Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Beklemenin Bedeli

Transatlantik hattında sular bir kez daha dalgalı. İtalya “sükûnet” diyor,

Transatlantik hattında sular bir kez daha dalgalı. İtalya “sükûnet” diyor, Avrupa Birliği “azami dikkat” vurgusu yapıyor, ABD ise yeni bir gümrük hamlesiyle masadaki dengeleri yeniden kurmaya çalışıyor. Ortada bir ticaret savaşı ilanı yok belki ama belirsizlik, savaş kadar yıpratıcı.

Geçen yaz varılan anlaşmaya göre ABD, AB’den yapılan ihracatın büyük bölümüne yüzde 15 gümrük vergisi uygulayacak; Avrupa ise çok sayıda Amerikan ürününde vergileri kaldıracaktı. Şimdi ise süreç askıda. Çünkü Washington yönetimi, 1974 tarihli Ticaret Yasası’nın 122’nci maddesine dayandırdığı yeni bir adımla fiili vergi oranlarını yüzde 20’ye yaklaştırabilecek bir kapı araladı. Hukuki dayanak tartışmalı, siyasi zemini kaygan.

Tam da bu yüzden Avrupa Parlamentosu frene bastı. Dosyanın raportörü Bernd Lange, “yeni unsurlar ve çok sayıda belirsizlik” gerekçesiyle oylamayı ertelediklerini söylüyor. Bu, teknik bir gecikme değil; müzakere masasındaki güç dengesini yeniden tartma hamlesi.

İşin Almanya cephesinde tonu daha sert. Yeni Başbakan Friedrich Merz belirsizliği “Avrupa ve ABD ekonomileri için en büyük zehir” olarak tanımlıyor ve doğrudan Washington’a gitmeye hazırlanıyor. Berlin’in ön alması tesadüf değil. Avrupa’nın ihracat motoru olan Almanya için gümrük oranlarındaki her puan artışı, üretim hattında bir titreşim demek.

Roma ise daha temkinli bir çizgide. Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, “şirketlerimiz için istikrarsızlık yaratılmayacağına dair güvence aldık” diyerek piyasaya moral vermeye çalışıyor. İtalya’nın gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 40’ının ihracata dayandığı düşünüldüğünde bu refleks anlaşılır. Ancak diplomatik iyimserlik ile ekonomik gerçeklik arasındaki mesafe her zaman kısa değildir.

Unutmayalım: Donald Trump için ticaret politikası yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda iç siyasetin güçlü bir enstrümanı. İçeride zorlanan bir lider, dış ticaret dosyasında sertleşerek seçmenine mesaj verebilir. Bu da Brüksel’in “bekle-gör” stratejisini hem avantajlı hem riskli kılıyor. Beklemek, karşı tarafın geri adım atmasını sağlayabilir; ama aynı zamanda fiili durumun kalıcılaşmasına da yol açabilir.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni üzerindeki iç baskı da artıyor. Muhalefet, hükümetin sessizliğini eleştiriyor; Roma’nın Washington’la fazla uyumlu bir görüntü verdiğini savunanlar çoğalıyor. Ancak Meloni’nin hesabı daha karmaşık: Transatlantik ilişkileri germeden, ihracatçı sanayiyi korumak.

Bugün gelinen noktada asıl soru şu: Avrupa temkinli davranarak mı güç kazanıyor, yoksa belirsizliğin normalleşmesine mi izin veriyor?

Ticaret savaşları artık tanklarla değil tarifelerle yürütülüyor. Yüzde 15 ile yüzde 20 arasındaki fark, kimi sektörler için kâr marjının tamamı demek. Siyasi liderler için bu oranlar pazarlık kalemi olabilir; fakat işletmeler için doğrudan hayatta kalma meselesi.

Brüksel’in bekleyişi stratejik olabilir. Ama zaman, her zaman tarafsız değildir. Bazen en büyük maliyet, karar almamanın kendisidir.