Küresel ticaret düzeni, uzun yıllar boyunca birkaç temel ilke üzerine inşa edildi. Bunların başında ise Dünya Ticaret Örgütü çatısı altındaki “En Çok Kayrılan Ülke” (MFN) kuralı geliyor. İlke basit: Bir ülkeye tanınan en düşük gümrük tarifesi, tüm üyelere uygulanır. Ayrımcılık yok, istisna yok.
Ancak şimdi Avrupa Birliği, bu kuralın Çin merkezli olarak yeniden değerlendirilmesini istiyor. Tartışmanın fitilini ateşleyen isim ise AB Ticaret Komiseri Maros Sefcovic.
Sorun ne?
Brüksel’in temel iddiası şu: MFN ilkesi, karşılıklılık olmadan işliyor. Yani Avrupa pazarı nispeten açıkken, Çin pazarı aynı ölçüde erişilebilir değil. Buna rağmen Pekin, düşük tarifelerden faydalanmaya devam ediyor.
2001’de Çin’in DTÖ’ye katıldığı dönemde küresel ekonomideki payı yüzde 5–6 civarındaydı. Bugün ise yaklaşık yüzde 20. Avrupa’nın Çin ile mal ticaret açığı ise 2025 itibarıyla 359,3 milyar euroya ulaşmış durumda. Bu rakam, Brüksel’de alarm zillerinin çalmasına yetiyor.
Sefcovic’in Güney Kıbrıs’taki toplantıda söylediği sözler aslında yeni dönemin özetini veriyor:
“Düşük tarifeler, eşit pazar erişimiyle karşılık bulmalı.”
Bu cümle, MFN ilkesinin “otomatik eşitlik” mantığından “şartlı eşitlik” modeline geçiş önerisi anlamına geliyor.
Çin faktörü
Çin, 2001’den bu yana ihracat odaklı büyüme modelini sürdürürken kapsamlı devlet destekleri ve sübvansiyon politikaları uyguladı. Eleştirmenlere göre bu durum, serbest piyasa kurallarıyla çelişiyor. Avrupa şirketleri ise Çin’de teknoloji transferi zorunlulukları, kamu ihalelerine erişim engelleri ve düzenleyici bariyerlerle karşı karşıya.
Brüksel’in yaklaşımı açık: Eğer karşı taraf pazarını kapalı tutuyorsa, düşük tarifeler otomatik olarak devam etmemeli.
Küresel arka plan: Trump ve tek taraflılık
Bu tartışma, yalnızca Çin-AB gerilimi değil. Aynı zamanda küresel ticaret sisteminin geçirdiği dönüşümün bir yansıması. Özellikle Donald Trump döneminde ABD’nin tek taraflı tarifeleri, çok taraflı sistemi sarstı.
AB-ABD arasında temmuz ayında yapılan anlaşma kapsamında ABD, Avrupa mallarına yüzde 15 tarife uygulamaya başlarken, AB ABD ürünlerine sıfır tarifeli tercihli muamele tanıdı. Üstelik bu düzenlemelerin DTÖ’ye resmi bildirim süreci dahi tartışmalı kaldı.
Yani mesele sadece Çin değil; küresel sistemin kendisi kırılgan.
Asıl soru: MFN dönemi kapanıyor mu?
MFN ilkesi onlarca yıl boyunca ticarette öngörülebilirlik sağladı. Küçük ekonomileri korudu, ticaret savaşlarını sınırladı. Ancak bugünün dünyasında güç dengeleri dramatik biçimde değişti. Devlet kapitalizmi, sübvansiyon yarışları ve jeoekonomik bloklaşma yeni norm haline geliyor.
AB’nin önerisi kabul görürse, küresel ticaret düzeninde önemli bir paradigma kayması yaşanabilir:
Tarifeler otomatik eşitlik yerine karşılıklılığa bağlanabilir.
Büyük ekonomiler için özel kriterler gündeme gelebilir.
DTÖ reformu hız kazanabilir ya da sistem daha da parçalanabilir.
Avrupa ne istiyor?
Brüksel’in amacı Çin’le bağları koparmak değil; ilişkiyi “dengelemek.” Ancak bu dengeleme, MFN gibi sistemin temel taşlarından birini yeniden tanımlamayı gerektiriyor.
Bu noktada Avrupa iki riskle karşı karşıya:
Reform çağrısı küresel ticaret savaşlarını hızlandırabilir.
Ya da hiçbir değişiklik olmazsa Avrupa sanayisi rekabet baskısı altında kalmaya devam eder.
Sonuç olarak AB’nin MFN çıkışı, teknik bir kural tartışmasından çok daha fazlası. Bu, 1990’ların küreselleşme mantığının 2020’lerin jeoekonomik gerçekleriyle çarpışmasıdır.
Küresel ticaret artık sadece “en düşük tarifeyi kime uygulayacağız?” sorusu değil. Asıl soru şu:
Adil ticaret, eşit kurallar olmadan mümkün mü?

