Türkiye’mizin terörden arınmış, huzurlu ve mutlu bir geleceğe ulaşması; güvenlik önlemlerinin yanı sıra ekonomik, sosyal, hukuki ve eğitsel adımların bir arada atıldığı bütüncül bir strateji gerektirir.
Bu hedefe ulaşmak için atılması gereken temel adımlar şu şekilde özetlenebilir:
1- Güvenlik ve Sınır Güvenliği:
Sınır güvenliğinde İHA’lar, yapay zekâ destekli gözetleme sistemleri ve modern sınır duvarları etkin şekilde kullanılmaya devam edilmelidir.
Terör tehditleri kaynağında (sınır ötesinde) tespit edilip etkisiz hale getirilmelidir.
Terör örgütlerinin kaçakçılık, uyuşturucu ticareti ve dış fonlar gibi mali kaynaklarına yönelik uluslararası operasyonlar ve denetimler artırılmalıdır.
2- Hukuk, Adalet ve Demokrasi:
Adalet sistemine olan güven en üst düzeye çıkarılmalı, temel hak ve özgürlükler güvence altına alınmalıdır.
Toplumun tüm kesimlerinin kendilerini ifade edebileceği, sorunların meşru siyaset zemininde ve TBMM çatısı altında çözüldüğü bir ortam güçlendirilmelidir.
Her bireyin kanun önünde tamamen eşit hissettiği, aidiyet duygusunun yüksek olduğu bir toplumsal yapı inşa edilmelidir.
3- Bölgesel Kalkınma ve Ekonomi:
Geçmişte terörden olumsuz etkilenen bölgelerde istihdamı artıracak sanayi, tarım ve hayvancılık projeleri desteklenmelidir.
Bölgeler arasındaki ekonomik gelişmişlik farkları azaltılarak gençlerin işsizlik ve geleceksizlik gibi kaygıları ortadan kaldırılmalıdır.
4- Eğitim, Sosyal Politikalar ve Gençlik:
Tüm bölgelerde gençlerin kaliteli eğitime, spora, bilime ve sanata erişimi kolaylaştırılmalıdır.
Gençlerin terör örgütlerinin propaganda ağlarına düşmesini engelleyecek psikososyal destek programları ve gençlik merkezleri yaygınlaştırılmalıdır.
Kutuplaşmayı azaltacak, birlik ve beraberlik bağlarını güçlendirecek kültürel projeler hayata geçirilmelidir.
5- Uluslararası Diplomasi:
Terör örgütlerine güvenli liman veya lojistik destek sağlayan ülkelere karşı diplomatik baskı sürdürülmelidir.
İstihbarat paylaşımı ve suçluların iadesi gibi konularda küresel ortaklarla yürütülen ortak mekanizmalar güçlendirilmelidir.
Son günlerde televizyonlarda görünen manzaraları, bazı gazetelerde yayımlanan yazılanları, muhalefetin savunma ile ilgili kararlara duyarsız kalmaları, rüşvet, kara para aklamalarını Türkiye’miz hiç mi hiç hak etmiyor…
Cumhurbaşkanlığı seçimi, Belediye başkanlıkları seçimi, ekonomik konular, terör olayları nedeniyle iktidar ve muhalefet arasındaki söz düellosu inanılamayacak boyutlara ulaşmış durumda…
Cumhurbaşkanımız seçimine yıllar varken muhalefet partileri erken seçim için mitingler düzenlemekteler..
Dünyanın ve özellikle Türkiye’mizin terörle mücadele ettiği bu yıllarda parti kavgalarını bir tarafa bırakıp devlete sahip çıkma ve özellikle içerde ve dışarıda terörün yok edilmesi için birlik olma zamanı…
Katil İsrail’in ülkemiz aleyhine kışkırtıcı tutumları, burnumuzun dibindeki adaları Yunanlıların ve Amerikalıların silah deposu haline getirmesi, Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarının Türkiye’ye karşı savaş çığlıkları atması, Ortadoğu’nun kan gölüne dönüşmesi, Suriye ve Irak’ta meydana gelen terör olaylarının Türkiye’mize sıçraması İktidar ve Muhalefet partilerini uzun-uzun düşündürmelidir.
Hiç zaman kaybetmeden her kesimin kabul edebileceği yeni bir çözüm süreci oluşturulmalı, iktidarıyla, muhalefetiyle bu sürece katkıda bulunulmalıdır.
Her zaman yazar ve söyleriz:
Türk milleti olarak bugünlere kolay gelmedik.
Bir su matarasına, bir kundura bağına, bir tüfek kayışına, bir lokma ekmeğe, bir silah mermisine muhtaç günlerden geldik.
Bizim gibi toplu bir İstiklal Savaşı vermiş milletlerin sayısı çok değildir.
O savaşları yaşamış, cephede kanını, kolunu, bacağını bırakmış insanlarımızdan bir kısmı hala aramızda yaşıyorlar.
Son yüzyılda dünya bir Balkan, iki dünya savaşı yaşadı.
İlk dünya savaşında 10 milyon insan can verdi.
Kaybolanların sayısı 15 milyon…
Her üç savaş da ya topraklarımız üzerinde veya çevremizde yapıldı.
Bugünkü nesiller, o günleri yaşamış insanların hatıralarını dinleyerek büyüdüler.
Haçlının, Rus’un, Yunan’ın günah izleri; taşımızdan-toprağımızdan henüz silinmedi.
Hal böyleyken; Acaba bu acı günlerden alınacak ibret dersi son yıllarda nasıl unutuldu?
İstiklal için savaş vermiş, savaş kazanmış bir milletin çocukları devletine nasıl başkaldırıyor?..
Karakollara, okullara, devlet kuruluşlarına nasıl baskın düzenleyebiliyor?
Polisi, jandarmayı nasıl arkadan vurabiliyorlar?
Masum çocuklar, hamile kadınlar nasıl kurşuna diziliyor?
Henüz uzak olmayan bir tarihte düşman çizmesi altından kurtarılan vatanda insanlarımız nasıl birbirine düşürüldü?
Millet olarak çözüm süreci üretmeye, toparlanmaya, asgari müşterekte birleşmeye, birlik ve beraberlik içinde yaşamaya muhtacız.
Doğu-batı, kuzey-güney, yaşlı-genç, okuyan-okumayan, işçi-patron, amir-memur, asker-sivil demeden toplu bir çözüm süreci üretme, bütünleşme, birlik-beraberlik hamlesi başlatmalıyız.
Ülkemiz ekonomik eğitim seferberliği paketleri yanında yeni bir çözüm süreciyle birlik-beraberlik paketine de muhtaçtır.
Durumumuz “Boş ver” anlayışına uygun değildir.
Yüzyıllarca “Nizam-ı âlem”i temsil ettik.
Millet olma tecrübemiz hiçbir millette yok…
Tarihin en güçlü ordularını, dünyanın en büyük imparatorluklarını kurduk.
Yeraltı-yerüstü zenginliklerimiz, tarihi, stratejik, demokratik imkânlarımız düşmanlarımızı kıskandıracak kadar güçlü…
Bu imkânları hakkıyla değerlendirebilirsek hem bölge, hem dünya barışına yön verecek ışıklı pırıltılı bir ülke olabiliriz.
Komünizmin çöküşüyle birlikte bu bölgede kurulan Türk devletleri bizim liderliğimizi bekliyor.
O halde neden bir ve bütün değiliz?
Bazı İnsanlarımız niçin devlete karşı gelme yolunu seçiyor?
Kuzeyden, batıdan, güneyden, doğudan tam bir ateş çemberi içerisindeyiz!
Rusya’nın dağılmasına rağmen kuzeyimiz yine Demirperde…
Batı komşumuz bir Türk düşmanlığı cezbesinde…
Ayakları henüz yere basmayan güney ve doğu komşularımız kardeş kavgasında..
Dünya yürüyor… Yürüyen, ilerleyen dünyada durmak, çağın ve ihtiyaçların gerisinde kalmaktır.
Bizi birbirimizle kavgaya götürecek hiçbir problemimiz yoktur.
Menfaatimiz kavgada değil, birbirimizi sevmededir.
Bölüşemediğimiz nedir?
Yüzümüzü ağartan bir sevgi ve kucaklaşma ile yokluğun üzerine yürümek varken, kavga etmek nedendir?
2026’lı yaşadığımız şu günlerde bu soruları herkes birbirine sormalıdır.
Seçim kaygılarını bir tarafa bırakarak Türkiyemizin geleceğine yönelik olarak asgar-i müşterekte buluşmak için çözümler üretmeli, geçmişimizin ve geleceğimizin sırtımıza yüklediği ağır sorumlulukları birlikte çözmeliyiz.
Bu bizim gerçek kurtuluşumuzun başlangıcı olacaktır.
Hoşça kalınız.

