Bugun...


Zeliha Akkuş


Facebookta Paylaş









“KADINLAR, SİYASET VE DEMOKRASİ” (1)
Tarih: 03-11-2016 16:51:00 Güncelleme: 03-11-2016 16:51:00


 

“Kadınlar, Siyaset ve Demokrasi” başlıklı bir  makale yayınlanmış.Yazan Fatmagül Berktay. Bu makale "İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2010” adlı kitapta da yer alıyor.. 

Makaleyi okumak şart. Eğer kadınsanız ve seçilen değil seçen bir cinsin içindeyseniz hele mutlaka okumak zorundayız. 

 

****

 

“Kadınlar, Siyaset ve Demokrasi” kadınları çok ama çok ilgilendiren bir konu. Seçim dönemine girildiği şu günlerde CHP Parti Meclisi'ne seçilen Fatmagül Berktay konuya tarihteki durumla başlamış ve daha sonra da teoriyle devam etmiş. 

Kadınların siyasete katılmasının, daha doğrusu katılamamasının epey uzun bir tarihi varmış. 

Eski Yunan’dan başlamış konuya.  

“Eski Yunan demokrasisi tümüyle kadınların ve kölelerin dışlanması üzerine kuruluydu. Özgür kadınların vatandaş sayılmaması, kadınların –kadın oldukları için- kamusal alana girmeye, yönetmeye elverişli olmadıkları varsayımı üzerine kuruluydu. Bu, demokrasinin eksik ya da kusurlu olması sorunu değil; doğrudan doğruya, gerçekten demokrasi olup olmadığı sorunudur. Kadınların kamusal alanın dışına itilmelerinin ve siyasete katılmalarının önlenmesinde kullanılan en işlevsel meşrulaştırıcı gerekçe, ataerkil ideolojinin doğa-kültür ayrımına dayanarak kadınları -doğurma özelliklerinden dolayı, bedenlerinden dolayı- doğa ile özdeşleştirmesi, buna karşılık, erkeklerin, uygarlığı ve kültürü temsil ettiğinin kabulüydü. Böylece, erkeklerin işi kültür ve uygarlık yaratmak, kamusal alanda otorite kullanmak ve yönetmek, yani siyaset yapmak; kadınlarınki ise ev ve aile içinde kalıp çocuk doğurmak olarak belirleniyordu.” 

 

****

 

 

Kadınlar bu durumu sorgulamaya başlıyor. Ancak bu sorgulama din çerçevesinde kalıyor. Kadınların laik ve siyasal bağlamda hak talepleri söz konusu olmaya başlıyor. 

Kadın birey olduğunun farkındadır yurttaşlık haklarını talep etmektedir. “Biz de insan değil miyiz?”diye sormaktadır.

18. yüzyıldan itibaren kadınlar da, erkekler gibi, birey ve yurttaş olmayı talep ediyor. Bu yüzyılda insan hakları söyleminin yükselmesi ile feminist teori de ortaya çıkıyor. Kadınlar, heyecanla, erkeklerin yükselttiği “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik” bayrağının peşine düşüyorlar.  Tabi ki  “kardeşliğin” “ erkek kardeşlik” olduğunu kısa sürede anlıyorlar.  

 

****

 

İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’ndeki “insan” kavramının aslında “erkek” anlamına geldiğinin farkına varan kadınlar, bunun kendilerini de kapsaması için mücadeleye başlıyorlar.  

Çünkü, “burjuva ‘demokratik’ devrimi, henüz, kadınlara ve mülksüzlere de demokrasi tanıyacak kadar ‘demokrat’ değildi” diyor Berktay. 

O dönemde,  ilk feministlerden Mary Wollstonecraft  modern dünyanın zorbalıktan arınabilmesi için yalnızca, “kralların ilahi hakları”na değil, “kocaların ilahi hakları”na da karşı çıkmak gerektiğini söylüyordu.

Gerçekten de, erkekler, yepyeni bir eşitlik ve toplumsal değişme anlayışını savunurken, nasıl olup da nüfusun yarısını sürekli olarak göz ardı edebiliyorlardı?  

Tabiî ki bunu anlamak mümkün değil.

 

****

 

Peki, Osmanlı kadınların da durum neydi. 

Osmanlı kadınları da “biz de insan değil miyiz?” diye soruyorlar. 

Hatta Terakki gazetesinde yazan Rabia hanım “Şurasını iyi bilmek gerekir ki, ne erkekler kadınlara hizmetkar ne de kadınlar erkeklere cariye olmak için yaratılmıştır... El ayak, göz akıl gibi vasıtalarda bizim erkeklerden ne farkımız var? Biz de insan değil miyiz?”diye yazmış gazetede. 

Osmanlı kadınları da “birey” ve “yurttaş” olma taleplerini dile getiriyorlar. Siyasal haklarını ve oy haklarını elde edeceklerini hayal ediyorlar.  

Kadınlar gerçekten, hem Avrupa’da hem de Osmanlı’da bu hayali kuruyorlar ve onu gerçekleştiriyorlar. 

 

 *****

 

20. Yüzyıl, ülkelerin büyük çoğunluğunda kadınların oy hakkına, yurttaşlık haklarına sahip oldukları bir yüzyıl oluyor. 

 Ancak siyasal katılım açısından hala çok geri durumda oldukları bir gerçek. 

Bu duruma Berktay şöyle bir açıklama getirmiş. 

“ Liberal teorinin ve pratiğin ataerkil niteliğiyle doğrudan bağlantılı”dır bu durum diyor.

Aydınlanma’nın büyük yazarlarından Condorcet çok uzun bir süre kabul edilmeyecek bu gerçeği berrak bir biçimde ifade etmiş;

“Ya insan ırkının hiçbir üyesinin hiçbir gerçek hakkı yoktur, ya da hepsi aynı haklara sahiptirler; dini, rengi, ya da cinsiyeti ne olursa olsun bir başkasının haklarına karşı oy kullanan kişi, böylelikle kendi haklarını tehlikeye atar.”

 Maalesef bu söylemlere rağmen ”eşitlerden oluşan bir toplum” vaadi tam olarak hayata geçirilemiyor.

19. ve 20. Yüzyıldaki mücadeleleriyle kadınlar için eşit haklar elde edilmesinde liberal feministler önemli rol oynuyor. 

Liberal feministler, bir yandan liberal teorinin güçlü ve değerli yanlarına sahip çıkarken, bir yandan da liberalizmin, bütün bireylerin toplumda aynı derecede eşit olduğunu savunan ve dolayısıyla somut toplumsal-ekonomik-cinsel eşitsizliklerin üzerinin örtülmesine hizmet eden “eşitsizlikçi” karakterini açığa çıkarmaya çalışıyorlar. 

Liberal feminizmin esas hedefi, kadınların “kamusal” alana girmesini önleyen ve onları eve hapseden yasaları ve uygulamaları ortadan kaldırmak oluyor. 

Tarihsel ve geleneksel olarak kadınları yurttaşlık alanından dışlayan erkekler, böylece siyaset ve yasa yapma hakkını tekellerinde tutmakla kalmamışlar, aynı zamanda kadınlara kamusal işlerde söz hakkı tanımayarak onları sessizliğe mahkum etmişlerdi…  

 

 

 

 

 



Bu yazı 16602 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
     Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
  1. Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
VİDEO GALERİ
YUKARI