Bugun...


Serdar ERKAN


Facebookta Paylaş









ÇANAKKALE ZAFERİNDEN, ARSLANKÖY’ÜN AYDINLANMA MÜCADELESİNE …
Tarih: 19-03-2019 06:44:00 Güncelleme: 19-03-2019 06:44:00


(Türkiye’nin kurtuluşunda ve  aydınlanmasında emeği ve katkısı olan binlerce adsız kahramanın anısına…)
        Bu yazının başlığını okuyan bir çok kişi başlığa bakıp ne alaka diyebilir. Ancak burada yazacaklarım,  bu  başlığı yazmama neden oldu. Yazdıklarım, bir çoğu öğretmen babam Halil ERKAN’dan ve  birinci derecede tanıkların ağzından dinlediğim  yaşanmış bir öyküdür ki, bilinmeyen  bir çok eksiği vardır. Kısa bir yazıya sıkıştırma çabalarım nedeniyle, bu yazıdan sonra olasıdır ki bir çok Arslanköy’lü,burada  yazılamamış  bir çok eksiği  tamamlayacaklardır. Öte yandan bu yazının öznesi olan kahramanın, Arslanköy’lülerin  Mersin’in kurtuluşuna yaptıkları katkıdan , hemen sonra ve belkide daha fazla övünecekleri  cesaret ve çaba örneği saygıdeğer bir  mücadelenin öyküsüdür.  Aynı zamanda  bir çok Arslanköy’lünün hatırlayamadığı veya farkında olmadığı bu olay, Arslanköylü’lerinin okumuş yazmış sayısı ve yetiştirdikleri aydınlarıyla kazandığı haklı şöhretin temelinde yatan öyküdür. Hiç okuma yazması olmayan bir Çanakkale ve Kurtuluş Savaşlarının gazisinin, belki de tek başına ve inançla  bir hayalinin peşinde cesaretle ve  sabırla gerçekleştirmesinin, yine  olağanüstü  bir mücadele  ve zaferidir bu öykü.
         Bu yazının yazılmasını hakkeden Arslanköy’lü kahramanımızın adı Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı Gazisi Çolak Ali Yıldıran’dır. Bir çok Arslanköylü onun adını, Arslanköy(Efrenk) Kuvvai-Milliye hareketinden belki duymuştur. Ama eski ve yeni kuşaktan bir çok Arslanköylü ‘nün onun Arslanköy’ün kalkınma ve aydınlanmasına  yaptığı olağanüstü katkıyı unuttuğu veya bilmediğini düşünerek,  bu elleri  öpülesi kahraman gazimizin  anısına, Çanakkale Savaşının yıldönümünde bu yazıyı tarihe not düşmek adına bu yazıyı yazma sorumluluğu  duydum.
ÇOLAK ALİ’NİN, ÇOLAK OLMA ÖYKÜSÜ
Çanakkale Savaşı, Osmanlı toplumunun farklı ırk ve dinlerden(bu savaşta ölen Ermeni ve Rum ve Hıristiyan, Yahudi) kardeşlerimizin kaderlerini içinde yaşadıkları toplumla birleştirerek  son kalan Anadolu’da bir millet olma hikayesidir aynı zamanda.  Çanakkale savaşı sonuçları itibariyle, 1917 Ekim devriminin gerçekleşmesini  sağlayarak, Sovyetler Birliğinin, kurulmasını sağlamıştır. Nitekim, Sovyetler Birliği de, daha sonra  kapitalizminin ve batı  emperyalizm ideolojisinin, sosyalizm ile  dengelenmesini sağlayarak 1989 a kadar sürecek  iki kutuplu Dünyanın temelini atmıştır. Daha sonra Çanakkale Savaşını takip eden yıllarda ise, bu defa batı  Emperyalizmin Anadolu’ya çullanışında, bu sefer Sovyetler Birliği,  Ankara hükümetine , para ve silah desteği  vererek Kurtuluş Savaşının Zaferle sonlanmasına destek  vermiştir. (Farklı ideolojide ols ada ortak düşmana karşı iki birinci Dünya Savaşı sonrası başlayan iki devletin dostluğu, İkinci Dünya Savaşının sonuna kadar devam etmiştir).
İşte 300 bin şehit bir o kadarda gazi ile tarihimizin en kanlı bölümlerinden  biri olan bu savaşta, doğudan batıya, kuzeyden güneye, Anadolu’nun  hemen hemen her köyden bir veya daha fazla  şehit ve gaziler çıkmasına neden olmuştur.
Arslanköy’den(Efrenk)  bir çok şehit ve gaziler çıkmıştır. İşte Bu gazilerden biri Arslanköy’den Çolak Ali’dir. Çanakkale Savaşı  sırasında, düşmanın üstün ateş  ve  mühimmat gücüne karşı, bir çok silah ve  mühimmat  ve eksiği ile savaşan Osmanlı ordusu,  bu savaşta  düşmandan çok daha fazla şehit ve yaralı olmuştur. Bu mühimmat eksiklerden biride siper savaşlarında düşmanın çok sık kullandığı el bombalarıdır, ki bunlara Osmanlı askerleri  “kara kedi” adını takmışlardır. Düşman siperlerinden gelen bu el bombaların patlamadan ustalıkla alınıp tekrar düşman siperine atarak mucizeler yaratılmıştır. Ancak bir gün, Çolak Ali’nin bulunduğu  siperde savaşa ara verilip yemek  yenilirken, sofranın ortasına sekerek gelen bir el bombasının yarattığı şaşkınlık ve geçen zamandan sonra Çolak Ali’nin önce davranıp bombayı  eliyle atarken bomba elinde patlamıştır. Çok Ali olayın sıcaklığı ile sofraya dönerken eli  sallanır durumdayken, kan kaybından  bayılması  ve yakın bir hastaneye kaldırılması ile  sonuçlanmıştır.
Gözünü açtığında bir hastanede, yataktadır ve   eli bileğinden sargılıdır. Hastahanede yalnızdır, etrafındaki yataklardan ölenler kaldırılmakta, yaralılar bağırmakta, doktorlar ve  hemşireler can hıraş koşturmakta, bir taraftan yeni gelen yaralıları, boş koğuş ve yataklara yerleştirmekte, bir yandan yaralılara müdahale ederek ameliyat yapmaktadır. Çolak Ali ilk defa bulunduğu bu ortamda şaşkındır. Bir süre sonra beyaz gömleği ile Doktor ve hemşire yanına gelir sohbet ederlerken ona nasıl doktor olduğunu sorar, doktor da kendisine , tanzimatla açılan batı tipi okullardan mezun olduktan sonra, , İstanbul’da Tıbbiye-i Şahane Mektebini bitirip doktor olduğunu anlatır. Kurtarıcısı olan doktora ve hemşirelere minnet duygusu ile sarılıp teşekkür edip taburcu olur. Ancak kendisini tedavi eden  doktoru ve anlattıklarını hiç unutmaz. Savaş bitince köyüne(Efrenk)  döner. Birkaç sene sonra, birinci Dünya Savaşı bitince Almanya yenilgiyi kabul edince Osmanlı’da yenik sayılır. Mondros mütarekesini takiben,  5 Kasım 1918 tarihinde Atatürk güney cephesinden  Mersin’e gelir . Bugünkü Latin Kilisesinin yanındaki  Karamancılar Konağında içlerinde Efrenk’li(Arslanköy) Hüsnü (YILDIRAN)’ında bulunduğu bir grup askerle yaptığı toplantıda , işgal başlamadan kentteki silahların Toros dağlarındaki köylere gönderilmesini emreder. Daha sonra başlayan işgale, Kozanlı Nailin  öncülüğünde  kurulan Efrenk(sonradan Arslanköy) Müfrezesinin içinde yer alarak, daha önce kaçırdıkları silahlarla Mersin’in Fransız işgalinden kurtulmasında ,düşman bölüğünü  yenilgiye örnek bir kahramanlık gösterirler. Çolak Ali 29 Ekim 1923 de, Cumhuriyetin İlanı   sonrasında  İstiklal Madalyası ile ödüllendirilir. 
MUSTAFA KEMAL’İN ASKERİ ARTIK CEHALETLE  SAVAŞ CEPHESİNDE.  
Emperyalizmle savaş bitmiş, düşman denize dökülmüş, hemen savaş sonrası  toplanan 1923 1.İzmir  İktisat Kongresinde  M. Kemal Atatürk’ün  dediği gibi cehalet ve yoksullukla mücadele başlamıştır. Çolak Ali de Mustafa Kemal’in emrettiği gibi, duraksamadan cehaletle savaş cephesine kendini gönüllü yazmıştır. Bu savaşın belirli bir mekanı ve zamanı  yoktur. Herkes bulunduğu yeri cephe kabul edecek ve bu büyük ve soyut   savaşı verecektir. Düşman yüzyıllar için Anadolu’da insanların aklına ve ruhuna çöreklenmiş sinsi bir düşmandır. Yenmek kolay değildir. Bu nedenle , 29 Ekim 1923 de Cumhuriyetin ilanından sonra, Çolak Ali, hiçbir zaman  unutmadığı ve hayatını borçlu olduğu  doktorunun anlattığı çağdaş eğitimi köyüne de getirmek için savaş sonrası 1939 a kadar muhtar olacaktır ve  ilk işi göğsünde madalyası ile   zamanki vilayet merkezi  Adana’na valilik konağına gitmek olacaktır. Cehaletle savaşta üstlendiği sorumluluğun farkındadır. Günlerce ve defalarca  valiliğin kapısını aşındırarak valilikten Efrenk’e(Arslanköy) için, Çukurova’daki i bir çok köyden önce,   batı tipi eğitim veren ilkokul açılmasını sözünü alacaktır. Valiye de, ertesi yıl dersler  başlayıncaya kadar bir okul binası ve öğretmen lojmanı yapma sözü verir. Bugünkü köy meydanına yakın bir yerde lojman ve okul inşaatını  1925 yazında kendisi ve yardımcılarıyla tamamlar, vilayete haber iletir ve artık yeni öğretim yılı için öğretmenin gelmesini bekler. Öğretmen gelir gelmez, okul resmen faaliyete başlar. Köyde duyuru yapar ve  okuma çağındaki çocukların okula gönderilmesini bekler. Ancak köydeki bazı kişilerin ve çevrelerin statüleri ellerinden gitmesin diye   “Gavur Mektebine  göndermeyin, kızlı erkekli karma eğitim yapılıyor, kızlarınız kötü yola düşecek”   türündeki yaptıkları propaganda etkili olur ve kimse çocuğunu okula göndermez. Bunun üzerine o günkü şartlarda eşek sırtında 3-4 günde gelinen köyde kalmaya istekli olmayan öğretmen, ayrılacağını bildirince, Çolak Ali, köydeki okul çağındaki çocukları saptayarak,  listesini öğretmene teslim eder. Öğretmen de çocukların ailelerini tek tek dolaşıp, uyararak yasa hükmü gereği göndermelerini söyleyince korkan köylüler çocuklarını göndermek zorunda kalır. Bu olayla birlikte, Osmanlı döneminden kalma  eski statüleri bozulan cahil ve yobaz çevrelerin, Cumhuriyet devrimlerine ve  köydeki temsilcilerine ilk husumetleri  bu okulun açılmasıyla başlamıştır. Artık , bundan sonra , köyde yapılan  her  yenileşme devrim ve hamleye(köyde millet mekteplerinin ,  halkevinin ve kütüphanenin açılması, tiyatro ve sanatsal faaliyetlerin başlamasına ,bu çevreler   karşı tepki vermek için fırsat kollamaya başlarlar.(bu fırsatı da çok partili rejime geçerken 1946 yılında bulacaklardır)  Bu nedenle daha sonra onun ihbar ettiği ortaya çıkınca köyün yaşlıları tarafından köy odasına çağrılır, uyarılır ve tehdit edilir. Ancak o bunlara aldırmaz, çünkü o hiçbir savaşta yenilmemiş  Mustafa KEMAL’in askeridir ve bir çok köylünün  husumetini almak pahasına okulun eğitime devam etmesini sağlar. (Daha sonraki yıllarda okula çevre köylerinden de öğrenci gelmeye başlar. Köydeki  ilkokulu bitiren çocukların  sayısı giderek artmakta ve köyünde Mersin’le ilişkisi gelişmektedir. İlk mezunlardan bazıları,  Mersin’de, belediye ve kamu kurumlarında  iş bulurlar,sonraları  çocuklarını Mersin’de orta okulda okuturlar). Çolak Ali, bir çok aşağılamayı göze alarak  kendi  kız çocuklarını da  köyünün  ilkokulunda okutarak karma eğitimi başlatarak köye örnek olur. Ancak onun asıl hedeflerinden biri hala  çocuklarının birini doktor yapmak vardır. Çolak Ali, kız erkek tüm  çocuklarını ilkokuldan sonra  orta okul ve liseyi okumak üzere önce Mersin’e, sonra  Adana’ya ve Düzçi Köy Enstitüsüne  gönderir. Büyük oğlu  liseden sonra İstanbul’a Tıp Fakültesini kazanır. Ancak, orada okurken hastalanır ve Arslanköy’e dönüş yolunda  ölür. Bunun üzerine ikinci oğlunu da Tıp Fakültesine gönderir vedoktor olarak mezun olmasını sağlar. Oğlu doktor olarak köye geldiğindeki sevinci ve coşkusu beraber çekilen  resimlerine yansır. Çolak Ali, cehalete karşı yaptığı ilk mücadeleyi kazanmıştır. Köyünde  sadece erkek çocuklarının değil, başta kendisininkiler olmak üzere  kız çocuklarının da okumasını sağlayarak, onların ve gelecek kuşakların kaderini değiştirmiştir.
             Arslanköy’ün okuma oranındaki asıl sıçraması,  1940 yılında yatılı öğretim yapan Köy Enstitülerinin açılmasıyla olur. Arslanköy’ün kız ve erkek  İlkokul mezunlarının, 1956’ya kadar,  Düziçi Köy Enstitüsünden, sonrasında  da civar kentlerdeki öğretmen okullarının sınavların kazanarak, mezun olup, aylık maaşlı öğretmen/ memur/hemşire olarak dönmeleri sonucunda, köylüler arasında çocuklarının Mersin ve Adana’daki  yatılı okullara(hemşirelik okulları dahil) gitmeleri ile köydeki ortaokul, lise ve yüksek okul ve üniversitede okuyan sayısı hızla artmıştır. Bu zeki köy çocuklarının İçlerinden onlarca profesör, yazarlar ve sanatçı, mühendis , öğretmen ve hemşire  çıkacaktır.
İşte 1915 Çanakkale  Zaferinin kazanılmasında , canını ve uzuvlarını veren onbinlerce Mustafa Kemal’in  askerlerinden  biri olan Çolak Ali’nin elinde bombanın  patlamasıyla başlayan süreç bir köyün kaderini toptan değiştirmiştir. Çünkü,  O’nun Mustafa KEMAL’in  çağdaşlaşma vizyonuna inanması, çocuklarını okutup doktor yapma hayali, Torosların zirvesinde ,altı ay karın altındaki yoksul ve  zorlukla ulaşılabilen bir köyde ,  sabırlı, kararlı  ve israrlı mücadelesi, Arslanköy’ün ve bir kaç kuşak  köy çocuklarının kaderinin değişmesinde   çok önemli ve değerli bir dönüm noktası olmuştur.Ancak onun köyünün kalkınması ve aydınlanması  yolundaki  çabaları Arslanköy’ün  sadece eğitimde değil, aynı zamanda köyde ilk halkevini açıp tiyatro  ve kütüphanesini  kurarak ,  köyün sanat ve  kültür yönünden de gelişmesini sağlamasında çok büyük emek ve katkısı  olacaktır.  Bugün, adını Dünya’ya duyuran  Arslanköy’lü kadınların kurdukları tiyatro grubunun temelinde ,onun attığı temel ve adımlar sayesindedir( Arslanköy Halkevinin , çok partili döneme geçiş sıkıntıları içinde yaşanan, 1946 provakasyonunda tarümar edilip, kitaplarının köy meydanında yakılması, kalanlarının sayfalarının bakkallarda çerez külahı, berberlerde kağıt olarak kullanılması  ve halkevinin  kapatılıncaya kadar köyün opera ve kültür merkezi gibi çalışması ve köyün kültür hayatına katkısı  ayrı bir yazının konusu olacaktır). 
         Çolak Ali ve  ailesi  sonradan ailece, bence  çok anlamlı  YILDIRAN  soyadını  almışlardır. Çünkü o, Çanakkale’den komutanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün askeridir. Aynı zamanda, o’nun kurtuluştan  sonrada cehaletle savaşta da gazi maaşını alıp  köşesine çekilmeden, yılmadan Türkiye’nin çağdaş uygarlık yolunda  işaret ettiği cephede de savaşa koşmuş, gösterdiği i  hedefe doğru, Arslanköy’ün kaderini değiştiren bir “aydınlanma savaşçısı”dır.Cumhuriyetin ilanından hemen  bir yıl sonra,  1925 yılında kurulan  bu okuldan bugüne kadar mezun olan tüm Arslanköy’lüler ve onların çocukları, torunları  ona minnet ve saygı borçludurlar. Bu nedenle onun adı Arslanköy’ün ilkokuluna verilmeli ve Arslanköy İlkokulunun adı “GAZİ ÇOLAK ALİ YILDIRAN  İLKOKULU” olmalıdır. Böylelikle, ona olan gecikmeli borcumuzu 100 yıl sonra belki bir nebze ödemiş olacağız.Işıklar içinde yatsın, mekanı cennet olsun.



Bu yazı 363 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
     Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
  1. Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
VİDEO GALERİ
YUKARI