Ana Sayfa Arama Yazarlar
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

‘AKARYAKIT TANKI YANGINLARI SIRADAN YANGINLAR DEĞİLDİR!’

Elektrik Mühendisleri Odası Mersin Şubesi -EMO- adına Başkan Seyfettin Atar ‘Mersin Kazanlı Bölgesindeki

Elektrik Mühendisleri Odası Mersin Şubesi -EMO- adına Başkan Seyfettin Atar ‘Mersin Kazanlı Bölgesindeki Endüstriyel Tesislerde Meydana Gelen Kazalar’ hakkında değerlendirmede bulundu.

Mersin’in Akdeniz ilçesi Kazanlı bölgesinde bulunan AVES Enerji Dolum Tesisi’nde geçtiğimiz günlerde meydana gelen yakıt tankı patlamasının, yalnızca bir iş kazası olarak değerlendirilemeyecek kadar çok boyutlu bir endüstriyel olay söyleyen Atar, “Olay; iş sağlığı ve güvenliği, teknik işletme prosedürleri, acil müdahale süreçleri, şehir planlaması ve kamu güvenliği açısından bütüncül biçimde ele alınmalıdır. Öncelikle hayatını kaybeden emekçiye Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve çalışma arkadaşlarına başsağlığı diliyoruz. Her iş kazası, yalnızca bir istatistik değil, telafisi olmayan bir insan kaybıdır. Akaryakıt ve yanıcı madde depolama tesisleri, yüksek riskli endüstriyel tesisler kapsamında değerlendirilmektedir. Bu nedenle söz konusu tesislerde; tank kontrolleri, patlayıcı ortam analizleri, gaz ölçümleri, yangın söndürme altyapıları, köpük sistemleri, buhar baskılama mekanizmaları, acil durum planları ve çalışan güvenliği uygulamalarının ilgili mevzuat ve uluslararası standartlara uygun şekilde sürekli denetlenmesi zorunludur.” dedi.

 

“Tesisin periyodik teknik denetimleri düzenli yapılmış mıdır?”

Özellikle uçucu ve parlayıcı ürünlerin bulunduğu tanklarda; statik elektrik, buhar sıkışması, gaz birikimi, kıvılcım oluşumu ve sıcak çalışma riski en kritik tehlike başlıkları arasında yer aldığını belirten Atar, “Bu kapsamda kamuoyunun yanıt beklediği temel sorular şunlardır:

Tesisin periyodik teknik denetimleri düzenli yapılmış mıdır? Sistemlerin çalışırlık ve kullanım uygunluk testleri eksiksiz uygulanmış mıdır? Patlayıcı ortam prosedürleri olay günü aktif şekilde uygulanmış mıdır? Tankın buhar baskılama ve basınç tahliye sistemleri çalışır durumda mıydı? Köpük hatları, yangın pompaları ve müdahale altyapısı tam kapasite hazır durumda mıydı? Numune alma veya kontrol işlemleri sırasında gerekli iş güvenliği önlemleri alınmış mıdır? Personelin yüksekte çalışma ve patlayıcı ortam eğitimleri yeterli midir? Olay önceden öngörülebilecek teknik bir riskin sonucu mudur?” sorularını sordu.

“Köpük sistemlerinin basınç ve debi yeterliliği uygun mudur?”

 

Atar şöyle devam etti;

“Akaryakıt tank yangınları sıradan yangınlar değildir. Bu tür olaylarda yanlış müdahale; Patlama riskini artırabilir, yangının yayılmasına neden olabilir, köpük örtüsünü bozabilir, zincirleme tank etkisi oluşturabilir. Uluslararası standartlara göre; Köpüklü söndürme sistemleri, sabit köpük ring hatları, köpük monitörleri, tank soğutma sistemleri, mobil köpük müdahale altyapıları, dizel yedekli yangın pompaları, otomatik algılama sistemleri, buhar baskılama mekanizmaları eş zamanlı ve koordineli şekilde çalışmak zorundadır. Bu kapsamda kamuoyunun açıklama beklediği diğer başlıklar şunlardır:

Tesisin sabit köpük hatları olay anında aktif olarak çalışmış mıdır? Köpük sistemlerinin basınç ve debi yeterliliği uygun mudur? Kullanılan köpük maddesi ilgili yakıt sınıfına uygun mudur? İlk müdahale süresi ne kadardır? Köpük rezerv kapasitesi yeterli midir? Buhar baskılama sistemleri olay anında devreye girmiş midir? Olay mahallinde güvenlik çemberi oluşturulmuş mudur? Yetkisiz kişilerin olay alanına girişleri engellenmiş midir? Müdahale yalnızca eğitimli ekipler tarafından mı yürütülmüştür? Olay komuta sistemi tek merkezden mi yönetilmiştir?”

“Sahil bandında yüksek riskli depolama tesislerinin yoğunlaşması ciddi bir planlama çelişkisi!”

Ayrıca sahadan gelen bazı iddialar kapsamında, olay sırasında bazı kişilerin tesis içerisine girerek müdahale sürecine dahil olduğu ve itfaiye ekiplerine teknik o!lmayan yönlendirmelerde bulunulduğu yönünde duyumlar bulunmaktadır. Özellikle “su sıkılması” yönünde verilen olası müdahale talimatlarının doğruluğu ve olay yönetimine etkileri açıklığa kavuşturulmalıdır. Çünkü yüksek riskli endüstriyel yangınlarda müdahale disiplini ve olay yeri güvenliği, en az söndürme operasyonu kadar kritik öneme sahiptir. Kazanlı ve Karaduvar hattı, yıllardır ağır sanayi, enerji, akaryakıt depolama ve lojistik tesislerinin yoğunlaştığı bir bölge haline gelmiştir. Bölgede farklı şirketlere ait çok sayıda büyük hacimli yakıt depolama tankı bulunduğu bilinmektedir. Buna karşılık aynı bölge; Balıkçılık kültürü, kıyı yerleşimleri, tarım alanları, yaşam bölgeleri, turizm potansiyeli ile iç içe geçmiş durumdadır. Karaduvar uzun yıllar balıkçılık kimliğiyle anılmış bir yerleşim bölgesidir. Ancak zaman içerisinde ağır sanayi ve enerji depolama faaliyetlerinin yoğunlaşması, bölgenin sosyo-ekonomik yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Ayrıca Mersin kıyı hattı geçmişten bu yana turizm açısından öncelikli gelişim alanları arasında değerlendirilmesine rağmen, aynı sahil bandında yüksek riskli depolama tesislerinin yoğunlaşması ciddi bir planlama çelişkisini ortaya çıkarmaktadır. Bugün artık şu soru açık biçimde sorulmalıdır:

Bir bölge aynı anda; ağır sanayi merkezi, akaryakıt depolama üssü, yoğun yerleşim alanı, balıkçı kıyısı ve turizm bölgesi olarak sürdürülebilir şekilde var olabilir mi?”

“Çevre güvenliği ve kent kimliği ile birlikte sürdürülebilir mi?

“Dünyanın gelişmiş ülkelerinde bu tür yüksek riskli enerji depolama alanları; yerleşimlerden uzak planlanmakta, tampon güvenlik bölgeleri oluşturulmakta, risk haritaları kamuoyu ile paylaşılmakta, acil tahliye senaryoları hazırlanmakta, çevresel etki analizleri düzenli olarak güncellenmektedir. Ancak Mersin’de sanayi büyürken şehir de sanayiye doğru büyümektedir. Mersin artık yalnızca bir liman kenti değildir. Enerji depolama, lojistik, petrokimya, ağır sanayi, turizm ve yaşam alanlarının iç içe geçtiği çok katmanlı bir kent yapısına dönüşmektedir. Bu nedenle; bölgesel risk haritalarının hazırlanması, sanayi-yerleşim mesafe kriterlerinin yeniden değerlendirilmesi, bağımsız teknik denetimlerin artırılması, acil tahliye planlarının oluşturulması, çevresel güvenlik senaryolarının güncellenmesi, kıyı kullanım planlamalarının yeniden ele alınması zorunluluk haline gelmiştir. Yaşanan bu ciddi olay, yalnızca bir tesis kazası değil; denetim, planlama, risk yönetimi ve kamu güvenliği açısından çok yönlü değerlendirilmesi gereken ciddi bir uyarıdır. Hayatını kaybeden işçinin geri dönüşü mümkün değildir. Ancak benzer olayların tekrar yaşanmaması için; denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, bağımsız teknik kontrollerin artırılması, risk analizlerinin güncellenmesi, şehir planlama kararlarının yeniden ele alınması, acil müdahale sistemlerini düzenli test edilmesi, sanayi-yerleşim sınırlarının netleştirilmesi gerekmektedir. Sanayi büyümektedir; ancak asıl mesele bu büyümenin insan hayatı, çevre güvenliği ve kent kimliği ile birlikte sürdürülebilir olup olmadığıdır.”