Anamur Lisesinde öğretmenlik yaparken çağrı üzerine 4 aylık askerlik görev emri çıkınca içimde bir burukluk hissettim…4 ay değil, dört dörtlük asteğmen olarak askerlik yapmak istiyordum…
Ancak emir komuta zinciri içerisinde Isparta’da Piyade er olarak askere çağrılmıştım…
“Bakaya”kalıp uzun süre askerlik yapmayı denedim…“Kaçak” muamelesi görme ihtimaline karşı kısa dönem askerlik görevimi yapmak üzere Isparta’ya gittim…
Bir anda 1000’lerce kısa dönem için askere çağrılanlarla burada askerlik yapanlar bir araya gelince Isparta’nın içi adeta KIŞLA’ya dönüşmüştü…
Askeriyenin kuralları vardı… Bu kurallar gereği dışarda saç traşı olmuş ve Garnizon’a öyle girmiştik…
Bölüklerimizin tesbiti için sıraya girmiştik… Her arkadaş ismini söylüyor ve önceden hazırlanan listeden hangi bölüğe gideceğini öğreniyordu…
Görevli sanırım yüzbaşı rütbesindeydi… Sıra bana geldiğinde adımı soyadımı söylemiştim…
O zamana kadar başını kaldırıp adayların yüzüne bile bakmayan komutan başını kaldırmış ve gözlerimin içine bakarak: ”Bu ne yahu… Hem Gazi, hem Mert…” demişti…
Bu sözler bana büyük bir moral kaynağı olmuştu…
Artık asker olmuştum…
Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri ve Jandarma Kuvvetleri olarak bölümlere ayrılıyordu…
Ben Kara Kuvvetleri’ne çağrılmıştım… Çok da iyi olmuştu… Kara Kuvvetleri hakkında yeterince de bilgim vardı…
Millet olarak tarihin pek çok dönemlerinde güçlü devletler kurmuştuk…
Dünyanın en büyük ordu – millet’i olarak destanlaşan zaferler kazanmıştık…
Türk ordusunun varlığını gösteren ilk belgelere Orhun anıtlarında, Göktürk yazıtlarında raslamıştım…
Osmanlı devletindeki Kara kuvvetlerinde; Uçbeyliği dönemini, İmparatorluk dönemini, bozulma ve düzelme dönemlerini derslerde öğrencilere bile anlatıyordum…
Sınıfımız piyade idi…“Er” statüsünde eğitime başlamıştık… Yatakhane koğuşlarımız, yemekhane salonlarımız, eğitim alanlarımız belirlenmişti…
İlk gün eğitim veren komutanlarımız, sabah içtimasında ”SAYIM” yaptıktan sonra bizleri bizim için ayrılan Eğitim alanına götürmüştü…
Eğitim alanında Askerlikle ilgili ilk bilgileri anlatmış ve İSTİRAHAT vermişti…
Not tutmak benim için olmazsa olmaz bir tutkuydu… Yanıma bir kalem, birkaç parşömen almıştım… Askerî tabirle onları kamufle etmiştim…
Takım içinde belki de komutana ilk selam verip istekte bulunan bendim… Konuşmalarını not tutup tutamayacağımızı sormuştum…
Hiç ses çıkarmamış ve bir oraya bir buraya gidip gelmeye başlamıştı…“Pot” kırdığımı zannetmiştim…
Arkadaşlar da bana “Bön-bön” bakmaya başlamışlardı…
Bitmek bilmeyen İSTİRAHAT dakikaları… İstirahat sonrası 2’inci ders ve ilk söz; “Söylediklerimi not tutabilirsiniz…”
Alelacele “ARAZİ” ettiğim kâğıt kalemi çıkarmış ve not tutmaya başlamıştım… Ama hiç kimsede kâğıt kalem yoktu…
Akşam koğuşta başıma üşüşen arkadaşlar ve tuttuğum notların bütün arkadaşlar tarafından not edilmesi ve 1 gün sonra bütün arkadaşların elinde not defterleri ve kalemler…
İlk tuttuğum not Askerliğin tarifiydi; “Askerlik; Türk vatanını, İstiklal ve Cumhuriyetini korumak için, harp sanatını öğrenmek ve yapmak yükümlülüğüdür.”
Askerlikle ilgili tanımlar da şunlardı: Er, Erbaş, Uzman Çavuş, Astsubay, Askeri öğrenci, Subay ilk öğrendiklerimizdi…
İkinci olarak öğrendiklerimiz Türk Silahlı Kuvvetlerindeki rütbelerdi:
Erbaş: (Onbaşı-Çavuş)…
Astsubay: (Astsubay Çavuş, Astsubay Kıdemli Çavuş, Astsubay Üstçavuş, Astsubay Kıdemli Üstçavuş, Astsubay Başçavuş, Astsubay Kıdemli Başçavuş)…
Subay: (Asteğmen, Teğmen, Üsteğmen, Yüzbaşı)
Binbaşı, Yarbay, Albay, Tuğgeneral “Tuğamiral”, Tümgeneral “Tümamiral”, Korgeneral “Koramiral”, Orgeneral “Oramiral”, Mareşal “Büyük amiral”)…
Bayrak, Sancak, Forslar, Madalyalar, Semboller, Rozetler… Sırasıyla öğrendiklerimizdi…
Yaklaşık 1 aylık eğitimimiz içinde bu ve buna benzer bilgiler öğrenmiştik… Bu arada devamlı marşlar söyleyerek yürüyüş te yapıyorduk…
Yürüyüş kolunda ben genelde bir takımın başı olarak bulunuyordum…
Bir defasında komutanımız o zamana kadar hiç yapmadığı bir davranışla beni kendi yerine bırakmış ve komutla yürüyüş kolunudaki arkadaşları yürütmemi ve “YAYLALAR”ı söyletmemi istemişti…
Hem şaşırmış, hem gururlanmıştım… Görevimi de dört dörtlük yapmıştım…
Yine bir defasında sabah hareketleri yaptırırken ilk defa beni kendi yerine çıkarmış ve hareketleri yaptırmamı istemişti…
Bu konuda da İstanbulda öğrenciyken Milli Türk Talebe birliğinde Judo çalışmaları yaptığımız dönemlerde deneyimlerim vardı…
Dolu – dolu geçen öğrencilik yıllarımda özel bir hocamdan 1 yıl müddetle Aerobik dersleri de almıştım…
Bu sebeblerle komutanın yaptırdığı Jimnastik hareketleri bana çok basit geliyordu…
100’lerce kişinin arasından beni seçip hareketleri benim yaptırmamı istemesinin sebebini de tahmin ediyordum;
Isınma hareketlerindeki koşularda kollarımı omuzuma doğru çekerek koşmam, sağa sola uzanarak el değdirmelerim, omuzlara el değdirmem, kol ve omuz halkası alıştırmalarım, eller yere değerken bacakları germe hareketim, göğse diz çekme ve uzatma hareketim, dizlere topuk değdirme hareketim, başı esnetme ve döndürme hareketim, omuzları döndürme ve gövdeyi esnetme hareketlerim, gövdeyi sağa-sola esnetme hareketlerim, kol ve bilek çalışmalarım, bacakları kaldırma ve indirme hareketlerim, dizlere dirsek değdirme hareketlerim… sanırım dikkatini çekmişti…
Ben bu hareketleri severek, isteyerek yapıyordum…
İşte onun için olsa gerek askerler arasından ilk defa beni çağırmış ve önceki günlerde yaptırdığı hareketleri yaptırmamı istemişti…
Dedim ya… Bu konuda geçmişte deneyimlerim vardı…
Bu konudaki görevimi de dört dörtlük yapmış olmalıyım ki ileriki haftalarda ve askerlik bitinceye kadar birkaç defa bir başkasına görev verdiği zaman bu bir başkası mutlaka ben oluyordum…
Beni en çok duygulandıran olaylardan biri de Kışlaya girişimizden yaklaşık bir ay sonra yaptığımız yemin töreniydi;
Yemin metni şu şekildeydi;
“Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada, her zaman ve her yerde Milletime ve Cumhuriyetime doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerime itaat edeceğime ve askerliğin namusunu, Türk sancağının şanını canımdan aziz bilip, icabında Vatan, Cumhuriyet ve vazife uğrunda seve seve hayatımı feda edeceğime namusum üzerine and içerim. ”
Bu yemin töreninden sonra daha değişik eğitimlerimiz başlamıştı…
Hoşça kalınız.
