaşlarıyla da arada sohbet ederdi Velad. Ahmet Abi vardı mesela; emekli öğretmen olduğu söylenirdi ama neden burada olduğunu kimse bilmezdi.
“Bak genç,” derdi Ahmet Abi ona, “Zaman su gibi akar derler ya, inanma! Burada zaman kurumuş dere yatağı gibidir.” Sonra sigarasını yakar ve dumanını ağır ağır üflerdi.
Bir de Hüseyin vardı; delikanlılık çağında bir çocuktu neredeyse ama yüzündeki çizgiler yaşından büyük görünüyordu. Hüseyin hep annesinden bahsederdi: “Annem beni bekliyordur abi,” derken sesi titrerdi hafiften.
Velad onların hikayelerini dinledikçe kendi ailesine olan özlemi daha da büyürdü içinde. Akşam olduğunda yatağına uzanır ve hayal ederdi: Ayşe’nin saçlarını okşamak, Elif’le mutfakta çay demlemek…
Görüş Günleri
Ayda bir kez görüş günü olurdu ve o gün Velad’ın yüreği hem heyecanla hem de acıyla dolup taşardı. Kızını en son görüşte pencereden bakarken görmüştü; saçlarını örgü yapmıştı annesi belli ki… Ayşe önce biraz utangaç davranmıştı babasına karşı ama sonra dayanamayıp sarılmıştı camın soğuk yüzeyine doğru:
“Baba, burası soğuk mu?”
O soruyu duyduğunda Velad’ın gözlerinden yaşlar süzülmüş ama kızının fark etmemesi için hızlıca silmişti yanaklarını:
“Hayır kızım,” demişti gülümsemeye çalışarak, “Burada hep bahar havası var.”
Ama gerçek şu ki içi donuyordu her geçen gün…
Kağıttan Kuşlar

Bir gün koğuşta boş oturmaktan sıkılıp kâğıttan kuşlar yapmaya başladı Velad. İlk yaptığı kuşa “Özgürlük” adını verdi ve pencerenin kenarına koydu.
Ahmet Abi onu gördüğünde güldü: “Bu kuşlar uçmaz be oğlum.”
Velad da gülümsedi: “Uçmaz belki abi ama benim hayallerim uçar.”
Zamanla kağıttan kuşlar yapmak onun için bir terapi haline geldi adeta. Her biri farklı bir umut taşıyordu içinde: Biri ailesine kavuşmayı temsil ediyordu, diğeri adaletin sonunda yerini bulmasını…
Gece Düşleri
Geceleri rüyalarında hep aynı şeyi görürdü: Evine dönmüş olurdu ve kapıyı açtığında Ayşe koşarak boynuna atılırdı:
“Baba! Seni çok özledik!”

Elif mutfaktan çıkar ve ona sıcacık çay getirirdi rüyasında bile… Ama işte rüyalar da hapishanenin duvarlarından dışarı çıkamazdı çoğu zaman.
Bazı geceler uyanır ve tavanın çatlaklarına bakarak dua ederdi sessizce: “Allah’ım bana sabır ver… Ailemi benden mahrum bırakma.”
Günün Birinde…
Aradan yıllar geçti; her geçen yıl biraz daha umut aşındırıyormuş gibi geliyordu Velad’a ama yine de pes etmedi hiç… Kâğıttan kuşlarını yapmaya devam etti, mektuplarını yazdı, dualarını eksik etmedi.
Sonunda beklediği haber geldiğinde inanamamıştı: Dosyasındaki deliller yeniden incelenmişti ve suçsuz olduğu ortaya çıkmıştı! Koğuş arkadaşları sevinçle sarıldı ona:
“Bak genç,” dedi Ahmet Abi gülerek, “Dedim sana bu duvarların ardında bile umut var diye!”
Hapishane kapısından çıktığı gün gökyüzüne baktı uzun uzun… Güneş tam tepesindeydi ve hava mis gibi insan kokuyordu.
Eve döndüğünde kapıyı açan kişi küçük kızı Ayşe oldu yine… Ama bu kez gerçekti her şey:
“Baba! Seni çok özledik!” diye bağırdı Ayşe boynuna atılırken…
Velad’ın gözlerinden yaşlar süzüldü yine ama bu kez mutluluktandı…
Hayat bazen en olmadık yerlerde sınar insanı…
Ama sevgi varsa yolun sonunda hep güneş doğar değil mi?
Sizlere Gelecekte Görüşmek üzerine Meydan Okuyorum.
Orada Görüşelim…