Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Patriotlar çoğalıyor, peki tehdit gerçekten kapıda mı?

Türkiye’nin güney hattında hava savunma alarmı bir kez daha yükseliyor.

Türkiye’nin güney hattında hava savunma alarmı bir kez daha yükseliyor. Malatya’dan sonra şimdi de Adana… Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre, bölgedeki füze hareketliliği ve Türkiye hava sahasına yönelik olası tehditler gerekçe gösterilerek Adana İncirlik Üssü’ne ilave bir Patriot hava savunma sistemi konuşlandırılıyor. Üstelik bu, Adana’daki mevcut İspanya konuşlu Patriot sistemine ek olarak geliyor.

Bu tabloyu sadece teknik bir askeri tedbir olarak okumak eksik olur. Çünkü mesele artık birkaç füze bataryasının yer değiştirmesinden ibaret değil; mesele, Türkiye’nin çevresindeki jeopolitik ateş çemberinin giderek daralıyor olmasıdır.

Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasında dikkat çeken iki başlık var. Birincisi, Türkiye hava sahasına yönelik risk algısının belirgin biçimde artmış olması. İkincisi ise bu riskin artık “olasılık” düzeyinden çıkıp somut olaylarla desteklenmesi. Nitekim 13 Mart’ta İran’dan ateşlenerek Türk hava sahasına giren balistik mühimmatın NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hâle getirildiğinin hatırlatılması, kamuoyuna verilmiş sıradan bir bilgi değil; doğrudan bir güvenlik mesajıdır.

Bu şu anlama geliyor: Türkiye, bölgedeki gerilimin yalnızca izleyicisi değil, etkilerini doğrudan hisseden ülkelerden biri hâline gelmiş durumda.

Adana’ya bir Patriot daha konuşlandırılması, elbette askeri açıdan yerinde bir önlem olarak değerlendirilebilir. Ancak asıl sorulması gereken soru şu: Eğer savunma sistemleri art arda takviye ediliyorsa, Ankara’nın önünde duran tehdit değerlendirmesi ne kadar ağırlaşmış durumda?

Çünkü savunma refleksleri durup dururken büyümez. Hele ki NATO unsurlarının devreye girdiği, Ramstein’daki Müttefik Hava Komutanlığı’nın görevlendirme yaptığı bir denklemde, bu adımlar rutin prosedür diye geçiştirilemez. Bu, Türkiye’nin güney sınırında ve yakın çevresinde risk seviyesinin artık “olağan” sınırların ötesine geçtiğini gösterir.

Öte yandan Bakanlığın Hürmüz Boğazı vurgusu da dikkat çekici. İlk bakışta Adana’daki Patriot konuşlandırmasıyla doğrudan ilgisiz gibi görünen bu ifade, aslında daha geniş bir stratejik tabloyu işaret ediyor. Hürmüz Boğazı, enerji arzı ve deniz ticareti açısından dünyanın en hassas geçiş noktalarından biri. Orada yaşanacak bir kırılma, sadece petrol fiyatlarını değil; bölgedeki askeri hareketliliği, ittifak dengelerini ve Türkiye’nin güvenlik mimarisini de doğrudan etkiler.

Kısacası mesele sadece Adana semalarında dolaşan bir tehdit değil. Mesele, Ortadoğu’da gerilimin her geçen gün biraz daha “sınır ötesi” olmaktan çıkıp Türkiye’nin güvenlik ajandasının merkezine yerleşmesidir.

Bugün Patriot bataryaları konuşlanıyor. Yarın belki yeni tedbirler açıklanacak. Fakat kamuoyunun artık şu gerçekle yüzleşmesi gerekiyor: Türkiye, çevresindeki krizlerin dışında kalmaya çalışsa da o krizler çoktan Türkiye’nin kapısına dayanmış durumda.

Ve belki de asıl soru şudur:

Patriotlar gökyüzünü ne kadar koruyabilir; peki diplomaside aynı kararlılık gösterilmezse, yeryüzündeki gerilimi kim durduracak?