“İmar ve proje onay süreçlerinin olağan dışı şekilde uzaması önemli bir sorun haline geldi”
Özkan şöyle devam etti;
“Kentimizde son dönemde imar uygulamalarında ortaya çıkan farklı yorumlar ve uzun sürelere yayılan işlem süreçleri hem meslektaşlarımız hem de vatandaşlarımız açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Benzer nitelikteki projelerin farklı şekillerde değerlendirilmesi uygulama birliğini ortadan kaldırmakta; bu durum hem meslek insanlarını hem de yatırım yapmak isteyen vatandaşları belirsizlik içinde bırakmaktadır. İmar uygulamalarında yaşanan bu farklılıklar yalnızca teknik bir sorun değil, aynı zamanda kent yönetimine duyulan güveni zedeleyen ciddi bir yönetim problemidir. Son dönemde belediyelerde yürütülen imar ve proje onay süreçlerinin olağan dışı şekilde uzaması da önemli bir sorun haline gelmiştir. Projelerin aylarca, hatta bazı durumlarda daha uzun süreler boyunca sonuçlandırılmadan bekletilmesi meslek camiamız açısından ciddi bir mağduriyet yaratmaktadır. Aylarca sonuçlandırılmayan projeler;
Mimarların mesleki faaliyetlerini sekteye uğratmakta, yatırım süreçlerini durdurmakta, kent ekonomisinde belirsizlik yaratmakta, kentte üretim süreçlerinin yavaşlamasına neden olmaktadır. Projelerin teknik gerekçelerden çok idari süreçlerin yavaşlığı veya belirsiz yorumlar nedeniyle bekletilmesi kabul edilebilir değildir. Kamu adına yürütülen bu süreçlerin makul süreler içinde sonuçlandırılması idarenin temel sorumluluğudur.”
“Önemli sorunlardan biri de kurumlar arasındaki iletişim ve koordinasyon eksikliği”
“Kent yönetiminde karşılaşılan önemli sorunlardan biri de kurumlar arasındaki iletişim ve koordinasyon eksikliğidir. Farklı kamu kurumları arasında yeterli iletişim sağlanamadığında projeler gereksiz yere beklemekte, süreçler defalarca yeniden değerlendirilmekte ve bürokratik işlemler içinden çıkılması zor bir hale gelmektedir. Bu durum yalnızca mimarları değil; yatırım yapmak isteyen vatandaşları, mülk sahiplerini, kent ekonomisini, kentsel gelişim süreçlerini doğrudan etkilemektedir. Sağlıklı bir kent yönetimi ancak kurumlar arasında güçlü bir koordinasyon, açık iletişim ve ortak bir çalışma kültürü ile mümkündür. Kent estetik kurulları; kent kimliğini korumak, mimari kaliteyi artırmak ve kentsel çevrenin görsel bütünlüğünü sağlamak amacıyla oluşturulmuş yapılardır. Ancak uygulamada karşılaşılan bazı durumlar, bu kurulların görev ve yetki sınırlarının zaman zaman fiilen genişletildiğini ve yetki aşımı niteliği taşıyan müdahalelerin ortaya çıktığını göstermektedir. Estetik kavramı doğası gereği yorumlara açıktır. Bu nedenle estetik kurul kararlarının kişisel beğenilere değil; açık, nesnel ve önceden tanımlanmış kriterlere dayanması gerekir. Belirlenecek bu kriterlerin, mimarların 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile Türkiye’nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi kapsamında sahip olduğu haklara saygılı olması ve tasarımın temel ilkelerine müdahale etmemesi büyük önem taşımaktadır. Ne var ki bazı uygulamalarda bu sınırların belirsizleştiği; kurulun plan kararlarının ötesine geçerek projelerin mimari kurgusuna doğrudan müdahale eden bir yapıya dönüştüğü görülmektedir. Oysa estetik kurullarının görevi, plan ve mevzuatla belirlenmiş sınırlar içinde kentin siluetini ve mimari niteliğini gözetmektir. Bu sınırların aşılması hem hukuki açıdan sorunlu bir durum yaratmakta hem de meslek pratiğinde ciddi belirsizliklere yol açmaktadır.”
“Projeler neye göre ve kime göre değerlendirilmektedir?”
“Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan Proje Denetleme Kurulu uygulaması sonrasında kentimizde proje onay süreçlerinin önemli ölçüde belirsizlik ve karmaşa içine girdiği gözlemlenmektedir. Kurulun uygulamaya girmesiyle birlikte proje değerlendirme süreçleri öngörülebilirliğini yitirmiş, şeffaflıktan uzak ve meslek insanları açısından ciddi soru işaretleri barındıran bir yapıya dönüşmüştür. Bugün mimarlar açısından en temel sorulardan biri şudur: Değerlendirme kriterlerinin açık biçimde tanımlanmaması, teknik ölçütlerin net olarak ortaya konulmaması ve karar süreçlerinin yoruma açık hale gelmesi kent yönetiminde ciddi bir güven sorunu yaratmaktadır. Bu süreçte özellikle ilçe belediyelerinin proje onay mekanizmalarında fiilen iş yapamaz hale geldiği; projelerin farklı kurumlar arasında gidip geldiği ve karar süreçlerinin ağır bir bürokratik yapıya dönüştüğü görülmektedir. Proje süreçlerinin çok katmanlı, belirsiz ve yoruma açık bir yapıya dönüşmesi; proje onay sürelerinin aşırı uzamasına, yatırım süreçlerinin durma noktasına gelmesine, meslek insanlarının mağduriyet yaşamasına, kent ekonomisinin yavaşlamasına neden olmaktadır. Kent yönetiminde oluşturulan mekanizmaların amacı süreci kilitlemek değil, süreci hızlandırmak ve daha sağlıklı hale getirmektir. Ancak bugün ortaya çıkan tablo, iyi niyetle kurulmuş olması gereken bir yapının uygulamada kentte üretimi yavaşlatan ve belirsizlik yaratan bir bürokratik engel haline geldiğini göstermektedir. Kent yönetimi belirsizlikle değil; açık kurallar, şeffaf kriterler ve öngörülebilir süreçler ile yürütülmelidir.”
“Yaşanan sorunların sorumluluğunun mimarlara yüklenmesi doğru ve adil bir yaklaşım değil”
“Planlama kararlarında ve yönetmelik uygulamalarında yaşanan sorunların sorumluluğunun mimarlara yüklenmesi doğru ve adil bir yaklaşım değildir. Mimarlar yürürlükteki planlara ve yönetmeliklere uygun projeler üretmekle yükümlüdür. Ancak planlama kararlarında ortaya çıkan belirsizlikler, yönetmelik yorumlarındaki farklılıklar ve uygulamadaki değişkenlikler nedeniyle yaşanan sorunların sorumluluğunun meslek insanlarına yöneltilmesi kabul edilemez. Mersin Büyükşehir Belediyesinin 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’nun 11. maddesi kapsamında 2004 yılından bu yana imar uygulamaları üzerinde denetim yetkisi bulunmaktadır. Ancak söz konusu denetim yetkisinin fiilen 2024 yılı itibariyle kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Denetime konu edilen ve bir kısmı yargı süreçlerine taşınan yapıların ruhsat tarihleri incelendiğinde, bu yapıların önemli bir bölümünün 2021, 2022 ve 2023 yıllarında ruhsatlandırıldığı ve inşaat süreçlerine başlandığı anlaşılmaktadır. Bu durum, söz konusu yapıların ruhsatlandırıldığı veya inşaatlarının başlangıç aşamalarında değil de; yapıların önemli ölçüde ilerlediği, bazı durumlarda geri dönülmesi güç seviyelere ulaştığı, kat irtifaklarının kurulduğu ve hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları hem de yabancı uyruklu kişiler tarafından satışlarının gerçekleştirildiği bir aşamadan sonra denetim konusu yapılmasının gerekçelerini meslek camiamız açısından anlaşılması güç hale getirmektedir. Bu durum yalnızca mimarları değil; yatırım yapmak isteyen vatandaşları, mülk sahiplerini, kent ekonomisini, kentsel gelişim süreçlerini, ilçe belediyelerinin iş ve işleyişini doğrudan etkileyen ciddi bir belirsizlik ve mağduriyet alanı oluşturmaktadır.”
Ortak Akıl ve Diyalog Çağrısı
“TMMOB Mimarlar Odası Mersin Şubesi olarak bir kez daha vurgulamak isteriz ki mimarlar bu kentin karşısında değil, yanında duran meslek insanlarıdır. Ancak kent yönetiminde yaşanan sorunların görmezden gelinmesi ve meslek insanlarının yaşadığı mağduriyetlerin yok sayılması da kabul edilebilir değildir. Bu doğrultuda; imar ve planlama süreçlerinde şeffaflığın sağlanmasını, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesini, kent estetik kurullarının görev ve yetki sınırlarının açık ve hukuka uygun biçimde uygulanmasını, teknik proje incelemelerinin gerekmesi halinde bunun Mimarlar Odası ile iş birliği içinde yürütülmesini, proje onay süreçlerinin makul süreler içinde sonuçlandırılmasını talep ediyoruz. Kentimizin sağlıklı gelişimi, mimarlık mesleğinin saygınlığı ve kamu yararı için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğimizi; meslektaşlarımızın yaşadığı sorunların çözülünceye kadar takipçisi olacağımızı ve bu doğrultuda diyalog ve ortak akıl çağrımızı yinelediğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

