Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

SOHBET KÖŞESİ: GÖREVE BAŞLADIĞIM YIL HEM ÖĞRETMENLİK YAPIYOR HEM DE ANADOLUDAN GELEN MEKTUPLARI CEVAPLANDIRIP DERGİDE YAYINLANMASINI SAĞLIYORDUM

Bu haberin fotoğrafı yok
İstanbul’da öğrenci iken İslam Medeniyeti Mecmuasını çıkarmaya başladığımız ilk yıllarda bazen kâğıt sıkıntısına düştüğümüz zamanlar oluyordu…
Kâğıt sağlayabilmek için Ülker bisküvilerinin reklamını koyar ve oradan kâğıt temin ederdik…
Kâğıtları da genelde İzmit’ten getiriyorduk…
Anadolu’ya gönderilen mecmualar Gazete Bayileri tarafından satıldığı halde para transferlerinde sorunlar yaşanıyordu…
Reklam koymak da mecmuanın ağırlığına ters düşecekti…
Bir formül üretildi ve reklamlar mecmuanın sonuna ayrı renkteki kâğıtlara konmaya başlanmıştı.
Uzunca bir süre bu yolla mecmua çıkarılmaya devam etmişti.
Bir ara kâğıt konusunda bizim en büyük destekçimiz olan Ülker bisküvilerinin aleyhine  kampanyalar başlatılmıştı.
Ülker bisküvilerinin sahibi Sayın Sabri Ülker sağ görüşlüydü ve o dönemde pek çok kişi ve kuruluşa yardım yapıyordu…
Kendisi sağ görüşlü olduğu için fabrikaları yakılmış, büyük zarara uğratılmıştı…
İşte bu ortamlarda her ay mecmua çıkarılmakta iken kâğıt sıkıntısı gibi nedenlerle Kasım-Aralık 1968 sayısı birlikte çıkmıştı.
Bu sayıda da İstanbul Kocamustafapaşa’dan sayın Lutfi Büyükaydın, Mercan’dan sayın Abdullah Aydınlı, Rize’den sayın Abdülkadir Saraçoğlu, Ankara’dan sayın Yusuf İpek yine Ankara’dan sayın Rıza Fidan, Çorum’dan sayın Mehmet Aksoy ve İstanbul Şehremini’nden sayın Mevlüt Güngör’ün sorularını cevaplandırmıştım.
Aynı yıl içine sığdırabildiğim olaylardan biri de şubat ayında Bozyazı’da yapılan düğünümdü.
Mutlu yuvamı kurmuş ve Sivas’ta öğretmenlik görevimin başına dönmüştüm.
Düğün olayım 1968 yarıyıl tatiline rastlamıştı.
Rahmetli babam, eşim Habibe, yeğenim Fatma ve ben eşyalarımızı yüklediğimiz yük kamyonunun şoför mahallinde Sivas’a gelmiştik…
Evimizi yerleştirmiş ve rahmetli babam trenle Mersin üzerinden Anamur’a dönmüştü…
Meğer gitmeden çevre esnafını dolaşmış… Kendini ve beni tanıtmış… Onlara adresini vermiş…
Ben bir şeyler aldığım takdirde para almamalarını ve mektupla kendinden istemelerini söylemiş…
Bir ara koltuk takımı ve bazı ev eşyaları aldığım bir esnafımız para almayınca ve babamın kendilerine söylediklerini anlatınca babamın büyüklüğünü bir daha anlamıştım…
Düğünümden sonra Şubat dönüşü derslere başlamıştık…
Çocuklara ödev olarak gazete küpürleri toplamasını söylemiştim…
Her öğrenci tatilde birer dosya oluşturmuş… Hem not alacak hem de dolma kalem kazanacaklar…
Dersim olsun olmasın öğrenciler bu ödevlerini okula getirmeye başlamışlardı…
Okulda Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)’na bağlı öğretmenler bu durumdan büyük ölçüde rahatsızlık duymaya başlamışlardı…
Beni okul idaresine şikâyet etmişler…
Bir gün okul müdürü beni odasına çağırmıştı…
Verilen ödevden dolayı okulun içerisinde sağ tandanslı gazetelerin dolaştığını bundan hem öğretmenlerin hem de okul idaresi olarak kendilerinin rahatsız olduğunu söylemişti…
Stajyer olduğumu bu durumda stajyerliğimin kaldırılmasının tehlikeye düşeceğini söylemişti…
Ben bu konuda hazırlıklıydım… Ne söyleyeceğini de tahmin ediyordum…
Bu konuda ödev verilmeyeceğine dair yazılı emir vermesini istemiş ve bu yazılı emri de üst makamlara ileteceğimi söylemiştim…
Sakin biriydim ama okulda meydana gelen olaylara da seyirci kalamazdım…
Ödevimi engelleyemediler…
Temiz bir vatan evladı olan tarih öğretmeni sayın Namık Yücesan, tarih dersinde öyle bir ders anlatıyordu ki adeta öğrencileri kendine bağlamıştı…
Aklın yolu birdi…
Gerçekler anlatılınca öğrencilerde de milli ve dini değerlere bağlı bir anlayış ortaya çıkmaya başlamıştı…
Kendisini çok iyi yetiştirmiş olan edebiyat öğretmeni sayın Nureddin Yaz’ın anlattıklarıyla da öğrenciler kendilerini yetiştiriyorlar ve konuları – olayları çarpıttığına inandıkları sol görüşlü öğretmenlerin anlattıklarına karşı çıkıyorlardı…
Sakın sözlerim yanlış anlaşılmasın…
Devir dünyada ve ülkemizde sağ-sol çatışmalarının en üst noktaya geldiği bir devir…1968’li yıllar…
30’uncu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin başında 27.10.1965 yılında göreve gelen 1’inci sayın Süleyman Demirel hükümeti var…
Ülke genelinde öğretmenlerin de sağcı – solcu diye tanımlandığı bir dönem…
O yılın sonunda okula müfettişler gelmiş, bazı idarecilerle birlikte pek çok öğretmen görevlerinden alınmış yerine yenileri gelmişti…
İkinci dönemde benim Sivas’ta yaptığım faaliyetler sadece bunlardan ibaret de değildi.
Bu yoğun çalışmaların içinde yine İslam Medeniyetine gelen soruları cevaplandırıyordum.
Bu sayıda İstanbul’dan bayan Müberra İ.Önal’ın 8 sorusunu, Adana’dan sayın Süleyman Kalemağası, İskenderun’dan sayın Yaşar Çevikler, İzmit gölcük’ten sayın İsmail Yılancı, İstanbul’dan bayan Gülsev Aksu, İzmir’den sayın İ.Gültekin Özer, hangi il’den gönderildiği belli olmayan sayın Sönmez Evin, Kurşunlu,Bayramören nahiyesinden sayın Abdullah Muhiddinoğlu ve Antakya’dan sayın Abdurrahman Berberoğlu’nun sorularını cevaplandırmıştım.
İslam Medeniyeti Mecmuasındaki “Sorunuz Söyleyelim” köşesi adıma gelen mektuplar sebebi ile üzerimde kalmıştı.
Daha göreve başladığım dönemlerde saygıdeğer hocam sayın Ahmet Davudoğlu”nun verdiği manevi icazete ihanet edemezdim…
Ne pahasına olursa olsun İslam Medeniyeti Mecmuası yayın hayatına devam ettiği sürece bu görevden ayrılmamalı idim…
Hoşça Kalınız.