“Bakmayın Öyle çok güzel sözler söylediğime, aslında ben hepsini Google den kopyalıyorum. Bakmayın Öyle cafcaflı bir hayat yaşadığıma, aslında ben yalnızlığın ta göbeğinde yaşıyorum, çevremde birkaç insan olmazsa kendimi işe yaramaz hissederim, üç beş kişi bulduğum zaman Amerika’yı yeniden keşfederim, sonrada “aslında benim kimseye ihtiyacım yok ” derim. Ama yanımda bir sinek olsa bile, kendimi aşırı mutlu hissederim. Günümüzde ki, içi boş tenekelere benzeyen, sosyal medya fenomenlerinin en güzel özeti bu sözler zannedersem. ”
Sevgili okurlarım,
Bugün sizlerle, modern çağın en parlak vitrinlerinden biri olan sosyal medyanın arka bahçesine bir yolculuk yapalım istedim. Evet, giriş bölümündeki o içten dizeler, sanki bugünün sosyal medya fenomenlerini tarif etmek için yazılmış gibi. Bu dizeleri temel alarak, bir köşe yazısında, bu fenomenlerin beğeni ve takipçi uğruna yaptıkları rezillikleri, mizahla karışık bir alaycılıkla ele alalım. Zira, orta yaşın olgunluğunda olan siz değerli okuyucularım –ki aranızda siyasiler, belediye başkanları ve toplumun omurgasını oluşturan isimler var– bu konuyu gayet iyi anlayacaksınız. Sosyal medya, bir nevi simgesel bir ayna: Dışarıdan parlak, içeriden kırık dökük. Gelin, bu aynaya birlikte bakalım ve gülümseyerek, ama düşündürerek eleştirelim.
Öncelikle, şu fenomen kelimesini bir masaya yatıralım. Fenomen, eski Yunanca ‘da “görünen şey” anlamına geliyor. Yani, sosyal medyada fenomen olmak, aslında “görünmek” için çırpınmak demek. Ama ne görünmek efendim! Beğeni toplamak uğruna, ahlakı bir kenara bırakıp, toplumun değerlerini hiçe sayarak yapılan saçmalıklar. Düşünün, bir belediye başkanı olarak sizler, halkın sorunlarını çözmek için gecenizi gündüzünüze katarken, bu fenomenler ne yapıyor? Bir video çekip, “Bakın ben ne kadar mutlu ve başarılıyım” diye yalan dolan bir hayatı pazarlıyorlar.
Ama içleri?
Yalnızlığın göbeğinde, bir sinek bile olsa mutlu olacak kadar boş. Ünsüz bir otobüs sanatçısının dediği gibi, “Çevremde birkaç insan olmazsa kendimi işe yaramaz hissederim.”
İşte bu, onların simgesi: sanırım yalnız bir kurt gibi ulumak, ama her zaman bir sürüye ihtiyaç duymak olarak isimlendirilebilir.
Mesela, alın size bir örnek: Hatırlarsınız, o meşhur TikTok fenomeni E*** B****. Gençler arasında popüler, ama biz orta yaşlılar için bir muamma. Adam, araba kazası yapar gibi videolar çekip, “Heyecan olsun” diye trafiği tehlikeye atıyor. Beğeni için mi? Elbette! Takipçi sayısı artsın diye, ahlakı bir kenara bırakıp, gençleri kötü örnek olmaya itiyor. Siz siyasiler, trafik güvenliği için kanunlar çıkarırken, bu adamlar
“challenge” adı altında saçmalıklar yapıyor. “Ice Bucket Challenge” gibi masum olanlar var ama, bir de “Blackout Challenge” gibi ölümcül olanlar da var. Çocuklar bayılana kadar nefes tutuyor, beğeni için. Ahlak nerede? Toplumsal değerler? Hiçe sayılmış. Alay edelim mi? Edelim: Bu fenomenler, içi boş tenekeler gibi, vurunca ses çıkıyor ama içlerinde hiçbir şey yok. Orhan Veli’nin “Üç beş kişi buldum mu Amerika’yı yeniden keşfederim” dizesi tam onlara göre. Birkaç like alınca, kendilerini dünyanın fatihi sanıyorlar.
Devam edelim, çünkü bu konu derin. Sosyal medya, bir nevi modern panayır. Fenomenler ise palyaçolar: Renkli, gürültülü, ama arkasında hüzün. Beğeni uğruna neler yapmıyorlar ki? Kim Kardashian’ı düşünün mesela. O meşhur reality şov yıldızı, sosyal medyada fenomenlerin annesi gibi. Vücudunu photoshop’la düzeltip, “Doğal güzellik” diye satıyor. Ahlak mı? O da ne? Toplumun kadın algısını bozuyor, genç kızlar estetik ameliyat kuyruğuna giriyor. Bizim ülkemizde de benzerleri var:
Danla Bilic mesela.
Makyaj videoları çekiyor, ama arada bir “skandal” yaratıp dikkat çekiyor.
Neden? Takipçi artsın diye. Simgesel olarak, bu bir maske balosu:
Herkes yüzüne sahte bir gülümseme takmış, ama altında yalnızlık akıyor. “Aslında kimseye ihtiyacım yok derim, ama yanımda bir sinek olsa bile kendimi aşırı mutlu hissederim.” İşte bu, onların ikiyüzlülüğünün ve kendilerine ihanetin vesikası. Yalnızken güçlü görünmek, ama kalabalık olmadan var olamamak hissiyatı derin bir uçurumdan ötedir…
Şimdi, biraz daha mizah katalım.
Düşünün, bir fenomen var, adını vermeyeyim ama hepimiz biliyoruz:
Kerimcan Durmaz.
Şarkı söylüyor, dans ediyor, ama beğeni için abartılı hareketler. Toplumsal cinsiyet rollerini hiçe sayarak, ahlak sınırlarını zorluyor. Siyasilerimiz aile değerlerini korurken, bu adamlar “eğlence” adı altında rezillik yapıyor. Alaycı olalım: Bu fenomenler, eski masallardaki kralın yeni elbisesi gibi. Çıplaklar ama herkes “Ne güzel!” diyor. Beğeni butonu, onların alkışı. Ama ya gerçek hayat? Yalnızlığın göbeğinde, Google’dan kopyalanmış sözlerle avunuyorlar. Şu satırlar, sanki onların otobiyografisi: Cafcaflı hayat, ama içi boş.
Eleştirimizi derinleştirelim.
Bu davranışlar, sadece bireysel rezillik değil, toplumsal bir yara. Belediye başkanları olarak sizler, gençleri eğitmek için projeler yaparken, bu fenomenler onları aptallaştırıyor. “Prank” videoları mesela: İnsanları kandırıp, korkutup, güldürmek. Mesela bir başka görülmeye ihtiyacı olan bir zavallıyı ele alın:
Sokakta insanlara şaka yapıyor, ama bazen sınır aşılıyor. Bir yaşlı amcayı korkutup, kalp krizi geçirtecek neredeyse. Ahlak? Yok. Değerler? Hiçe sayılmış. Mizahla eleştirelim: Bu adamlar, eski sirklerdeki maymunlar gibi. Eğlendiriyor ama, sonunda zincirli. Beğeni zinciriyle bağlılar. “Günümüzdeki içi boş tenekelere benzeyen sosyal medya fenomenlerinin en güzel özeti bu sözler zannedersem.” Evet, tam özet.
Başka bir açıdan bakalım: Para meselesi. Fenomenler, sponsorluklarla zengin oluyor. Ama nasıl? Ürünleri överek, yalan söyleyerek. Kylie Jenner’ı düşünün: Dudak dolgusunu “ruj” diye satıyor. Genç kızlar kandırılıyor. Bizim ülkede de benzer: Şeyma Subaşı, lüks hayatını sergiliyor, ama arkasında ne var? Boşanma skandalları. Alaycı dille: Bu kadınlar, peri masallarındaki prensesler gibi. Ama cam ayakkabı yerine, filtreli fotoğraflar. Yalnızlıklarını gizlemek için, takipçi ordusu topluyorlar. Simgesel olarak, bir kale: Dışarıdan sağlam, içeriden çürük.
Şimdi, siyasi bir bakış açısı katalım, zira okuyucularım arasında siyasiler de var. Sosyal medya, demokrasiyi de etkiliyor. Fenomenler, siyasi propaganda yapıyor bazen. Hatırlayın, bazıları seçimlerde taraf tutup, gençleri etkiliyor. Ama ahlaksızca: Yalan haber yayarak. Mesela, bir fenomen, “Falanca belediye başkanı şöyle yaptı” diye uyduruyor, beğeni için. Sizler, gerçek hizmet verirken, onlar sanal alemde kral. Bu fenomenler, eski Roma’daki gladyatörler gibi. Arenada savaşır görünüyorlar, ama seyirci için. Gerçekte, yalnız bir hücrede bekliyorlar.
Devam edelim, birde sağlık meselesi var çok dikkatimi çeken: Fenomenler, diyet önerileri veriyor, ama tehlikeli. “Detox” çayları satıyorlar, ama içindekiler zararlı. Goop’un sahibi Gwyneth Paltrow gibi: Vajinal buhar banyosu öneriyor. Rezillik! Ahlakı hiçe sayarak, para kazanıyor. Bizim ülkede de fitness fenomenleri: Kas gösterip, steroid kullanıyorlar gizlice. Gençler özeniyor, sağlıklarını bozuyor. Alaycı bir ifade ile: Bu adamlar, mitolojik kahramanlar gibi. Herkül görünümlü, ama içi saman dolu.
Eğitim açısından ele alacak olursak: Fenomenler, okulu bırakıp “influencer” oluyor. Ama ne öğretiyorlar? Hiç. Reynmen’i alın: Şarkılarıyla ünlü, ama sözleri boş. Beğeni için küfür ediyor bazen. Toplumsal değerler? Yok olmuş. Mizahi açıdan: Bu gençler, eski masallardaki Pinokyo gibi. Yalan söyledikçe burunları uzuyor, ama filtreyle gizliyorlar.
Hayvan hakları bile etkileniyor. Fenomenler, evcil hayvanlarla video çekiyor, ama istismar ediyor. Köpekleri korkutup, güldürmek. PETA’nın eleştirdiği gibi. Alaycı bakış açısıyla: Bu fenomenler, sirk yöneticileri. Hayvanları kullanıp, atıyorlar.
Bir de çevre meselesi var ki: Bu ucubeler lüks hayat sergiliyorlar, ama karbon ayak izi devasa boyutta. Özel jetlerle seyahat edip, “Doğa sevgisi” diyorlar. Hypocrisy! Siz siyasiler çevre politikaları yaparken, onlar kirletiyor.
Aile değerleri: Fenomenler, ilişkilerini sergiliyor, ama sahte. Break-up videoları çekip, drama yaratıyor. Beğeni için gözyaşı döküyorlar. Simgesel: Bir tiyatro sahnesi, ama perde arkası karanlık.
Şimdi, sonuç kısmına gelelim. Sevgili okurlarım, bir metaforla başladık, onlarla bitirelim.
Bu fenomenler, yalnızlığın ta göbeğinde yaşıyor. Cafcaflı hayatları, Google kopyası sözler. Beğeni uğruna ahlaki değerleri hiçe sayıyorlar. Ama biz, orta yaşın getirmiş olduğu bilgelikle, gülümsüyoruz. Onlara acıyarak, ama eleştirerek. Belki bir gün, gerçek hayata dönerler. O zamana dek, sosyal medyayı bir ayna olarak kullanın: Kendinizi görün, başkalarını değil.
Sizlere Gelecekte Görüşmek üzerine Meydan Okuyorum.
Orada Görüşelim…

