Okul bitiminde Gazi Öğretmenin ailesi ve komşuları yazın yaylaya göçerlermiş….
Yaylaları yaklaşık 60 km mesafede bulunan “ çok oluk” ve “ tersakan” yaylalarıymış…
Yaylalarına çok oluk denmesinin sebebi yaylanın en yüksek tepesinde bulunan yeraltı sularının önüne yerleştirilen oluklarmış.
10’larca oluk yapılmış ve yaylaya çıkan binlerce büyükbaş ve küçükbaş hayvan bu oluklardan sulanmaktaymış…
Çok oluk’un 2 – 3 km kuzeyinde bulunan “Tersakan” yine yaylalarının 2’inci parçasıymış…
Buraya tersakan denmesinin sebebi ise yörede bulunan tüm kaynak suların güneye akmasına karşı buradan çıkan kaynak suyun kuzeye akmasıymış…
Gazi Öğretmenin İlkokul yıllarını süsleyen güzelliklerden biri işte bu yaylalarıymış…
Yaylada aynı yaşıt arkadaşlarıyla oynadığı oyunlar bugün yöresinde unutulmaya yüz tutmuş taş kaydırma, saklambaç, com, ağaca tırmanma, yer kapmaca, kurt – kuzu oyunu, taşla kare yapma, birdir bir, cıngırtlak, halat çekme gibi oyunlarmış…
Saklambaç oyunu sabahtan akşama kadar da sürermiş…
Ağaca tırmanan bir arkadaşını bulmak için ebe saatlerce bir oraya, bir buraya koştururmuş…
Yaylada Gazi Öğretmeni en çok etkileyen Kızılca köyündeki değirmenleri olmuş…
Eşşe halası bu köyün ağası olan Ali Kiya’ya gelin gitmiş ve babası da o yörelerde tek olan köyün değirmenini satın almış…
Yaşlı bir amca değirmenlerini işletiyormuş. Değirmen su değirmeniymiş…
O sıralarda buralarda elektrik olmadığı için su değirmeni revaçtaymış…
Gazi Öğretmen babasıyla, ağabeyleriyle veya komşularıyla zaman-zaman yaylalarına yaklaşık 15 km. mesafede bulunan değirmene un öğütmeye gidermiş…
Değirmene gitmek için gece yarısı çuvallar atlara, eşeklere yüklenir ve gün doğmadan değirmene varılırmış…
Değirmencinin kendine göre kuralları varmış…Un sırayla öğütülürmüş…Kimse kimsenin sırasını alamazmış…
Bazen o kadar çok sıra olurmuş ki 3 gün bile sıra beklenirmiş…Beklemeyen kişinin hakkı bir sonrasına geçermiş…
Gazi Öğretmen de kendi değirmenleri olduğu halde sıra beklerken bir gece değirmende yatmış…
O gece Gazi Öğretmene çok şey öğretmiş…Suyun kıvrıla-kıvrıla değirmene gelişi…İki büyük yuvarlak taş parçasının buğdayları öğütüşü…Unların çuvallara konuşu…İşini bitirip gidenlerin yüzlerindeki mutluluk…
Aç kalmamak için kadınların undan yufka ekmek yapıp değirmene gelenlere ikram edişi…
Katık olarak ekmeğin içine konan çökelek ve soğan karışımı yiyecek……Ve sabah güneşinin doğuşu…
Değirmenlerinin bulunduğu Kızılca köyü de görmeğe değermiş…Orada herkesin saygı gösterdiği değirmenci aksakallı amcanın anlattığına göre Kızılca köyü Osmanlılar zamanında çok meşhur bir yerleşim yeriymiş…
Yazları Kıbrıs adasından ve Antalya’dan gemilerle insanlar buraya yaylaya gelirlermiş…
Kızılca köyü Osmanlı arşivlerine de girmiş…
Başbakanlık arşiv belgelerinde Kızılca köyü; İçel Sancağı, Anamur kazasına bağlı, yörükan taifesi topluluğunun yaşadığı yer olarak geçer…
İşte İlkokul yıllarında Gazi Öğretmeni etkileyen en ilginç yerlerden biri bu Kızılca köyü ve Kızılca köyünde bulunan suyla çalışan kendilerine ait un değirmenleriymiş…
Kızılca köyünü Gazi Öğretmen için ilginç kılan durumlardan biri de yaşlı değirmenci amcanın köyde yaşadığı söylenen ve Anamur Yolları isimli Halk Oyununda adı geçen Ahmet çavuşun yaşantısı ile ilgili anlattıkları imiş…
Değirmenci amcanın anlattıklarına göre: Ahmet çavuş Kızılca köyünde yaşayan fakir bir aile olan Musa ve Dudu’nun çocuklarından biriymiş…
Çocukluğu davar gütmekle, keçileri otlatmakla geçmiş…
Askere gitmeden önce Gülizar isimli bir kıza âşık olmuş ve bu kızla söz kesmişler…
Ahmet Çavuş Balkan savaşına katılmış…Savaşta yaralanmış ve her iki bacağını kaybetmiş…
4 yıl sonra Kızılca köyüne gelmiş…
Yavuklusu kendisinin askerde şehit düştüğünü zannederek Anamur’dan bir bey oğluyla evlenmiş…
Yavuklusunun evlendiğini gören Ahmet çavuş şiirler, maniler yazmaya türküler söyleyerek kendi kendini teselli etmeye çalışmış…
Yazdığı şiirlerden biri “Anamur yolları” adıyla ün yapan yöresel halk oyunları şekline dönüşmüş…
Yaşlı değirmenci amcanın gece yarısı un öğütürken anlattığı bu hikâye yıllar yılı Gazi Öğretmeni etkilemiş…
İlkokul yıllarını süsleyen bu hikâyeyi yıllar sonra yazdığı “Anamur Yöresel Halk Hikayeleri” isimli kitabının en başına koymuş ve bundan da büyük bir mutluluk duymuş…
İlkokul yılları Gazi Öğretmen için çok renkli geçmiş…
Gürlevik İlkokulundaki anıları, Bozyazı kasabası ve o dönemde İlçesi olan Anamur, yayla hayatında geçen tersakan ve çok oluk…
Adana’da geçen Ortaöğretim yılları ve İstanbul’da geçen Üniversite hayatına hep ilkokul yılları damgasını vurmuş…
İlkokul Gazi Öğretmen için adeta bir “Hayat Okulu” olmuş…
O dönemlerde onlarca defterden oluşan GÜNLÜK’ler tutmaya başlamış…
Kendisine o dönemde çok şey öğretiliyormuş…Okulda aldığı bilgileri çevresinden aldığı bilgilerle birleştiriyor, yazıyor, yazıyor, yazıyormuş…
Ve ne kadar güzel bir ülkede yaşadığını küçücük beynine yerleştiriyormuş…
Geçmiş dönemlerle yaşadığı dönemlerdeki ayrılıkları, birliktelikleri mukayese edebiliyormuş…
Babasının devamlı anlattığı ve öğretmenlerinden öğrendiği yakın tarihte yaşananlar da çok ilgisini çekiyormuş…
Soruyor, soruyor, soruyormuş…Öğrendiklerini de günlüğüme yazıyor, yazıyor, yazıyormuş…
Genelde en çok babasının anlattıklarını yazıyor ve anlatılanları hiç unutmuyormuş…
( devam edecek )

