Bugun...


Hüseyin KARA


Facebookta Paylaş









Medeniyet Dediğin… "KÖŞEGEN"
Tarih: 02-10-2017 09:11:00 Güncelleme: 02-10-2017 09:11:00


 

Mersin’de tren garından sahile doğru inerken gördüğüm manzara gerçekten içler acısı. Uzun yıllar öncesinden kalan tarihi binalar kimsesiz, yalnız, sahipsiz…

O an düşündüm, “Neden böyle bakımsız bu binalar? Eğer bir Avrupa ülkesinde olsa nasıl bakılır nasıl ilgilenilirdi diye?” sonra kısa bir araştırma yaptım. 

Fransa Mimarlık Yasası’nda, mimarlığın ‘Çevreye Uyumlu Katılım Sanatı’ olduğu vurgulanıyor.  

Bir yapı yapmak, onu bulunduğu çevreye katmak demektir. 

O çevreyle olan ilişkisinin uyumlu olması ve o çevreye uyumlu katılması gerekir. Fransız Mimarlık Yasası’nın bir numaralı kuralı ve amacı budur. Hatta bu yasa, uyumlu katılımın kamu yararına olduğunu da vurgular. 

Buradaki kamu yararı demek genel anlamda bir kamu yararıdır. 

Bu yarar, Türkiye’deki gibi kamu yararına deniz kıyısında beş yıldızlı otel yapma anlayışını çağrıştıran kamu yararı kavramı değildir.

Fransız yasasındaki vurgulama, o ülkede üretilen yapıların özellikle cepheleri ve kütleleri, mimari kimlikleri ile hangi çevreye eklemleniyorlarsa, orayla olan ilişkilerinin doğru kurulması için bir yönlendirici, özendirici bir yasa hükmü halindedir. 

İngiltere’de daha radikal bir uygulama mevcut. 

Özellikle koruma alanları çok geniştir. Bu alanlarda bir yapı yapılmak istenildiği zaman yapının projesi belediye tarafından halkın görebileceği bir yerde, maketleriyle birlikte üç hafta boyunca ilan edilir. Bu süreç içerisinde halk projeyi inceler ve bir anketle görüşlerini belediyeye bildirir. 

Belediye de o binaya izin verip vermeyeceğine yönelik kararını oluştururken, ilgili diğer teknik yönetmeliklerin yanı sıra halkın eğilimini de dikkate almak mecburiyetindedir.

Bir başka örnek Prag... Dünyanın en iyi korunan kentlerinden Prag’ın 120 yıllık bir imar tüzüğü var. 

Bu tüzükte, ‘Her kim ki Prag’a bir yapı ilave etmek ister, o yapısıyla Prag’ı daha da güzelleştireceğini ilgili kurumlara kanıtlamak mecburiyetindedir. Aksi halde o yapıyı Prag’a ekleyemez’ diye bir madde vardır. 

Benzer şekilde 700 maddelik Amsterdam İmar Tüzüğü’nün ilk maddesinde de belediye sınırları içerisinde herhangi bir yeni yapı yapılmaması bildirilir. Geri kalan maddeler ise hangi koşullarda bir yapının yapılabileceği üzerinedir. Tüzükte kapı tokmağına kadar her şey tanımlıdır.”

Tarihiyle onur duyanların ve bunları politikalarına yansıtmak isteyenlerin yapması gereken ilk şey, öncelikle Mersinimizdeki tarihi değere sahip yapıları korumak ve kurtarmaktır. 

O yapıları kurtarmak, oraları yaşanan, çağdaş yerler haline getirmek gerekiyor. 

Bunu yapmayıp, sayısız evin yok oluşunu umarsızca seyredip, yeni yapılan binaların estetiksiz beton yığınlarına dönüşmesini izlemek tarihe yapılan en büyük ihanetlerden birsidir. Tarihi kent dokusunu korumak ve bu alanları kimlikli bir kentin yaşayan bölgeleri haline getirmek gereklidir.

Sonuç olarak;

Medeniyet; beton, ezbere konuşma ve diploma değildir; medeniyet değerleri koruma, düşünce ve bilinç düzeyidir...



Bu yazı 1625 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
YAZARLAR
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
     Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
  1. Ekşi limon ihracatla ekonomiyi tatlandırdı
VİDEO GALERİ
YUKARI