bursa escort bursa escort bursa escort bayan eskort vip bayan escort görükle escort bayan escort
istanbul escort escort bayan istanbul kadıköy escort nişantaşı escort maltepe escort şirinevler escort
sakarya escort kocaeli escort escort bodrum bodrum escort
canlı bahis siteleri
porno film izle anal porno hd sex izle türkçe porno izle türbanlı porno izle
Bugun...


Serdar ERKAN


Facebookta Paylaş









PENCEREMDEN: ARAP VE BATI EMPERYALİZMİNİN TARİHSEL İŞBİRLİĞİNİN GÜNÜMÜZDEKİ İZDÜŞÜMÜ -2-
Tarih: 06-11-2019 15:27:00 Güncelleme: 06-11-2019 15:27:00


1. bölümde değindiğimiz emperyal güçlerin, “dini hareketler  din ve vicdan özgürlüğü”  adına  yapacakları destek ve finansman, batı kurumları eliyle yapılırsa fark edilebilirdi. O nedenle, Müslüman bir ülke eliyle yapılmalıydı. Bunun için uygun ülke 1. Dünya savaşında, Osmanlı’ya karşı  Batıyla ittifak yapan Mekke Emiri Şerif Hüseyin’in oğlu  Kral Faysal’ın  Suudi Arabistan’ıydı. Suudi Arabistan Krallığında kurulan Rabıta Örgütü aracılığıyla Balkanlardan Çin’e kadar (Anadolu ve Orta oğu’daki) tüm Müslüman hareket tarikatlar, laik karakterli hükümetlere karşı  desteklenip, finanse edildi.

Bu ve bunun gibi örgütlerle, Sovyetler Birliğine karşı, 1980’lerde başlayan Yeşil Kuşak Doktorini ile başlatılan Türk-İslam sentezi projesi ile  Türkiye’de FETÖ gibi örgütlere örtülü ve fakat Afganistan’da  Taliban gibi örgütlere açık destek verildi. 2000‘li yıllarda Resmi adı Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ile  Irak ile başlayan ve Sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen Arap Baharı ile kuzey Afrikadan, Suriye’ye kadar tüm batı karşıtı laik karakterli yönetimler devrildi. Yerine din eksenli veya batı yanlısı hükümetler getirilerek iç çatışmalar sürekli hale getirilerek  istikrarsızlaştırıldı.

Ancak, Türkiye Cumhuriyeti özelinde,  ikinci dünya savaşı sonrası Dr. Arnold TOYNBEE nin temel felsefesini ortaya koyduğu doktorinin önünde üç  önemli engel vardı.

Birincisi, Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından titizlikle temeli atılan, din derslerini zorunlu tutmayan, güçler ayrılığına dayanan,  laik , demokratik ,1963 anayasası  ile laik, karma ve bilimsel  eğitim. 

Diğeri, tarikatlar eliyle dini lidere (Şeyhe) tapınmayı ve kulluğu zorlayan ve Allah Korkusunu esas alan Arap Müslümanlığına karşı,  oda kula kulluğu reddeden, Allah sevgisini öncelikli  gören, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli gibi, Allah ve insan sevgisini esas alan Anadolu Müslümanlığının tasavvuf kültürünü yaratan  Yörük/ Türkmen kültürü.

Sonuncusu ise, Dünyanın üçüncü büyük ordusu,  laik ve Atatürkçü TSK idi.

Bu üç engele karşı geliştirilen yeni emperyal Truman doktrini kapsamında; Türkiye’de, 2. Dünya savaşı sonrasında, tarikatları koruyup kollayan Menderes Hükümetine destek verildi, ve yerli ve milli Köy Enstitüleri kapatılarak, imam hatip liseleri açılarak, Siyasal İslam hareketinin  gelecekte sistem için de iktidara getirilmesi hedeflendi. 1980’lere  kadar Atatürkçü ve ilerici aydınlara karşı ve sağ-sol çatışması ile  işlenen siyasi ve faili meçhul cinayetlerle 1980 darbesinin ortamı  yaratıldı. 1980 darbesi ile, Atatürkçü, ilerici ve Türkçü, yeni emperyal doktrin karşısında olabilecek kesimler  ezildi.
Yeni darbe anayasasındaki  daha önceki anayasalarda olmayan ve laiklik ilkesini zedeleyen “din dersleri zorunlu hale” getirildi. Daha sonra, darbenin mimarlarınca ABD destekli Türk-İslam sentezi ortaya atıldı.(Engel olarak gördükleri, hoş görülü Anadolu İslamını, bağnaz ümmetçi Arap islamı içinde eritmek için) 
FETÖ gibi tarikatlar korunarak  önü açıldı. Darbecilerin bize bol geliyor dediği anayasada Cumhurbaşkanlığının yetkileri artırıldı.  Başta YÖK olmak üzere  tüm devlet kurumları ve  siyasi partiler anti demokratik ve otoriter yapıya büründürüldü. YÖK ve diğer  tüm devlet kurumlarında bu ideolojiye göre atamalar yapıldı.
 (YÖK’ün ilk başkanı Prof. Dr. Mehmet SAĞLAM, sonradan Fethullah GÜLEN’in ABD’ye giderek,  üstün nitelikli insan olduğuna dair oturum izni alması için ABD mahkemesinde şahitlik yaptı).

1990’lı yıllarda kamuoyunda tam bağımsız, laik, demokratik Atatürk Cumhuriyetinin  savunucusu, Türk –İslam Sentezinin karşıtı, Muammer AKSOY, Bahriye UÇOK, Ahmet TANER KIŞLALI gibi en önemli  Atatürkçü ideolog beyinler  ve  Türkiye’deki  ayrışmayı önleyecek şahsiyetler, Gaffar OKAN, Musa ANTER tek tek faili meçhul cinayetlerle öldürüldü. 2000’lere giderken  Atatürk Cumhuriyetinin önemli değerleri yok edilerek, son mıntıka  temizliği yapıldı. Bu durum  1990’lı yılların sonuna  28 Şubat 1997’ye  kadar  sürdü. O tarihlerde, daha önce Uğur MUMCU, Muammer AKSOY ve Bahriye ÜÇOK gibi aydınların öngördükleri, yeni emperyal doktrininin olumsuz sonuçlarını, devlette ilk önce TSK’nın üst düzey komutanları fark ettiler.
MGK da kabul ettirdikleri kararlarla, yeni emperyal projenin maşaları olan,  başta  Fethullah GÜLEN olmak üzere devlet kurumları içindeki tüm etkin tarikatların üyelerini ve siyasal islamın önde gelenlerini ayıklamak için harekete geçtiler. Cumhurbaşkanı Demirel ile Ecevit Başbakanlığındaki koalisyon partilerinin desteğini aldılar. Bu durum emperyal güçler tarafından kabul edilemezdi. Ekonomik kriz tetiklenerek, koalisyon hükümeti zayıflatıldı. İMF’nin önerisiyle Kemal DERVİŞ ekonominin başına getirildi. 15 günde 15 yasa ile ekonomi tamamen batı ekonomisine tamamen bağımlı hale getirildi. Öyleki batıdaki merkez bankalarının en ufak kur hareketi ile ekonomimiz etkilenir oldu. Uygulanan acı reçete sonucunda, koalisyon partilerinin arkasındaki halk desteği zayıflatıldı. Küçük ortak MHP’nin ayrılması sağlanarak koalisyon bozuldu ve siyasal islamın temsilcisi AKP iktidara gelmesine destek verildi.

2013’e kadar FETÖ, iktidarın gizli ortağı yapıldı. 2000’li yılların başında Büyük Orta Doğu Projesi(BOP) ile ılımlı İslam Anlayışı yeni doktorin olarak ilan edildi ve bu projenin eş başkanlığı 2002 yılında iktidara gelen, AKP başbakanına  verildiği açıklandı. 

Ne tesadüftür ki, 7 Ağustos 2003 tarihli, The Washington Post gazetesinde, daha sonra ABD eski dış işleri Bakanı olacak, Condolezza RİCE tarafından, kaleme alınan köşe yazısında, Orta Doğu’da Türkiye dahil 23 ülkenin sınırlarının değişeceğini yazdı.   
Ancak, 2010 yılında da Mavi Marmara gemisine Akdeniz’in ortasında uluslar arası sularda İsrail Devleti tarafından  yapılan uluslar arası hukuka aykırı saldırı sonrasındaki gelişmeler ile FETÖ’nün yaptığı açıklamalar ile AKP nin kurucuları da yeni emperyal doktorininin(BOP) tuzağını fark ettiler ve iktidarın iki ortağının arası açıldı.
 Batının desteği  ile iktidara gelen AKP, Orta Doğu’da islediği anti Siyonist politikalarla artık ayakbağı oluyordu. Bunun üzerine okyanus ötesinden 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi tezgahlandı. Darbenin amacı başarılı olması değildi, Türkiye’nin iç çatışmaya sürüklenmesi ve dış müdahaleye zemin sağlanması idi. Aylardır söylenen darbe hazırlıklarından  haberdar olan iktidar, FETÖ yü tasfiye edebilmek için meşru gerekçe yaratmak ve  suçüstü yaparak, bunu lehine çevirmek için darbecilerin fiili olarak harekete geçmesini bekledi. Başta TSK içindeki Atatürkçü subaylar ve halkın desteği ile “darbe başladı, ancak hemen kontrol altına alındı. 

Sonrasında çıkarılan OHAL yasası ile halk nezdinde FETÖ  ve muhaliflere karşı tasfiyeler OHK lar ile meşru hale getirildi. Bu kafa karışıklığı ortamında son bir hamle ile, emperyal güçler tarafından, kurulan kanlı örgüt IŞID’ın bombalı  eylemleri ile onlarca Türk vatandaşının ölümüyle, Türkiye iç çatışmaya sürüklenmek istendi. Bunlarda başarılı olamayınca, güneydoğu  sınırında Suriye’de batının yarattığı IŞID örgütüne müdahale gerekçesiyle, bölgeye giren iki süper güç eliyle, yeni bir boşluk ve istikrasızlık ortamı yaratıldı.

Rusya, Suriye  ve Arap Dünyası ile ilişkilerimizde ve içeride   FETÖ gibi tarikatları devlet içinde etkin kılmak gibi hataların sonunda, aldatıldığımız ve yanlış yolda olduğumuz görüldü, 180 derece politika değişikleri yaşandı. Türkiye, Fırat kalkanı, Zeytin Dalı ve  son Barış Pınarı Harekatı ile bu bataklığa girmek zorunda kaldı. Tabi ki, başını Suudi Arabistan Krallığı’nın çektiği Arap Birliği zaman geçirmeden harekatı hemen kınadı.

Kanımca tüm bu gelişmeler karşısında çözüm, Batının tüm emperyal projelerini boşa çıkaracak dış politika, ekonomi ve laiklik konusunda Atatürk Cumhuriyetinin  kuruluş felsefesine ve ayarlarına geri dönmektir. Zaten, 17 yıllık AKP dönemi sonunda gördük ki, istesek de istemezsek de dış politikadaki zorunlu U  dönüşleri zaten, bunu gösteriyor  ve  dayatıyor. Ve bu ortamda, ABD başkanı Trump, bugünlerde  başlangıçtaki ifadeyi  ve son olarak da Suriye’ye ait petrol yataklarını hukuksuz şekilde nasıl el koyduklarını ve yaralandıklarını söylüyor. Trump’ın ve Arap birliğinin son  açıklamaların, coğrafyamızda gelecekteki izdüşümünü ve nasıl sonuçlar doğuracağını, hep birlikte yaşayarak göreceğiz.



Bu yazı 534 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Mersin Nefes İstiyor! 2
    Mersin Nefes İstiyor! 2
  • Mersin Nefes İstiyor!
    Mersin Nefes İstiyor!
  • Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
     Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
  1. Mersin Nefes İstiyor! 2
  2. Mersin Nefes İstiyor!
  3. Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
VİDEO GALERİ
YUKARI