Bugun...


SEVİM ESRA GÜNGÖR


Facebookta Paylaş









HASBİHAL: Çocukluğunu çocuğunda görmek...
Tarih: 11-09-2018 08:15:00 Güncelleme: 12-09-2018 06:16:00


Kaç yaşındayım tam hatırlamıyorum ama sanırım 5. Yeni evimize taşınmışız. 
Dedem memleketten gelmiş kardeşim küçük en çok onunla ilgileniyor, gerçi adının da aynı olmasının avantajıyla bir dediği iki edilmiyor. 

Neyse ki küçük, bir saatten sonra mecburen uyuyor. Hemen atlıyorum dedemin kucağına yoldan gelmiş, yorgun argın ama hiçbir zaman bizi kırmıyor. 
Biz ne dersek o oluyor. 
Dedem gelince evde bizim sözümüz geçiyor. Diyorum dedeme, “Hadi seni yeni mahallemizde gezdireyim.”
Şaşırıyor önce diyor, "Kızım siz daha yeni taşındınız biliyor musun buraları?" 
Ben daha yaşım 5 ama özgüven tavan. 
Diyorum, “Buralar benden sorulur.”
Aslında sadece annemle veya babamla bir kez pazara gidip geldik. Onu da tekrardan götür deseler bulamam!
Neyse tutuyorum elinden çıkıyoruz sokağa. 
Gezdiriyorum dedemi. 
Aslında bende bilmiyorum o sokakları hatta ilk kez geçiyorum. 
Bir şekilde evi buluyoruz. 
Ben içeriye geçiyorum oyuncaklarla ilgileniyormuşum gibi ama kulağım dedemde. Anneme diyor, “Bu çocuk ne çabuk öğrenmiş buraları. Mahallede gezmediğimiz yer kalmadı." 
Bilmiyor ki evi bulmak için sokakları tek tek gezdik. 
Neyse gel zaman git zaman okula başlıyorum. 
Sınıfımdaki herkes ağlıyor. Yanlarında anneleri babaları oturuyor. 
Beni annem ve amcam getirdi okulun ilk gününde. Mahallemizden çocuklar da var. Onların birinin yanına oturuyorum.
Annem diyor, "Kardeşin evde yalnız sen kal ben okul çıkışına gelirim." 
Bir şey diyemiyorum!
Ben diğer çocuklar gibi ağlamıyorum, hatta onları teselli ediyorum. 
Okulda en çok konuşan, tüm öğretmenlerimi de konuşmalarıyla bıktıran bir öğrenciyim. 
Veli toplantısı oluyor. 
Herkes üzülüyor bir tek ben, “Ne diyebilirler ki?” diyorum. 
Ufaktan annemden korkuyorum. 
Çünkü öğretmenlerimin en büyük şikayeti "Bu çocuk sınıfta olduğu zaman diğerlerine ders anlatamıyorum. Bir soru sorduğumda cevabı yerinden kalkmadan söylüyor." diyorlar. Neyse annem toplantıya giriyor. 
3-5 saat sürüyor toplantı. Tabi bizim işimize geliyor dışarıda top oynuyoruz, koşuyoruz, üstümüz kir pas içinde. Öğretmenlerle görüşen veliler bir bir çıkıyor. 
Hepsinin suratı beş karış. 
Daha okulun bahçesinde başlıyor çocuklarını tehdit etmeler. 
"Eve gidince göreceksin sen. Demek ödevlerini yapmıyorsun, şımarıyorsun..." Yine annem şaşırtmıyor beni en son o çıkıyor. 
Çünkü hangi öğretmene gitse, “Sizinle en son görüşelim” diyor. Neyse tüm öğretmenlerle görüşmüş düşünceli bir şekilde geliyor. 
“Neymiş dertleri?”  diyorum. Diyor ki, “Kızım neden bu kadar çok konuşuyorsun? Kaç öğretmeninle görüştüysem senin çok konuşmandan, derslerde diğer arkadaşlarının cevaplaması gereken soruları sen cevapladığından, sınıfta her şeyi senin yapmak istemenden bahsediyorlar." diyor. 
 
Yolda giderken bir sürü nasihat, sabah okula geliyorum. 
Annem o kadar çok şey söylemiş ki, bugün konuşmayacağım. 
Bir süre susuyorum. 
Öğretmen derse başlıyor. İlk ders matematik. Sayısal derslerle aram çok kötü. Soru soruyor sınıfta kimseden ses yok. Bakıyor benden de ses yok. İlk defa bir soruyu daha bilen var mı demeden cevaplamamışım. 
Şaşırıyor. 
Diyor, “Nasıl bir sınıf bu. Kimse bilmiyor mu? Dayanamıyorum atlıyorum yine. 
Cevabı bildiğimden değil. Çıkıyorum tahtaya bakıyorum, bir müddet sonra öğretmen geliyor. 
Diyor, "Bilmiyorsun demi." Diyorum, “Bilsem de bilmesem de bu tahtaya çıkmazsam akşam yatamam.”
Diğer dersler de öyle. 
Bir gün İngilizce dersi, yine bilmiyorum. 
Ama atlıyorum. 
Çıkıyorum tahtaya ne kadar İngilizce biliyorsam deniyorum. Sınavından da düşük not almışım. Öğretmen bakıyor diyor ki, “Bir kelime İngilizce bilmesen de geçireceğim seni.” Hayatımda tüm sınavları böyle verdim. 
Hep konuştum. 
Hep en öne atılan oldum. Sonunda gazeteci oldum... Evlendim. Allah nasip etti bir de oğlum oldu.
   
Şimdi bakıyorum evde bıcır bıcır hiç susmuyor. 
O kadar çok konuşuyor ki bazen ben, babannesi, annanesi, dedesi, dayıları, amcaları tıkanıyorum. 
Ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Veriyorum eline telefonu oradan bir şeyler izlerken bile, ya şarkı söylüyor, ya bir şeyler soruyor. 
Sonra diyorum kendi kendime, “Öğretmenlerime neler yapmışım. Daha 2 yaşındaki oğluma ben kendim dayanamazken, 20-22 yıllık hayatımda öğretmenlerim bana nasıl dayanmış?”
Tüm öğretmenlerin sabırları için ellerinden bir kez daha öpüyorum. 
Şimdiden de oğlumun öğretmenlerine sabır diliyorum...



Bu yazı 1431 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
     Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
  1. Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
VİDEO GALERİ
YUKARI