Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

KORKULARINLA YÜZLEŞMEKTEN KORKUYORMUSUN?

Ne acıdır ölüm korkusundan ölmek. Bu söz, bir şeyden (örneğin
Ne acıdır ölüm korkusundan ölmek. Bu söz, bir şeyden (örneğin ölüm) korkmanın, o şeyin kendisinden daha fazla zarar verebileceğini ifade edebilir. Yani, ölüm korkusu insanı öyle bir noktaya getirir ki, bu korku yaşamı adeta söndürür, insanı “ölmeden öldürür”.
İnsan en çok ve hep kendisine geç kalmaktadır. Yaptıkları, söylemleri ve davranışları ile, hayatın ve yaşamın hep bir adım önünde olması gerekirken, geç kalıyoruz ve geride kalan kırıntıları topluyoruz nedense?
Bir insanın gayesi ile kendisi arasındaki engel çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkular ve vehimlerdir. Yani kişi kendi engelini kendi kurar. Ancak bu engeli, yani kendisini aştığında gayesine ulaşabilir.
Hayatta hepimizin bir gayesi var, değil mi? Kimimiz bunu açıkça dillendirir, kimimiz ise içimizde sessizce taşır. Ama şunu fark ettim ki, o gayeye giden yolda karşımıza çıkan en büyük engel, çoğu zaman ne dış dünyadan gelen zorluklar ne de başkalarının koyduğu bariyerler. Asıl engel, içimizde büyüttüğümüz korkular ve vehimler. Evet, insan kendi engelini kendi kuruyor. Ve işte tam da bu yüzden, kendimizi aştığımızda, yani o içimizdeki görünmez duvarları yıktığımızda, gayemize ulaşabiliyoruz.
Bunu düşünürken sık sık kendi hayatıma dönüp bakıyorum. Kaç kez bir şeyi gerçekten istediğimi hissettim, ama sonra o ilk adımı atmaktan vazgeçtim? Neden? Çünkü zihnim hemen devreye girip “Ya olmazsa?”, “Ya başarısız olursam?”, “Ya insanlar ne derse?” gibi soruları sıraladı. Bu sorular, sanki birer zincir gibi ayaklarıma dolandı. O an fark etmesem de, aslında kendime bir hapishane inşa ediyordum. Kendi elimle, kendi korkularımdan bir kale örüyordum ve o kalenin içinde güya güvendeydim. Ama güvenli olmakla mutlu olmak arasında kocaman bir uçurum var, bunu zamanla anladım.
Bazen düşünüyorum, bu korkular nereden geliyor? Hepimizin hikayesi farklı, ama sanırım ortak bir nokta var: Belirsizlikten korkuyoruz. Bilmediğimiz bir yola adım atmak, o karanlıkta neyin bizi beklediğini kestirememek içimizi titretiyor. Mesela, bir hayalim vardı uzun zaman önce. Belki bir işe atılmak, belki bir yazıya başlamak ya da içimde birikenleri yüksek sesle söylemek… Ama her seferinde aynı ses yankılanıyordu kafamın içinde: “Şimdi sırası değil, daha hazır değilsin.” O ses o kadar tanıdıktı ki, bir süre sonra ona inanır oldum. Kendi kendime “Haklısın, bekleyeyim” dedim. Ama beklemek, sadece korkularımı büyütmekten başka neye yaradı ki?
Bir gün, her şey değişti. Aslında büyük bir olay değildi, öyle filmlerdeki gibi dramatik bir sahne beklemeyin. Sadece bir sabah uyandım ve aynaya baktım. O an, gözlerimin içindeki yorgunluğu, ertelediğim hayallerin ağırlığını gördüm. Sanki kafamın üzerinde yüz kiloluk, içi patates dolu bir çuval taşıyordum ve yıllarca yaptığım her yolculukta yanımda taşıdığım için o çuvalın içindeki patatesler çürümüş, kokmaya başlamış, kokusu hem beni hem çevremdekileri rahatsız etmeye başlamıştı, işte bu yüzdendir ki hem yalnız hem de hareketsizdim. Sonda kendime dedim ki, “Bu kadar yeter. Korkularınla yaşamaktan yoruldun mu?” Evet, yorulmuştum. O gün, içimdeki o sesle kavga etmeye karar verdim. Kolay olmadı, hala da bitmedi o kavga. Ama bir şeyi anladım: Korkularımla yüzleşmezsem, gayeme ulaşmak bir yana, kendim olmaktan bile uzaklaşacağım.
Bu yüzleşme süreci, sanırım hayatta öğrendiğim en zor ama en kıymetli derslerden biri. Çünkü korkularımızla barışmak değil, onları alt etmek gerekiyor. Mesela, bir keresinde bir karar vermem gerektiğinde, önce her zamanki gibi durdum, düşündüm, tereddüt ettim. Ama bu sefer farklı bir şey yaptım: O korkuyu kucakladım. “Evet, ya başarısız olursam?” dedim kendi kendime. “Ama ya olursam? Ya bir adım atarsam ve her şey değişirse?” İşte o an, içimdeki engeli yıkmaya başladığımı hissettim. Adım attım. Atmam gerekiyordu, biliyordum. Küçük bir adımdı belki, ama benim için bir dağ kadar büyüktü.
Şunu söylemek istiyorum: Kendimizi aşmak, öyle bir anda olup biten bir şey değil. Bu bir yolculuk. Bazen tökezliyorsun, bazen geri adım atıyorsun. Ama her seferinde kendine şunu hatırlatıyorsun: “Bu korkular benden büyük değil.” Çünkü gerçekten değiller. Onlar bizim yarattığımız gölgeler. Ve gölgeler, ışığı açtığında kaybolur. O ışığı yakmak ise tamamen bizim elimizde.
Sanırım en çok şunu öğrendim: Hayatta en büyük zafer, başkalarını yenmek değil, kendi içindeki o karanlığı yenmek. Gayeme ulaşmak için önce kendimle barışmam, kendimi affetmem gerekti. Hatalarımı, korkularımı, ertelediğim hayalleri… Hepsi benim bir parçam. Ama beni tanımlamak zorunda değiller. Onları bir kenara koyup “Şimdi ne yapacağım?” diye sorduğumda, içimde bir umut yeşerdi. Ve o umut, korkularımın yerini almaya başladı.
Size de soruyorum: Sizin gayeniz ne? Ve ona ulaşmak için neyi bekliyorsunuz? Belki de beklediğiniz şey, dışardan gelecek bir işaret değil. Belki de o işaret, içinizde bir yerlerde, sessizce size “Hadi, yapabilirsin” diyor. Dinleyin o sesi. Korkularınızla yüzleşin. Çünkü inanın bana, kendinizi aştığınızda, o gayeye ulaşmak sadece bir sonuç olacak. Asıl ödül, o yolda kendinizi yeniden bulmanız.
Ben bu yolculukta hala yürüyorum. Kimi gün zorlanıyorum, kimi gün tökezliyorum. Ama artık şunu biliyorum: Kendi engelimi kendim kurdum ve onu yıkmak da benim elimde. Siz de yapabilirsiniz. Yeter ki o ilk adımı atın. Çünkü o adım, sizi kendinize, yani en güzel gayenize götürecek.
Sizlere Gelecekte Görüşmek üzerine Meydan Okuyorum.

Orada Görüşelim…