Bu soru dışarıdan hep merak edilir, bazen yargılanır, bazen küçümsenir. Oysa cevabı, zannedildiği kadar tek bir cümle değildir. Her tesettürün ardında ayrı bir hikaye, ayrı bir yolculuk vardır.
Bir kadın neden tesettüre girer?
Allah’ı sevdiği için girer.
En saf, en temel sebebi budur. Kimse için değil, modası için değil, annesi babası istediği için değil. Sadece “Rabbim böyle istiyor, ben de O’nu seviyorum” dediği için. Tıpkı sevdiği insan için en değerli şeyini feda eden biri gibi, o da en değerli hazinesi olan güzelliğini sadece Allah için saklar. Bu bir yasak değil, bir aşkın ifadesidir.
Özgür olmak için girer.
Kulağa tuhaf gelebilir ama öyledir. Tesettürlü kadın der ki: “Ben bakışların esiri olmak istemiyorum. Bedenim üzerinden değerlendirilmek, beğenilmek ya da beğenilmemek istemiyorum. Ben fikrimle, aklımla, kalbimle var olmak istiyorum.” O, sokağın, modanın, reklamların dayattığı “sürekli güzel ve çekici olmalısın” baskısından özgürleşir.
Korunmak için değil, korunmayı seçtiği için girer.
Kimisi sanıyor ki tesettür bir saklanma, bir korku. Hayır. Bu, kendini değersiz gördüğü için değil, tam tersine çok değerli gördüğü için. Mücevheri nasıl kutusunda saklarsan, o da kendini öyle saklar. Herkese değil, hak edene görünmek ister.
Bir arayışın sonunda girer.
Hiçbir kadın bir sabah uyanıp durduk yere tesettüre girmez. Çoğunun öncesinde uzun bir iç muhasebesi vardır. Namazla başlayan bir huzur, bir kitapta okuduğu bir ayet, hayatında yaşadığı bir kırılma, kalbine düşen bir sızı… O sızı büyür, büyür ve bir gün aynanın karşısına geçer ve der ki: “Artık hazırım.”
Kimlik bulmak için girer.
Bu kalabalık dünyada, herkesin birbirine benzediği bir çağda o der ki: “Ben Müslümanım.” Tesettürü onun kimliği, duruşu, imzası olur. Ben buradayım ve ben böyle inanıyorum demenin en zarif halidir.
Kısacası, bir kadın tesettüre baskıyla değil, kalple girer. Zorla kapanan değil, severek kapanan kalır zaten.
O yüzden yolda gördüğünüz tesettürlü bir kadına “Neden kapandın?” diye değil, “Bu ne güzel bir sadakat” diye bakın.
Çünkü o, sadece saçını değil, kalbini de örtmüştür dünyaya.

