Okul müdürü iken vekâleten yürüttüğüm ve 5 yıl devam eden İlçe Eğitim müdürü sıfatıyla Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığından okullar için ödeneklerimi ayırtmış, İmam Hatip Lisesi müdürü sıfatıyla da Din Eğitimi Genel Müdürlüğüne İmam Hatip Lisesi ödenekleri için gitmiştim…
Şube müdürü bir arkadaşım kuruluşu tamamlanan Anavatan Partisinin kokteyl ’ine davet edildiklerini, Din Öğretimi genel müdürlüğünü temsilen kendisinin görevlendirildiğini 2 saat içinde o kokteyli’ ye katılmasının gerektiğini, istersem benim de katılabileceğimi söylemişti…
Doğrusu yeni kurulan partiyi ben de merak ediyordum…
12 Eylül 1980 darbesinin izleri henüz silinmemişti… Silineceğe de benzemiyordu…
Bu depremi Anamur’da bile hissetmiştik…
Arkadaşım beni bu davete götürmüştü ve sayın Turgut Özal ile orada tanışma şerefine nail olmuştum…
Ben de kısa boylu olmama rağmen sayın Turgut Özal benden daha kısa boyluydu…
Nedense arkadaşım fiziki yapılarımızın da birbirine uyduğunu söylüyordu… İşte o bina açılışında sayın Turgut Özal ile samimi bir görüşmemiz olmuştu.…
Sayın Turgut Özal ile ilgili anılarımda bu birinci mutluluğumdu.
İkinci mutluluğum ise Bozyazı Belediye başkanlığına aday olduğuma dair yazının bizzat sayın Turgut Özal tarafından imzalanmış olmasıydı…
Sayın Özal’ın kurduğu Anavatan Partisi kuruluşundan yaklaşık 6 ay sonda 6 Kasım 1983 seçimlerine katılmış 400 kişiden oluşan Parlamento’da 211 milletvekili çıkararak 45’inci hükümetin başbakanı sayın Turgut Özal olmuştu…
1984 yerel seçimlerden başarıyla çıkan sayın Özal 13 Nisan 1985’de yapılan ilk kongrede yeniden genel başkanlığa seçilmişti…
1987 yılında yani benim yılın öğretmeni seçildiğim yılda yapılan genel seçimlerde bu defa 292 milletvekili çıkartarak tekrar çoğunluğu sağlamış ve 46’ıncı hükümetin başbakanı olmuştu…
İşte o yıl, yılın öğretmeni seçilişim sebebiyle, kişiye özel olarak şahsıma parti başkanı sıfatıyla sayın Özal’ın gönderdiği mektubu çok özel olduğu için buraya almıyor ve onu teğet geçiyorum…
Bu mektup da dolu-dolu geçen hayatımın özelleri arasında müstesna yerinde saklanmaktadır…
İlçe Milli Eğitim müdürü olduğum aylarda İlçemize sayın Ardahan Totuk kaymakam olarak atanmıştı…
Sayın Ardahan Totuk’un da dolu-dolu geçen hayatımda pek çok hatıraları vardı.
Sayın Ardahan Totuk çok başarılı bir Kaymakam’ımızdı….
Onun döneminde İlçe Milli eğitim müdürü olarak Anamur’a kalıcı pek çok eserler meydana getirmiştik…
Dağ köylerinden başlamak üzere bütün İlkokullarımızın tamiratını yaptırmıştık…
Öyle ki suyu olmayan okullara su getirtmiş ve okulu olmayan köylere okul bile yapmıştık…
Bir dağ köyüne yapılan okulun birine de Ardahan Totuk İlkokulu adını vermiştik…
Bu okulun açılışına başta sayın İçel Valimiz olmak üzere İçel’in bütün İlçe kaymakamları, daire amirleri, Bayındırlık elemanları katılmıştı…
Sayın Ardahan Totuk döneminde en ücra dağ köylerine bile halk eğitim kursları açmış ve yıl sonu sergilerine eşlerimizle birlikte katılmıştık….
Bir örnek vermek istiyorum;
Anamur’un Vilayet (uluyat) adıyla bir köyü vardı…Hani “kuş uçmaz, kervan geçmez” denir ya…Öyle bir köy…Buraya gidebilmek için jeep’leri kullanabiliyorduk…Yol belli bir noktaya kadar varıyor ve oradan köye kadar yaya olarak gidiliyordu…
Yaya olarak köye varabilmek için de neredeyse % 80 eğimli bir dağdan iniş aşağı inmek gerekiyordu…
Okulun yapılışında da çimento, kum, çakıl bu iniş yoldan insanların omuzlarında taşınmıştı… Yaklaşık 1 saat bu iniş ’ten aşağı inilmesi gerekiyordu… İniş aşağı giderken manzara görülmeğe değerdi…
En önde gidenle en arkadan giden arasında neredeyse 500 metre mesafe vardı… Zorluklar içerisinde köye inilmiş ve Halk eğitimin sergisinin açılışı yapılmıştı…
Hastası olan insanların bu % 80 eğilimli yoldan dağın tepesine nasıl çıkarıldığını sorduğumuz zaman da; Buranın tamamen tecrit edilmiş bir köy olduğunu, hastaları olsa “sal” yapmak suretiyle dağın tepesine çıkarabileceklerini düşünseler bile oradan şehre nasıl götüreceklerini sormuşlardı…
Burada eşimin anlattığı bir anıyı da sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim;
İşte Vilayet dönüşü eşimin anlattıkları…
“Vilayet köyüne halk eğitim müdürlüğünün açtığı yıl sonu sergisine gitmek için bayanlar olarak biz de hazırlanmıştık… Kaymakam beyin eşi başta olmak üzere ilçenin hatırı sayılır kişilerinin eşleri de yılsonu sergisi için hazırlanmıştı…
Yakın akrabamız olan rahmetli Gülseren Müftüoğlu da gidecek olanların arasındaydı… Gülseren ablanın ayağında topuklu bir ayakkabı vardı…
Vilayet köyünün yollarının çok kötü olduğunu hatta patika yol olduğunu, toprak yol olduğunu Milli Eğitim müdürü olan eşimden öğrenmiştim…
Kendisine gideceğimiz Vilayet köyünün yollarının topuklu ayakkabı giymeye uygun olmadığını söylemiştim… Pek dikkate almamıştı… Gideceğimiz köyün adının Vilayet olduğunu bu nedenle yollarının da adına uygun olabileceğini söylemişti…
O arada köye gitmek için hazırlanan bayanlar bir araya toplanmıştık… Gülseren abla gelen bayanların içinde şapkalı 70 yaşlarında bir bayanı göstermiş ve onun nasıl gidebileceğini sormuştu…
Jeep’lere binip yola koyulmuştuk… Giderken Gülseren abla hala bayanı gösteriyordu ve onun nasıl gidebileceğini sorguluyordu…
Araçlarımız bizi belli bir noktaya kadar götürmüştü… Oradan ilerisine yaya olarak gidecektik…
Yukardan aşağıya doğru iniyorduk… Yaklaşık 1 saat kadar yaya yürüyüşle iniş aşağıya sergi açılan yere varmıştık…
Köy denilen yer birkaç toprak damı olan küçücük toprak evlerden ibaret bir yerdi… Bu arada yine Gülseren abla o yaşlı kadının yokuş yukarıya nasıl çıkabileceğini sorup duruyordu…
Sergi açılışı yapılmış… Yemekler yenmiş… Öyleden sonra da dönüş hazırlıkları başlamıştı…
Birde baktım ki yaşlı kadın eline büyükçe bir asa almış ve yola koyulmuştu… Biz de toparlandık yokuş yukarı çıkmaya başladık…
Yaklaşık 100 metre kadar gittikten sonra baktım Gülseren abla en arkada kalmış, yürüyemiyor…
Meğer kalp hastasıymış… Üstelik ayakkabısı da uygun değil… En öndekilerle en arkadakiler arasında neredeyse 200 metre mesafe vardı…
Kaymakam bey ve eşi en önlerdeydi… Gülseren abla “kurtarın beniiii…” diye bağırmaya başlamıştı…
Eşim koşarak geri dönmüştü… Elinde yemek yediğimiz yıkanmamış kaplar vardı… Bu arada ben de yanlarına gelmiştim…
Gülseren abla “Su yokmuuuu”diye bağırıyordu… Eşim kapların arasından henüz yıkanmamış yağlı bir tencere almıştı… Az ilerde bir su birikintisi vardı… Acele oradan su doldurup yağlı tenceredeki suyu başından aşağıya Gülseren Ablanın yüzüne dökmeye başlamıştı…
Bir, iki derken Gülseren abla artık kendine gelmişti… Ancak üstü başı yağ içerisindeydi… Biz orada uğraşırken eli asalı yetmiş yaşındaki yaşlı bayan yolu yarılamıştı bile…
Biz buluşma yerine vardığımız zaman bizden önce gelenler çoktan piknik yapmışlardı bile…”
İşte Vilayet köyü ile ilgili olarak sizlerle paylaşmak istediğim eşimin anlattıkları…
İlçe kaymakamımız sayın Ardahan Totuk’la birlikte her yıl bütün köyleri en az 2 defa dolaşıyorduk…
Bu köy gezilerimiz çok verimli geçiyordu… Neredeyse köylerimizi kendimize mekan etmiştik… Evlerimize bazen gece yarılarında geldiğimiz oluyordu…
…Ve uykumuzu alamadan sabah mesaisi…
Hoşça kalınız.

