Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

‘HAVAMIZ, SUYUMUZ, TOPRAĞIMIZ KİRLETİLİYOR!’

Mersin Çevre Platformu ve Halkların İklim Zirvesi Dünya Çevre Günü’nde
Mersin Çevre Platformu ve Halkların İklim Zirvesi Dünya Çevre Günü’nde basın açıklaması gerçekleştirdiler. Açıklamayı okuyan Tabipler Odası Mersin Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Çalış, ”İklim krizi, kuraklık, seller, orman yangınları, hava kirliliği, su kaynaklarının azalması ve kirlenmesi, plansız sanayileşme, vahşi madencilik faaliyetleri, endüstriyel tarım, insanlara dayatılan aşırı tüketim alışkanlıkları nedeniyle meydana gelen ekolojik yıkım, yaşam alanlarımızı her geçen gün daha fazla tehdit etmektedir. İklim krizi, dünyayı tehdit eden çok önemli sorunların başında gelmektedir. İklim krizinin etkileri ortada iken Türkiye’de ve bölgemizde iklim krizinin etkilerini derinleştirecek uygulamalar hızla devam etmektedir. Korunması gereken tarım topraklarımız, ormanlık alanlarımız, sulak alanlarımız, kıyılarımız ve derelerimiz ranta kurban edilerek talan edilmektedir. Havamız, suyumuz ve topraklarımız bilim dışı uygulamalar ile kirletilmektedir.” dedi.
”Toplum sağlığı buzuluyor!”

Bölgede yaşamı olumsuz etkileyen kirli teknolojiler mevcut iken, kirlilikleri ve riskleri artıracak olan Akkuyu Nükleer Santrali ile bölgemizi plastik üretim merkezi haline getiren kirli sanayi tesislerinin ciddi bir ekolojik yıkım oluşturduğunu söyleyen Çalış, ”Bölgemize yakın devam eden savaşların yarattığı çevre kirliliği doğanın dengesinin ve toplum sağlığının bozulmasına neden olmaktadır. Sulak alanlar bölgemiz için çok önemli bir ekolojik mirastır. Göksu Deltası mevcut uygulamalardan olumsuz etkilenmiştir. ‎Bölgemizde planlanan maden ocakları yerleşim bölgelerine, yaban hayatı koruma alanlarına ve su kaynaklarına çok yakın noktalarda yapılmak istenmektedir. Taş ocaklarında her gün binlerce ton amonyum nitrat ve fuel oil karışımlı maddelerle yapılan patlatmalar sonucu ortaya çıkan zehirli gazlar ve sarsıntılar çevreyi ve halk sağlığını olumsuz etkilemektedir. Özellikle taş ve maden ocaklarında kullanılan patlayıcıların yaydığı toksik gazlar ve ince partiküller; akciğer kanseri ve KOAH gibi ciddi hastalık risklerini artırmaktadır.’ şeklinde konuştu.

”Tarım alanlarımız, gıdamız, havamız ve su kaynaklarımız zehirlenmektedir!”

Çalış şöyle devam etti;

”Son zamanlarda sahillerin plastik atıklarla zehirlendiğine dikkat çeken Çalış, “Plastikler doğada binlerce yıl yok olmamakta, toprağı, havayı ve suyu kirleterek insan sağlığını bozmaktadır. Türkiye, Avrupa başta olmak üzere birçok ülkeden en fazla plastik çöp ithal eden ülkelerden biri haline gelmiştir. İthal edilen plastik atıkların büyük bölümü denetimsiz ve tehlikeli atıklardır. Plastik geri dönüşüm tesisleri yüksek kirletme riski taşımaktadır. Plastik atıkların dökülmesi ve yakılması nedeniyle tarım alanlarımız, gıdamız, havamız ve su kaynaklarımız zehirlenmektedir. Plastik atıkların yakılması sonucu ortaya çıkan dioksin ve furan gibi kalıcı organik kirleticiler anne sütünden plasentaya kadar geçerek yeni doğan bebeklerin sağlığını tehdit ediyor. Mikroplastikler ise gıda zincirine, içme sularına ve soluduğumuz havaya karışarak hormonal sistemi bozmakta, bağışıklık sorunlarına ve kısırlığa yol açmaktadır.”

‎Kanser vakalarındaki artış!

Mersin ve çevresinde kanser vakalarında yaşanan gözle görülür artıı “Ekolojik yıkımın acı bir faturası.” Tarım topraklarımızın ve yer altı su kaynaklarımızın ağır metallerle kirlenmesi soframıza gelen gıdanın bir hastalık kaynağına dönüşmesine neden olmaktadır. Çocukların bilişsel ve fiziksel gelişimini tehdit eden bu kirlilik sarmalı geleceğin yetişkinlerini kronik hastalıklarla mücadele etmek zorunda bırakacaktır.‎‎ 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde çocuklara yaşanabilir bir gelecek bırakmak için ekolojik yıkıma son verilmeli. Tarım topraklarımızın, meralarımızın ve su kaynaklarımızın ranta kurban edilmesi yalnızca ekolojik bir felaket değil, aynı zamanda gıda enflasyonunun ve mutfaklardaki ekonomik yangının temel sebeplerinden biridir. İklim krizinin getirdiği kuraklık ve çölleşme tehdidiyle birlikte üretim alanlarının yok edilmesi halkın sağlıklı ve güvenli gıdaya ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Üretim alanlarımız ve biyolojik çeşitliliğimiz yok edildikçe en temel besin maddelerine bile ancak yüksek fiyatlarla ulaşılabilmektedir. Yetkililer yaşam hakkımızı ve ekolojik dengeyi bozan rant politikalarından, kirli teknoloji yatırımlarından ve vahşi madencilik faaliyetlerinden vazgeçmelidir. Küresel iklim krizine karşı Türkiye’de ve bölgemizde herkesin mücadele etmesini bekliyoruz”